AMERİKAN BAHARI MI, BOP KIŞI MI?

0
15

AMERİKAN BAHARI MI, BOP KIŞI MI?

Eğer, Türkiye ve Dünya gündemini “Havuz Medya”nın AKP yandaşı kanallarından takip ediyorsanız, her şey çok güzel.

Allah ağzımızın tadını bozmasın, Reis’i de başımızdan eksik etmesin.

Öyle ya;

Bakın, Dolar ve Avro düşmeye ve Türk lirası süratle değer kazanmaya başladı.

Türk bakanlara uygulanan ABD yaptırımı kaldırıldı. Amerika ve Trump, Reis’in dik duruşu karşısında tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı.

Menbiç’te ABD ile birlikte arslanlar gibi devriye atıyoruz. Yakında oraların tozunu da atarız.

Bakın Reis’ten çekinen Trump, İran’a yaptırımlar konusunda Türkiye’yi muaf tuttu.

Yüce Mevla’m verdikçe veriyor. En son olarak ABD; en azılı üç PKK elebaşısının başına ödül koydu. Neredeyse bunlar PKK’ya bizden daha fazla düşman oldular. Murat Karayılan’ın başına 5 milyon dolar, Cemil Bayık’ın başına 4 milyon dolar… Duran Kalkan iti onlar kadar para etmiyor, onun başına da 3 milyon dolar… Türk istemiş bir göz, ABD vermiş tam üç göz…
Türkiye daha ne istesin?

Etrafta tam bir Amerikan baharı esiyor, her şey güllük gülistanlık…

Peki, Havuz Medyası’nın pembe dünyasından çıkınca, durum gerçekte de böyle mi?

Ne yazık ki, hayır!

Olaylara akıl gözünden ve milli bilinç penceresinden bakıldığında maalesef ki, kazın ayağı hiç de öyle değil.

Ne yazık ki, güzel ülkemiz; tavşan-havuç-sopa denkleminde yeni yeni kumpasların ve yeni yeni tezgâhların içine çekilmek isteniyor.

Demedi demeyin, Ortadoğu’da yeni bir fırtına daha çıkmak üzere! Ve bu fırtınayla birlikte, Amerikan baharı yaşadığını zanneden ülkemizin, zorlu bir BOP-Bizans Kışı’nda donabilecek kadar çok üşümesi olasıdır!

Nasıl mı?

Anlatalım:

Papaza ve dış güçlere bağlanan fahiş döviz artışları, Papaz verilmiş olmasına rağmen bir türlü düşmüyor.

2005 yılında 1,50 TL olan 1 Avro; ateşi düştü denilmesine rağmen 6 liranın üzerinde! Ve yine 2005 yılında 1,26 TL olan 1 Dolar bugün 5 liranın üzerinde!

Alım gücümüz düşmüş, paramız pul olmuş, üretimimiz bitmiş, halk olabildiğince fakirleşmiş ve ülkemizin en güzel sahil kentlerindeki gayrimenkuller dolar ve avro zengini yabancıların sofralarına meze edilmiştir. İnanmazsanız başta Antalya olmak üzere sahil kentlerimize inin ve denize yakın emlakçılara kendiniz sorun. En güzel gayri mülklerimizi kimler alıyor? Türkler mi, yoksa Rus’u, Alman’ı, İngiliz’i, İranlısı, Iraklısı ve hatta Suriyelisi mi?

Bir de olayın faiz ve enflasyon boyutu var.

Havuz medya bu konulara pek girmek istemez. Ama biz yine de acı gerçekleri dile getirelim.

Beyler faiz oranları %24/26 seviyelerinde! Bu ne demek biliyor musunuz? Basit bir tabirle piyasada bulunan paranızın neredeyse bir kuruşu bile üretim ve istihdama gitmeyecek demektir!

Enflasyon boyutu farklı mı peki?

Ne gezer? 2005’te %7,72 olan enflasyon oranı son 13 yılın rekorunu kırarak % 25,24’lere ulaştı! Üretici fiyat endeksindeki rakam çok daha vahim: %45,1! Yani böyle giderse hiçbir ürünü ucuza üretip ucuza satamayacağız!

Evet, Türk bakanlara uygulanan ABD yaptırımı kaldırıldı.

Bu iyi bir gelişme, lakin bu yaptırımın psikolojik ve sembolik etkisi dışında zaten bir etkisi yoktu ki.

Siz bana, bakanlarla birlikte eşgüdümlü olarak uygulamaya sokulan, Türk alüminyum ve çelik ürünlerine uygulanan ve %50’lere varan gümrük vergisi yaptırımlarından haber verin. Kalktı mı onlar?

Haaa, bu papaz takasının hiçbir getirisi olmaz mı? Bence olabilir, dengelere bağlı olarak belki önümüzdeki günlerde veya aylarda Hakan Atilla Türkiye’ye iade edilebilir. Fakat Hakan Atilla bir “Papaz” değil ki. Artık ABD ne verirse, Türkiye onunla yetinmek zorunda.

Diyorlar ki, Menbiç’te ABD ile birlikte arslanlar gibi devriye atıyoruz.

Aslında devriye atılmaz, devriye gezilir. Her neyse, siz bu devriyeyi nerede geziyorsunuz? Menbiç’in içinde mi, Menbiç’in yakınında mı? Yoksa Cerablus Harekâtı ile Türk askerinin konuşlandığı sınırların hemen yakınındaki bomboş kırsal arazide mi?

