NE OLUR?

0
4

NE OLUR?

Günaha, harama ve suça o kadar çok battılar ki!

Bir gün hesap sorulacak olmasının, ihtimali dahi kanlarını donduruyor.

Bu nedenle AKP için, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak hayat memat meselesidir.

Ve yine, AKP için elinde bundurduğu bu muazzam güç; içen kişiyi öldükçe dirilten ve içtikçe de güç sarhoşu eden bir hayat iksiri gibidir.

Çünkü herşeyi, ama her şeyi o iktirar erkini kullanarak yapıyorlar. Bazen müşfik ve yumuşak, çoğu zaman ise bencil, cabbar ve gaddar…

Yani güç ve iktidar yoksa, AKP de yok demektir.

Tabi AKP yoksa: 1000 odalı şaşalı saraylar, lüks köşkler, muazzam yazlıklar, lüks uçak filoları, lüks otomobil katarları, sayıları binlerle ifade edilen hizmet ve koruma orduları, her türlü desteği veren Diyanet’in imam orduları, gerektikçe yararlanılan tarikat orduları, her zaman “Alo Fatih” diyebilecekleri medya desteği, kolayca alabilecekleri gemicikler, arpalık gibi kullanabilecekleri vakıflar ve dahi ejder meyveli smoothie’ler de yok demektir!

Onun yerine ne olacaktır? Hesap! Sorgu! Ve Yargı!

İşte bu nedenle, iktidarlarını korumak adına herşeyi yaparlar!

Hani derler ya “iş menfaate gelince babasını bile tanımaz” diye… O kadar yani.

İcap ederse senden benden milliyetçi, ihtiyaç duyarsa Ziya Gökalp’ten çok Türkçü ve Sebahat Tuncel’den daha çok Kürtçü… Gerekirse dindar, icap ederse kindar, işe yarayacaksa haham, oy getirecekse papaz elbisesi bile giyebilirler!

Değil MHP ile, şeytanla bile ittifak kurmaktan çekinmezler.

Yani aklınıza ne gelirse…

O zaman şimdi, “yaptıkları yapacaklarının teminatıdır” diyerek, aynamızı Türkiye’nin yakın geleceğine doğru tutalım ve “Neler yapabilirler?” sorusunun cevaplarını akıl yolu ile bulmaya çalışalım.

Önce kesin olanlara bakalım:

Görünen o ki, kutuplaşma ve kamplaştırma devam edecek!

Ötekileştirme ve ötekini terörist/hain ilan etme garabetleri devam edecek!

Devlet erkini, devletin parasını, belediyelerin ve devletin her türlü imkanlarını AKP lehine kullanma tutumu devam edecek!

KHK’larla ve talimatlı işlerle muhalefetin elinin ve kolunun bağlanması faaliyetleri devam edecek!

Şimdiye kadar olduğu gibi havuz medyanın tek taraflı yayınları/propagandaları da devam edecek!

Eğer kaçak yapı yapacaksanız tam zamanı. Çünkü mevzubahis olan yerel seçimi kazanmak ise, kaçak yapılara göz yummak, kaçakçıdan oy almanın en bilinen teferruatıdır.

Ekonominin ve ekonomik krizin bu dönemde gündemde olmasını asla istemezler. Bu nedenle, en çok gölgede bırakmaya çalışacakları konu ekonomi olacak

Suriyelilerin geri dönmesini unun gitsin.

Seçim hilesi?

Fırsatını bulurlarsa mutlaka yaparlar.

Yani emin olun ki; bırakın Suriyeli kaçkınları, mezardaki ölülere bile oy kullandırabilirler.

Fakat bu sefer, sanki bütün bunlar yerel seçimleri almaya yetmeyecek gibi.

Peki, o zaman başka neler olabilir?

Hani Papaz gitti ya…

Herşeyden önce ben Papaz’ın karşılığında bir anlaşma yapıldığını düşünenlerdenim. Eğer böyle bir “al gülüm ver gülüm” olayı var ise, bu Hakan Atilla seçimden kısa bir süre önce bırakılacaktır.

