SATILDINIZ!!!

0
20

SATILDINIZ!!!

Satıldınız, çünkü “devlet” olgusunun ne olduğunu bir türlü anlayamadınız!

Satıldınız, çünkü “devlet” mekanizmalarının nasıl işlediğini de bir türlü çözemediniz!

Üstüne üstlük o yapısını ve çalışma mekanizmasını bir türlü kavrayamadığınız “devleti”, bir de kendiniz için kurmak istediniz.

O devleti kurabilmek içinse, daima başka birilerine yaslandınız. Yine anlayamadınız ki, birilerine yaslanılarak kurulan devlet sizin devletiniz olmazdı! Ne olurdu? Olsa olsa birilerinin oyuncağı ve o birilerinin maşası olurdu. Zaten tarih boyunca da bu mekanizma hep böyle işledi, ama siz yine anlayamadınız.

Anlayamadığınız için de, daima ham hayallere kapıldınız! Bu ham hayallerin peşinden giderken de daima kanlarınızı akıttınız, canlarınızı kaybettiniz ve dahi binlerce masumun kanına girdiniz!

Evet: Belli dönemler için başınız okşandı, sırtlarınız sıvazlandı, cebinize tomar tomar avro ve dolarlar dolduruldu, sırtınıza kıytırık kıytırık üniformalar geçirildi, evet ellerinize çeşit çeşit silahlar verildi ve götünüzün altına da zırhlı zırhlı araçlar çekildi… Hatta elinize bayrak diye bir paçavra bile tutuşturuldu, hatta ve hatta bu paçavra İstanbul ve Ankara’da dahi gönderlere çekilebildi…

Peki, ne oldu?

Bütün bu olanlara rağmen, hem dün hem de bugün, yani her dönem yine ve yeniden SATILDINIZ!

Sözüm; akrabalığın, kardeşliğin ve bir millet olmanın bilincinde olan Kürt kardeşlerimize değil. Sözüm gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içindeki siz bölücü Kürtçüleredir.

Şimdiye kadar defalarca aldatıldınız ve defalarca satıldınız, şimdi yine satılıyorsunuz, bakın çok iddialı söylüyorum, eğer bu gaflet, dalalet ve hıyanet kafasını değiştirmezseniz yarın yine satılacaksınız!

Nasıl mı?

Anlatayım:

Amerikalıların Kürtlerle tanışması, 1780’lerde Doğu Anadolu’da açılan yatılı Amerikan misyoner okullarına değin dayanır.

Yıl 1786 idi. İlk defa, ABD bandıralı bir gemi Osmanlı limanlarından birine yanaştı. Adı “Grand Türk” idi… İçine taşıdığı yolcular ise, Anadolu’ya ekilmek üzere gönderilen ilk nifak tohumları olan misyonerlerdi.

İlk önce İzmir ve çevresine yuvalandılar. Osmanlının geniş hoşgörüsünden (veya gafletinden) yararlandılar. Birçok misyoner okulu açtılar. Okullarına öğrenci olarak da daha çok Bulgarları, Ermenileri, Rumları, İngilizleri, Yahudileri ve KÜRTLERİ aldılar.

Neden Kürtler?

Çünkü Amerika ve İngiltere; Türkleri parçalamanın yolunun Rum, Ermeni ve Yahudileri organize etmekten daha çok, Türk soyağacının bir parçası oldukları halde millet bilincinden yoksun ve cahil bir kesim olan Kürtleri organize etmekten geçtiğini sezmişti.

Amerikan misyoner okullarının yanı sıra, “Amerikan Barış Gönüllüleri” projesi de yine Kürtleri Türklere düşman etmeyi amaçlayan önemli projelerden biriydi.

Çünkü Türk milli karakterinin Rum’a, Ermeni’ye, İngiliz’e ve Yahudi’ye karşı tarihsel savunma refleksleri vardı. Ama kendinden bildiği Kürtlere karşı böyle bir mekanizma henüz yoktu. Bunu sezen yalnızca Amerika ve İngiltere değil aynı zamanda Kürtlere Kürtçe bir alfabe vermeye çalışan Rusya da aynı bilinçteydi.

Bilindiği üzere 2’nci Dünya Savaşı sonrasına kadar bölgedeki fitne projelerini İngilizler idare ettiler. Öyle ki, Cumhuriyet sonrası (1924-1928 yıllarında) çıkan bütün Kürt isyanlarının arkasında İngiltere vardı.

Peki, sonra ne oldu? O güvenip kandığınız İngiltere sizi yüz üstü bırakıp gitti! SATILDINIZ!