İsterseniz bu şekilde kıyamete kadar devriye gezin, mevcut durumu değiştiremezsiniz!

Ah benim saf kardeşim; Menbiç kırsalındaki boş tarlalarda seninle devriye geziyormuş gibi yaparak seni oyalayan aynı ABD’nin, tam da aynı günlerde Fırat’ın doğusunda Türk sınırının neredeyse sıfır noktasında, senin terörist dediğin PYD’lilerle birlikte zırhlı araçlara doluşup, sana, yani Türk milletine karşı devriye gezdiklerini biliyor musun?

Seninle Menbiç kırsalında devriye geziyormuş gibi yapan ABD; PYD’ye olan desteğini çekti mi? Silah, mühimmat, araç, gereç, teknolojik cihaz ve eğitim yardımlarını durdurdu mu; PYD’ye “benim kara gücüm” demekten vaz geçti mi? Düşün… Yoksa bütün bunları sonuna kadar arttırmaya devam mı ediyor?

Bir de tabi ki, İran’a olan yaptırımlardan Türkiye’nin belli bir süre için muaf tutulması olayı var. Aslında gerçekten bağımsız bir devlet için böyle bir şey söz konusu dahi olamaz.

En son da, “bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü” dercesine üç PKK elebaşının başlarına ödül konulmuş olması… Ey ABD! On yıllardır neredeydin? Kandil’e her türlü desteği veren, her türlü silah ve mühimmatı helikopterlerle taşıyan, hatta ve hatta bu vatansız şerefsizlere korunabilmeleri için tünel kazma makinelerini dahi veren sen değil miydin?

Başına taş mı düştü?

Hayır.

ABD’nin başına taş falan düşmedi.

Çünkü bütün hamleleri stratejik.

Bütün bu hamleler Türkiye’yi yeni bir cendereye sokmak ve tutabildiği kadar o cenderede tutmak. Kendi planları için zaman kazanmak ve oyalayabildiği kadar Türkiye’yi oyalamak!

Biraz açıklık getirelim.

Bakın bu günlerde en çok ne konuşuluyor? Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağı harekât… Türk yetkililer tarafından “hazırlıklarımız tamam, bir gece ansızın gelebiliriz” bile deniliyor.

Emin olun ki Türkiye kımıldamaya kalktığı anda, “Eğer siz PYD’ye karşı bir şey yapmaya kalkarsanız İran yaptırımındaki muafiyetinizi unutun, Menbiç’teki devriyeyi unutun, PKK elebaşıları hakkındaki çıkarttığımız kararı unutun, hatta Rusya’dan S400’leri alırsanız işte o zaman ne yapacağımızı görürsünüz” diyeceklerdir.

Bütün bu stratejisiyle ABD’nin yapmak istediği PYD’nin meşrulaştırılması ve gönülsüz de olsa bu oldu bittinin Türkiye’ye kabul ettirilmesidir. PKK=PYD değil mi? Öyle ise PKK’nın üç elebaşısının kellesine ödül koyarak PYD’yi meşrulaştırmak akıllıca bir strateji değil mi?

ABD ile milli çıkarlarımız birbirine o kadar ters ve o kadar karşıt ki, artık Amerika’nın bölgede avlamak istediği iki avdan birisi İran diğeri ise Türkiye’dir. Hangisini zayıf görürse ilk önce onun işini bitirecektir.!

Aramızda öyle derin sorunlar var ki, geldiğimiz nokta itibari ile ABD ile Türkiye’nin bölgede dost olması mümkün değildir.

Nedir bu sorunlar?

Brunson gitti ,ama ABD’nin Türkiye’den salıverilmesini istediği daha onlarca tutuklu Amerikan vatandaşı var.

Mesela şimdilik uykuya yatırılmış Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi meselesi var.

ABD’nin Suudilerle yaptığı kirli ittifak meselesi var.

Türkiye’nin Rusya’dan S400 alımı meselesi var.

İran’a yönelik ambago’nun birçok sıkıntıya gebe geleceği var.

Hakan Atilla Davası var.

Barzani ve Kürt Devleti meselesi var.

PYD/YPG problemi var.

Kuzey Suriye’deki Amerikan üsleri meselesi var.

Rumların Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz arama heveslerine ortak olan Amerikan Exxon-Mobil meselesi var.

ABD’de FETÖ’ye ev sahipliği yapılmaya devam edilmesi meselesi var.

Var oğlu var…

Hepsinden de önemlisi aramızda bir BOP/Bizans Projesi meselesi var. Zira bu proje hayata geçtiğinde bağımsız bir Türk Devleti’nden söz edilmeyecek!

Uzun lafın kısası yaşanan şey (yalancı) bir Amerikan Baharı değil, yaşanacak şeyler ise tam bir BOP kışıdır!

Peki ya bütün bu hayati problemler karşısında, BOP Eşbaşkanı tarafından yönetilen bir Türkiye milli bir duruş sergileyebilir mi?

Hiç sanmam.

Göreceğiz bakalım, Hükümet mi kazanacak yoksa Devlet mi?

Türk Devleti elbette bir çözüm yolu bulacak, Türk milletini ve Türk devletini ilelebet ve bağımsız olarak yaşatmaya kadir olacaktır.

Hep birlikte Türk milletinin geleceği ve bekası için çalışmak şartıyla buna olan inancımız tamdır.

Sevgi, saygı, akıl ve milli bilinçle kalın.

CEVAP VER