Yine seçimlere bir, iki hafta kala; Aslı olmasa bile, FETÖ Elebaşısının çok yakında Türkiye’ye iade edileceği algısı oluşturulacaktır. Ya da bunun tam tersi Amerikan düşmanlığı zirve yaptırılacaktır.

Yani hangisi oy getirecekse o ata oynanacaktır.

O atlardan birisi de Kandil Harekatıdır.

Zira son seçimden bu yana buzlukta bekletilen Kandil Harekatı çok büyük bir ihtimalle tekrar gündeme gelecektir.

Çünkü yıllardır halkın özlemi olan bu harekat, illa ki dişe dokunur oy getirir.

Hatırlarsınız, 24 Haziran seçimlerinden hemen önce, yine “Kandil Harekatı” manşetlerdeydi ve en yetkili ağızlardan “Kandil’e girmemiz an meselesi” diye mesajlar veriliyordu.

Seçim bitti.

İyi de ne oldu o Kandil Harekatı’na?

Buz dolabına konuldu.

Ta ki, yeni bir seçime kadar…

Şimdi yavaş yavaş o günler yaklaşıyor. Seçime 15/20 gün kala yine Kandil Harekatı manşetleri görmeye başlarsanız hiç şaşırmayın.

Ne olur?

Şöyle söyleyelim: Kuzey Irak’ta zaten askerimiz var ve oradaki bu askeri birlikler daha çok sınırımızın hemen ötesinde, kuzeyden güneye ve güneyden doğuya doğru ( aynı zamanda Kandile doğru da uzanan bir hatta) 40 / 50 kilometre kadar bir derinlikte ve 40 civarı geçici üs bölgesi/kontrol noktaları şeklinde konuşlanmış vaziyette.

Bu kontrol noktaları; PKK’nın bölgedeki hareket alanını daraltan, geçiş noktalarını kesen, bölge hakimiyetini azaltan ve aynı zamanda dost unsurların lojistik ve güvenlik altyapısını arttıran bir mahiyettedir.

Daha çok da, ilerde yapılabilecek büyük bir Kandil Harekatının alt yapısını oluşturabilecek bir mahiyettedir.

İşte tam da seçim öncesi buradaki birlikler biraz hareketlendirilir, çeşitli fotoğraf ve görüntüler de havuz medya aracılığı ile, üstelik köpürte köpürte verilir… Gelsin bakalım oylar…

Kanımca ülkemizin bekasıyla doğrudan ilgili olan bu tip harekatlar ne olursa olsun siyasete meze edilmemeli ve siyaset üstü bir anlayışla ne zaman ne yapılması gerekiyorsa cesurca yapılmalıdır.

Fakat faaliyet/zaman diyagramları bize bunun böyle olmadığını ve ne yazık ki, siyasi hesapların genellikle ülke menfaatlerinin önüne geçtiğini gösteriyor!

Seçeneklerden bir diğeri de Menbiç veya Fırat’ın doğusu konusudur.

Yine seçimden bir süre önce Menbiç’e veya Fırat’ın doğusuna yeni bir harekat düzenlenebilir.

Bu harekat duruma göre sınırlı da tutulabilir, seçimlerin yapılmasını engelleyecek kadar genişletilebilir de.

Bunu niye söylüyorum?

Çünkü AKP şimdiye kadar olduğu gibi, ana hedeflerini hiçbir zaman değiştirmemiş olmakla birlikte, dönemsel stratejilerini kamuoyu araştırmaları ve seçim anketlerine göre belirleyen bir partidir.

Uzun lafın kısası bu AKP, kazanamayacağı bir seçime girmek istemez.

Eğer seçim yaklaştıkça anketler, “AKP kaybedecek!” derse, işte o zaman seçimin ertelenmesi veya iptal edilmesi dahi söz konusu olur.