Ha bir de şu sizin Kürt Mahabat Cumhuriyeti olayınız vardı. Hatırlarsınız o sırada da sizi Rusya ile İngiltere koruyup kolluyordu. Hatta size İran topraklarında bir de Cumhuriyet kurdurmuşlardı…

Derken işler değişti ve ne oldu? O size kurdurulan sahte cumhuriyet kurulduğu meydanda mezara gömülmedi mi? O sözde cumhuriyetinizin kurucuları o Çarçıra Meydanı’nda ipe çekilmediler mi?

Neredeydi o zaman İngiltere? Neredeydi Rusya? Maşa olarak kullanılmıştınız ve yine SATILDINIZ!

Hatırlatmaya devam edelim. Yıl 1974 idi ve Irak Hükümeti Kürtlere özerk bir yönetim teklif etmişti. Fakat İsrail, İran ve ABD desteğini arkasında bulan Barzani Irak’ın yaptığı özerklik önerisini reddedip büyük bir ayaklanma başlattı. Fakat bir süre sonra bölge politikasının öznesi olan devletler kendi aralarında anlaşınca, yine bölge politikasının nesneleri olan Kürtler sahipsiz kaldı. 1975’te İran ve Irak arasında sınır sorunlarının barışçı yollardan çözümünü ve İran’ın Kürtlere desteğini kesmesini öngören Cezayir Protokolü’nün imzalanmasıyla birlikte, ABD de Kürt hareketine verdiği yardımı kesti.

Sonra ne oldu?

Barzani’nin Amerika’ya güvenerek çıkardığı bu isyan 50 bin Kürdün canına okunarak bastırıldı!

Günaydın, çünkü SATILDINIZ!

Belki anlaşılır umuduyla, biz yine anlatmaya devam edelim.

Yine hatırlayacaksınız, 1’inci Körfez Savaşı sonunda koalisyon güçleri karşısında tutunamayan Irak bozguna uğradı. 28 Şubat 1991’de savaş durdu, 03 Nisan 1991 tarihinde de Irak savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Buna rağmen Amerikan yönetimi, 15 Şubat 1991’de yaptığı çağrı ve verdiği ekonomik/siyasi destekle Irak’taki Kürtleri ve güneydeki Şiileri isyan ettirdi.

Yine oyuna gelen Kürtler, 05 Mart’ta başlattıkları isyanla Irak’ın kuzeyini geçici bir süre için de olsa denetimleri altına aldılar. (Bu arada en büyük zararı da Türkmenlere verdiler.)

Fakat kısa sürede toparlanarak harekete geçen Irak ordusu, önce güneydeki isyanı bastırdı ve arkasından da Irak’ın kuzeyine yürüdü. Irak ordusunun önünden kaçan yüz binlerce Kürt 05 Nisan’a kadar Türkiye ve İran sınırına yığıldı. Çünkü Kürtler daha önce satışa geldikleri Enfal Operasyonu’nu ve Halepçe’deki verdikleri kayıpları henüz unutmamışlardı. Bu kaçış sırasında Kürt kuvvetlerinden binlercesi askeri helikopterler desteğinde saldıran Irak ordusu tarafından imha edildi.

Amerika ise isyan ettirdiği Kürtleri yine kaderleri ile baş başa bırakmıştı. Beyler, yine SATILDINIZ!

İsterseniz bir de 1996 yazına gidelim. O yaz hatırlarsanız eğer, diğer adı Kürtleri Koruma Gücü olan Çekiç Güç, onlarca CIA ajanıyla birlikte tam 7.500 CIA peşmergesini bölgeden kaçırmak zorunda kalmıştı. Ya Amerika’ya hizmet eden diğer Kürtler, yani kaçırılamayanlar, ne oldu onlara?

SATILDILAR!

Eğer PKK açısından 1984 yılını başlangıç kabul eder ve tam 34 yıldır devam eden PKK hikâyesini iyi analiz edersek yine çok ilginç sonuçlara ulaşıyoruz. Ortaya çıkan somut ve soğuk gerçek şudur ki, şu anda kendi Kürtleriyle savaşan Irak, İran ve Suriye enteresan bir şekilde işlerine geldikçe PKK’ye destek verdiler ve zamanı gelince de hepsi sattı PKK’yı!

Yine SATILDINIZ!

