BEDEL…

0
23

BEDEL!!!

Türk milleti, dünya coğrafyasının her neresini vatan tutmuşsa, bedelini de mutlaka ödemiştir.

En son vatan yaptığımız Anadolu’ya da, Malazgirt’le birlikte gelişimizden bu yana sayısız ve çok ağır bedeller ödedik. İşte bu bedellerin karşılığı olarak da bağrına ay yıldızlı mührümüzü vurduğumuz bu güzel toprakları Aziz Türk Milletine ebedi yurt eyledik.

Ebedi dediysek, artık bu topraklar ne olursa olsun sonsuza kadar bizim olacak demek değildir.

Yani Anadolu; ona sahip çıktığımız sürece, onu canımızdan daha çok sevdiğimiz ve canımız pahasına koruduğumuz sürece, yani bedelini ödemeye devam ettiğimiz sürece bizim olmaya devam edecektir.

Bir toprağı vatan yapmanın bedeli; genellikle onun uğruna akıtılan temiz kanlar ve verilen aziz canlar olmuştur. Ne yazık ki, bir toprak parçasını vatan yapmak ve vatan olarak elde tutmak için verilen para, pul, mal ve mülk gibi diğer değerler, hiçbir zaman akıtılan kanın ve verilen canın yerini tutmamış ve o toprak parçasını vatan yapmaya yetmemiştir.

Günümüzde de vatana hizmet için ifa edilen en kıymetli hizmetlerden biri o vatan için nöbet tutmak, yani askerlik yapmaktır.

Askerlik dediğiniz öyle ulvi bir kavramdır ki, sadece üzerinize bir üniforma giyip elinize de bir silah alıp nöbet tutmaktan ibaret değildir.

Dinimize göre de, Peygamber Ocağı olarak nitelenen bu kurumda yapılan hizmet; tam anlamıyla ve bütün varlığıyla kişinin kendisini vatanına adamasını ifade eden çok ulvi bir hizmettir.

Askerlikte giyilen üniforma, askerlik hizmeti bittiğinde fiziken çıkarılsa bile Türk erkeği tarafından ruhen, ölünceye kadar adeta bir gölge gibi üzerinde taşınan bir şereftir. Askerlikte alınan eğitim ise, vatan ne zaman ihtiyaç duyarsa işte o zaman kullanılmaya hazır potansiyel bir silahtır.

Askerlik yapmayanlar silah arkadaşlığını nereden bilecekler ki?

O arkadaşlık ki, Cennet’i Ala’da dahi sürecek bir yürek birlikteliğidir ve iki yürek arasındaki inanç ve güvenin en güzel tezahürüdür.

Türk askeri…

O asker ki, vatanına adanmış bir kurban ve bir kınalı kuzudur.

İşte analar o yüzden askere yolladıkları yavrularını kınalarlar.

O askerlik ki; hem Türk töresinde, hem de İslam inancında yerine getirdiği muazzam vazife nedeniyle bir bayramdır.

İşte onun için oğullarını askere gönderen aileler davul ve zurnalarla gönderirler.

Hasan, Hüseyin, Ali, Fatih, Ahmet, Oğuz, Bayram ve daha niceleri… Günü geldiğinde üniformalarını giyer ve “Mehmet” olurlar. Eğitim yaparlar, nöbet tutarlar ve gerektiğinde de canları pahasına savaşırlar. Kimi zaman gazi olur onurlanırlar, kimi zaman da şehit olup nurlanırlar… Üzerinde kızıl güller açmış üniformalarıyla birlikte Peygamber efendimize komşu olup, en az 70’imize şefaatçi olurlar.

Fakat gelin görün ki, şimdilerde yine para ile ödenecek bir bedel var.

Bedelli askerlik…

15.000 Lirayı verdin mi yırtıyorsun.

Ay başına yaklaşık 1000 Lira.

Asgari ücretten bile ucuz.

Bir de 28 gün askerlik yapma şartı var.

Ama gelin görün ki, o mübarek üniformayı giymenin büyük bir şeref olduğunda bihaber şuursuzlar, o 28 günü bile çok buluyorlar.

Nasıl olsa çorak Anadolu’nun kavruk ve fakir evlatları var. Onlar ne güne duruyor değil mi?

“Asker millet ordu devlet” anlayışına sahip halkımızın çok büyük bir bölümü aslında, düşünce olarak bedelli askerliğe karşıdır. Hatta bu karşı duruş, tarihimiz içerisinde yakılan ağıtlara bile konu olmuştur. Askerlik tarihimizde, daha önceki zamanlarda da “bedelli askerlik” uygulaması yapılmış, “bedel” vermeye gücü yetmeyenler evlatlarını askere göndermiş, şehit olunca da bunu ağıtlarda şöyle dile getirmiştir.

“Yemen yolu çukurdandır,
Karavana bakırdandır,
Zenginimiz bedel verir,
Askerimiz fakirdendir.”

Sonuç olarak; ağıtlar kişilerin özgeçmişleri olduğu gibi, bir bakıma toplumların da özgeçmişidir. Zira, bir milletin tarihi serüvenini ağıtlardan izlememiz mümkündür. Tarih kitaplarında bulamadığımız kimi bilgileri, Anadolu insanının yaktığı ağıtların mısraları arasında bulabiliriz.

Aslında TSK ve Türk Ordusu deyimleri arasında önemli bir fark vardır. “Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk ordusunun sadece küçük bir parçasıdır. TSK belli bir zaman diliminde silâhaltında olan fiili güçtür. Türk Ordusu ise savaş zamanında bütün bir milletin silâhaltına koşarak oluşturacağı topyekûn milli bir ordudur. TSK; bu ordunun kurumlaşmış bir karargâhıdır ve aynı zamanda Türk Ordusunun potansiyel savaşma gücünü oluşturan milletin, eğitildiği dev bir okuldur.

“Bedelli askerlik” uygulamaları, ‘vicdani red’cilere gösterilecek müsamahalar ve topyekûn profesyonel ordu uygulamalarının yok edeceği güç maalesef ‘Türk Ordusu’dur.

Çünkü zorunlu askerlik uygulamasıyla askerlik çağına gelen her Türk genci eğitilerek topluma yeniden iade edilmekte ve eğitimli bir güç olarak icabında kullanılmak üzere yedek güç olarak muhafaza edilmektedir.

Bedelli uygulaması ile eğitilmemiş ve olgunlaştırılmamış ciddi bir kesim ortaya çıkarılmakta, dolayısı ile Türk milletinin asker millet olma özelliğine ciddi bir darbe vurulmaktadır.

Her neyse, konuyu uzatmayalım.

Yükümlülerce ödenecek olan bu 15.000 Liralık bedel, askerlik süresi kadar kışlada bulunmamanın ve postal giymemenin bedelidir.

Bu kadar ucuz olması tabi ki, büyük bir haksızlıktır.

Fakat bir yandan da, ülkemizin dört bir yanında kınalı kuzular vatanları için kan döküyorlar! Dahası, CAN veriyorlar!

Bir gaziye veya bir şehit annesine bunu izah edebilecek bir babayiğit var mı?

Askerliğin bedeli 15000 Lira…

Kör olan bir gözün, kopan bir kolun veya bir bacağın bedeli nedir?

Peki ya, verilen bir CAN’ın bedeli nedir?

CEVAP VER