Mutlaka okunması gereken Ortadoğulu 10 kadın yazar

0
65
Türkçe’ye kazandırılmış/ kazandırılamamış 10 Ortadoğulu kadının ‘kadınların sesi’ olmasına vesile olan kitapları… Sadece isimleriyle de olsa bu kadın yazarlar en azından tanınmayı hak ediyor…

Sürekli savaşlarla ya da maruz kaldıkları ayrımcı, cinsiyetçi politikalarla haberlerde yer bulabilen Ortadoğulu kadınlar tüm bu zorluklara rağmen yaşama ve var olma mücadelesi veriyor. Ortadoğulu kadın yazarlar da Ortadoğu’daki tüm kadınların sesi olmak için yazıyor. Kadını karanlığa hapseden zihniyete karşı kalemine sarılan Ortadoğulu 10 kadın yazar ile tanışın…

LAYLA BAALBAKİ

Ortadoğu’daki kadın edebiyatının öncülerinden biri olarak ün salmış olan Layla Baalbaki, Arap edebiyatında kadının sesi olan, özellikle kadın sorunlarına eğilen ilk yazarlardandır. Hayatta yer edinmeye çalışan; siyasi, sosyal ve ekonomik özgürlüğü için çaba gösteren genç bir Lübnanlı kadını konu edinen 1958 tarihli ‘Yaşıyorum’ romanı, zamanının çok ötesinde bir eserdir. Maalesef Baalbaki’nin kadınların en özel duygularına dair dürüst keşfi tartışmayla ve düşmanlıkla karşılanmış, kendisi müstehcenlik ve ahlaksızlıkla suçlanmıştır. Sonunda beraat etmiş olsa da, Baalbaki 1964’tan sonra hiçbir kurgu eser yazamamış ve gazeteciliğe dönüş yapmıştır.

ASSİA DJEBAR

Cezayirli ünlü bir yazar olan Assia Djebar, Cezayirli kadınların sömürgecilik sonrası yaşadığı kötü şartları incelemiştir. Eserlerinin arasında, Delecroix’nin ünlü Cezayirli Kadınlar’ından (1834) esinlenmiş ‘Cezayirli Kadınlar Apartmanlarında’ (1980) isimli kısa öykü derlemesi de bulunmaktadır. Bu öyküler günümüz Cezayir toplumunu kuşatan Oryantalist ve ataerkil yapılara cevap niteliği taşımakta, kadınların hayatını devamlı olarak sınırlayan eşitsizliklere dikkat çekmektedir. Djebar, 2005 yılında Fransız mirasını ve dilini destekleyip korumayı amaçlayan tarihi bir kurum olan Fransız Akademisi’ne alınmış ve bu onura layık görülen ilk mağrip asıllı yazar olmuştur.

Assia Djeber’ın ‘Mezarı olmayan kadın’ adlı kitabı Evrensel Basım Yayın tarafından 2013 yılında basılmıştı.

İNAAM KACHACHİ

Bağdat’ta doğup büyüyen ve burada gazetecilik üzerine üniversite eğitimi gören İnaam Kachachi 1979’da taşındığı Paris’te yaşamaya devam etmektedir. Kachachi, Arapça gazetelere düzenli olarak yazılar yazmasının yanı sıra göç ve vatan konularını, aynı zamanda da günümüz Irak’ının acımasız gerçekliğini inceleyen çeşitli romanlar yayımlamıştır. Irak edebiyatının aldığı dini ve didaktik yönden bıkkınlık duyan Kachachi, yaşamış olduğu Irak’taki karmaşık karakterleri özgün bir biçimde tasvir etmeye çalışmaktadır. Son romanı Tashari (2013) 1950’lere uzanmakta; ülkenin değişen sosyo-politik yapısını bir aile ve bu ailenin dünyanın farklı köşelerine dağılması üzerinden incelemektedir. Bu roman, Uluslararası Arapça Kurgu Ödülü için adaylar listesine girmiştir.

SAHAR KHALİFEH

Filistin’in ilk ve önde gelen feminist yazarlarından biri olan Sahar Khalifeh, günümüz Filistin toplumundaki kadınlar üzerine olan ayrıntılı tasvirleriyle bilinmektedir. Khalifeh’in arka planına Filistin işgalini alan eserleri, belirgin olarak kadın bakış açısıyla yazılmaları, dolayısıyla da sürekli olarak duyulmayan kadınların sesi olmalarıyla, işgal edilmiş topraklardaki yaşamın gerçeklerine dair cesur bir tasvir sunmakta. En çok bilinen romanlarından olan Miras (1997), asla tanınmayacak ve hatırlanmayacak olsalar da, her şeylerini insanları ve ülkeleri için feda eden Filistinli kadınların öyküsünü anlatmakta.

FATEMA MERNİSSİ

Dünyanın önde gelen İslami feministlerinden biri olan Fatema Mernissi, eserlerinde İslam’ın kadına olan tutumuna ve dinde kadının rolüne odaklanmaktadır. İslam’ın tarihsel bağlamında kadın cinselliğine dair temaları işleyen ilk eseri Peçenin Ötesi (1975) gözden kaçırılmaması gereken bir metin. Yazarın çoğu eseri kadınların somut alanlarını incelemekte. ‘Günlük Savaşımız Sırasında: Faslı Kadınlarla Röportajlar’ (1991) Fas’ta kadın olmanın gerçekliklerine dair özgün, bütüncül bir tablo sunmak adına farklı sosyo-ekonomik arka planlardan ve hayat tarzlarından bir grup kadınla yapılan röportajlardan oluşmaktadır.