Seçim nasıl ertelenir? Veya seçim nasıl iptal edilir?

Savaş! Veya yakın savaş tehlikesi!

E bu dumda Fırat’ın doğusu tabi ki biçilmiş kaftan olur.

Gelelim diğer gelişmelere…

İşte görüyorsunuz. Şimdi o AKP’nin aklıevvellerinin (pardon akillerinin) Oslo’da ne işleri var?

Yalnızca Oslo mu? Londra’da, Brüksel’de, Dublin ve Belfast’ta ne işleri var?

Oralarda kimlerle ve neyi görüşüyorlar?

Yoksa, yeniden açılım ve saçılım mı geliyor?

Oy getirecekse emin olun seçime kadar her şey gelir.

Onun için, bu yeniden açılım muhabbeti seçimler yapılana kadar bitmez.

Neden mi?

Çünkü kim ne derse desin; AKP Kürt oylarından vazgeçmez, vazgeçemez. Çünkü iktidarı, sağcı veya milliyetçi kanattan gelecek oylar kadar, oradan gelecek oylara da bağlı.

Aslında her şey oydan ibaret de değil. Bir de AKP’nin gerçekten yapmak istedikleri var.

Bilenler bilir, bilmeyenlere ise biz hatırlatalım.

Yıl 1991 idi ve bugün AKP Genel Başkanlığı dahil bütün başkanlıkları elinde tutan Erdoğan, o zamanlar yalnızca Refah Partisi’nin İstanbul İl Başkanıydı.

18 Aralık 1991 tarihinde Erdoğan tarafından, Necmettin Erbakan’a bir rapor sunuldu. Raporun adı “Kürt Raporu” idi.

Yalnızca o rapora baksanız bile, Erdoğanlı AKP’nin bu ülkeye neler yapabileceğini rahatlıkla anlar ve AKP’li Cumhurbaşkanı’nın aslında görüş olarak hiçbir zaman değişmediğini görürsünüz.

Değişmeyen o görüş, ne yazık ki “milli” değildir!

Sözünü ettiğimiz bu rapora, internet ortamında da kolayca ulaşılabildiği için, burada uzun uzun anlatıp, gittikçe uzayan yazımla sizleri sıkmak istemem.

Biz şimdi yeniden konumuza dönelim ve Erdoğanlı AKP’nin, işin ucunda oy olsa da olmasa da yaptıklarına ve yapmak istediklerine bakalım:

Mesela kürdistan, mesela Lazistan, mesela resmi dil olmuş bir Kürtçe, mesela özerklik, mesela eyalet sistemi, mesela federatif yapı ve mesela geçmişten hatırladıklarımız… (Mesela seçim mitinglerinde elde sallanan Kürtçe Kuran, Kürtçe namaz, ezan, bölücülük olarak görülen Türkçülük, ayaklar altına alınan Türk milliyetçiliği, devletin imam kadrolarına atanan meleler, mollalar, sazlı sözlü ihanet toplantıları, davullu zurnalı Habur rezaletleri, türkülü düetli şivanlar, gözyaşları eşliğinde megri megriler, baştan başa Kürdistan paçavraları ile donatılan Diyarbakır sokakları, aynı paçavraların Türk bayraklarıyla yan yana gönderlere çekildiği İstanbul ve ankara, her yerden büyük bir zevk alınarak indirilen “Ne mutlu Türk’üm diyene” levhaları, sadistçe alaşağı edilen T.C. tabelaları ve daha niceleri… Unuttuk mu hepsini?)

Ne güzel demiş atalarımız: “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.”

Neyse, biz devam edelim.

Hani demiştik ya seçime kadar bitmez bu açılım muhabbeti diye…

Peki ya seçimden sonra?

Sizce, halen daha sağda solda federatif yapı arayışında olanlar bu işten vaz geçerler mi?

Ama Türk milleti unutmamalıdır: Federatif bir yapı anlayışında olanlar, bölünmüş bir Türkiye arayışında olanlardır!

CEVAP VER