Son zamanlarda ise Amerika; Suriye’de Rusya faktörü nedeniyle aleyhine değişen dengeleri, PYD/YPG üzerinden yeniden kurabilme şansını yakalamıştı. Bir başka deyişle, ABD’nin PYD/YPG’ye olan neredeyse koşulsuz desteği, Rusya’nın buradaki etkisini de sınırlıyordu. Diğer yandan, eğer Suriye’de bir Kürt özerkliği ortaya çıkacaksa bu tamamen Rus nüfuzuna terkedilemezdi.

Son olarak, PYD/YPG Amerika için IŞİD’e karşı kullanabileceği sahadaki en ucuz güçtü.

Amerika da bu ucuz gücü IŞİD ateşine karşı maşa olarak rahatça kullandı. Kendi elini yakmadı yani…

Yakmadı da ne oldu?

Aynı Amerika, Cerablus’ta ve Afrin’de sizi yine yüzüstü bırakmadı mı?

Hani siz Amerika’nın stratejik ortağıydınız, hani siz bunların bölgedeki kara gücüydünüz? Ne oldu?

Sahi unutuyorduk, bu sizin halk önderiniz olan Öcalan’ı Türkiye’ye kim teslim etti?

Sizi satan sadece İngiltere, Amerika, Rusya, İran, Irak ve Suriye mi? Hayır, sizi AKP Hükümeti de sattı. Hatırlayın, neredeyse daha dün yaşandı bazı şeyler. AKP Hükümeti 2012-2015 döneminde “Gel Esad’a karşı ayaklan” dediği PYD lideri Salih Müslim bunu kabul etmeyince hemen düşman bellenmedi mi?

Salih Müslim’i satan Ankara Irak Kürtlerini de oyuna getirmedi mi? Barzani’nin Diyarbakır’a gelişini düğün bayram ilan eden, Ankara ve İstanbul’a paçavralarınızı astıran, Kobani’ye peşmergelerinizi geçirten AKP aniden tavır değiştirerek Barzani’yi satmadı mı? Bağımsızlık rüyalarınızı bir anda çöpe atmak zorunda kalmadınız mı?

Aslında, daha önceleri İngiltere’nin, 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra da İngiltere’nin Ortadoğu’daki mirasını devralan ABD’nin Kürtlere ilgisi; kimi zaman SSCB/Rusya ile çekişmesinin bir yansıması, kimi zaman da bölge ülkelerine yönelik politikalarının bir parçası oldu. Ama bu ilgi her durumda sadece araçsaldı.

İşte siz bu araçsallığın yalnızca ucuz bir aracı, yani maşası olduğunuzu anlayamadınız, ondan SATILDINIZ!

Devletlerin dostlukları yoktur, yalnızca çıkarları vardır ve o çıkarları için satmayacakları hiç kimse yoktur. İşte siz bunu bilemediniz, onun için SATILDINIZ!

AKP’li Türkiyelilerin kendisiyle gurur duyduğu Kak Barzani ne oldu? Ayağına kırmızı halılar serilen Salih Müslim ne oldu?

Kerkük ne oldu? Hani Kerkük Kürt kentiydi, hani devletinizin başkenti olacaktı orası, ne oldu Kerkük?

Gelelim şimdi filmin sonuna:

Trump-Erdoğan görüşmesinde; Trump’un “- IŞİD’i bizim için temizler misiniz?” Erdoğan’ın “-Evet temizleriz” demesi üzerine Trump’ın “- O halde tamam, biz Suriye’den çekiliyoruz” demesi, bu çekilmenin gerçek yüzünü ifade etmekten fersah fersah uzaktır.

Peki, ABD’nin çekilmesinin gerçek nedeni nedir?

Henüz bilmiyoruz…

Fakat bir şeyi çok açık biliyoruz ki, ABD sizi, yani satmak ve satılmak üzerine bir istikbal kurgulayan siz bölücü Kürtleri yine SATTI!

Daha önce de defalarca satılmıştınız! Yine SATILDINIZ!

Çünkü sizler; Bu kafa ile daima birilerinin maşası olmaya mahkûmsunuz.

Çünkü sizler: Devlet olgusunu anlamayacak kadar idraksiz…

Devletlerin dostlukları değil yalnızca çıkarlarının var olduğunu bilmeyecek kadar cahil…

Kardeş kanı dökecek kadar zalim ve gafil…

Gerçek manada akrabanız ve tek dostunuz olan Türklere defalarca ihanet edecek kadar hain…

Ayrı bir vatanı ve bayrağı hak etmeyecek kadar tembel…

Hepsinden de önemlisi dost ile düşmanı karıştıracak kadar embesilsiniz.

CEVAP VER