AZAR NAFİSİ

İran doğumlu Azar Nafisi, İsviçre ve ABD’de eğitim görmesinin ardından, 1979’da edebiyat profesörü olarak İran’a geri dönmüştür. Romanı ‘Tahran’da Lolita Okumak’ (2003) devrim sonrası İran’ındaki öğretmenlik deneyimlerinin bir temsili olup; çoğu Batı edebiyatından olmak üzere, yasaklanmış eserleri tartışmak için gizlice Nafisi’nin evinde buluşan kızlardan oluşan bir kitap kulübünü konu almaktadır. Nafisi’nin romanı devrim sonrası İran’ınında aşamalı olarak yiten özgürlüklerin, kadınların kötüleşen durumunun ve Irak-İran savaşının trajedisinin yürek burkan bir temsilini sunarken aynı zamanda iyi edebiyatta bulunan gücü ve avuntuyu da su yüzüne çıkarmakta. Böylece Tahran’da Lolita Okumak yalnızca yazarın anıları olarak değil kültürel ve milli hafızanın da bir temsili olarak da kendini göstermekte.

NAWAL EL-SAADAWİ

Önemli bir romancı, eleştirmen ve insan hakları savunucusu olan Nawal El-Saadawi 1931’de Mısır’da doğmuş ve tıp doktoru olarak eğitim görmüştür. Bu çalışma sayesinde kadınların, özellikle de alt sınıftan olanların geçirdiği zorluklar ve fiziksel sıkıntıları ilk elden gözlemlemiştir. Kadınların psikolojik ve fiziksel sorunlarıyla içinde yaşadıkları baskıcı ataerkil yapılar arasında bağlantılar kurmaya başlamıştır. Bu temaların çoğu, eşitlik mücadelesinde kadın bedenlerini bir savaş alanı olarak betimlemesiyle ikinci dalga feminizmin metinlerinden biri haline gelen Kadınlar ve Cinsiyet (1972) adlı kitabında tartışılmaktadır. El-Saadawi, kurgu dışı metinlerinin yanı sıra, çoğu günümüz kadınlarının sosyo-kültürel koşullarını işleyen bir dizi kısa hikaye derlemesi ve romanı yazmıştır.

GHADAH AL-SAMMAN

Ghadah Al-Samman’ın eserleri şiirden, romana, romandan gazeteciliğe birçok türü içermektedir. 1942’de Şam’da doğmuş ancak 1960’larda Lübnan’a giderek Suriye’yi terk etmiş ve bir daha hiç dönmemiştir. Hâl böyleyken, şehirdeki güncel sosyal meseleleri işleyen romanı Beyrut 75 (1974) ve Lübnan İç Savaşı’nın yürek burkan bir tasviri olan Beyrut Kabusları’ da (1997) dahil olmak üzere, ünlü eserlerinden bazıları belirgin olarak Lübnan odaklıdır. İşlenme şekilleri farklılık gösterse de, Al-Samman, eserlerinde her zaman bir dizi önde giden temaya yer veriyor: Arap burjuva değerlerinin reddi, özgürlüğün önemi ve -El-Samman’a göre tüm insanlığın özgürlük arayışı için temel önem taşıyan kadınların kurtuluş arayışı.

MARJANE SATRAPİ

Her ne kadar Marjane Satrapi’nin ismi pek bilinmese de, aynı adı taşıyan ödüllü bir filme uyarlanan çarpıcı çizgi romanı Persepolis (2000 ), çizgi roman türünün bir klasiği haline gelmiştir. Devrim sonrası İran’ındaki hayata dair dürüst ve esprili bakış açısı övgüyle karşılanmıştır. Satrapi’nin romanı, yeni ve baskıcı rejimde gençlik ve ergenlik dönemini deneyimleyen ilk kuşağın bir parçası olarak, gençlik özgürlüğü ve isyan kültürü ile rejimin katı ahlaki kuralları ve sansürü arasındaki gerginliği tasvir etmektedir. Ayrıca, bu yasaların kadınlar, siyasi eylemciler ve sanatçılar gibi gruplar için olan daha geniş etkilerini de göstermektedir.

HANAN AL-SHAYKH

Uluslararası tanınmış bir yazar olan Hanan Al-Shaykh’ın eserleri Arap toplumunda kadınların konumunu sorgulamakta ve kadınların hayatlarını yönetmeye devam eden kök salmış ataerkil yapıları eleştirmektedir. Al-Şeyh’i Arap dünyasında çığır açan bir yazar haline getiren kurgusu eşcinselliği, kürtajı ve kadın sadakatsizliğini de içeren birçok geleneksel tabuyu tasvir etmektedir. Al-Shaykh son romanı Yalnızca Londra’da (2001) ile Londra’da diasporada yaşayan Arap karakterlerin kesişen öykülerini tasvir ederken, kimlik ve aidiyet kavramlarını da incelemekte. Al-Shaykh romanında, göçmen kimliğinin hayal kırıklığını ve belirsizliğini; kişinin anavatanının kültürüyle yeni bir ülkenin kültürü arasındaki gerilimi ve de uluslararası ve kültürlerarası bir ortamda kişinin kendi yerini bulmasının zorluğunu ortaya koymakta.

Kaynak:  https://ekmekvegul; Beste İrem Ekmek ve Gül için Culture Trip’ten çevirmiştir.

CEVAP VER