BİLDİKLERİNİZİ UNUTUN! Gerçek Çok Farklı…

0
77

Konu önemli…

Hem de doğru bilinenin yanlış, yanlış bilinenin de doğru olduğunu ortaya koyacak kadar önemli…

Bu ülkeyi yıllarca idare edenlerin ne kadar ahmak olduklarını gösterecek kadar önemli.

O yüzden Sayın Murat Özbülbül’ün Montö konusunda bütün bildiklerimizi ters köşe eden yazısını noktasına ve virgülüne dahi dokunmadan köşeme taşımayı sürekli kandırılan ve sömürülen cefakar Türk milletine karşı önemli bir borç addediyorum.

“MONTRÖ’NÜN KAYIP ALTINLARI…

“MONTRÖ sözleşmesine göre Türk boğazlarından geçen her geminin ton başına 0,17 gr altın karşılığı ücret ödemek zorunda olduğunu biliyor musunuz? (Madde 2 EK-1)

Boğazlardan geçen gemilerden ücret, vergi ya da harç alınmayacağı iddiası yanlış bilgidir!

1936’da Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde imzalanan Montrö Sözleşmesi’ne göre, Boğazlar’dan geçecek gemilerden Türkiye sıhhi kontrol, fener ve tahliye hizmetleri için ton başına vergi ve harç almaktadır.

Montrö Sözleşmesine göre vergi ve harçların miktarı Altın Frank üzerinden belirlenmiştir ve toplamda Net Tonaj başına 0,595 Altın Frank’tır.

Altın Frank, “Franc Germinal” ya da “Napolyon Altını”, Napolyon tarafından 1805’te dolaşıma sokulmuş ve 1920 yılında Milletler Cemiyetince de hesap birimi olarak kabul edilmiş 0,290 gram saf altın içeren bir para birimidir.

Altın Frank artık tedavülde olmadığı için boğazlardan geçen gemilerden ton başına 0,595 Altın Frank harcın karşılığı yeni bir hesap yöntemi ile belirlenmelidir. Altın Frank’tan maksat zaten altın paranın içindeki saf altın miktarıdır, yapılacak iş sadece bir Altın Frank’ın içindeki saf altın miktarı olan 0,29 gr altının değerini geminin geçtiği tarihteki 24 ayar saf altın fiyatına göre Türk Lirası olarak almaktır.

Bu manada Altın Frank’ın Cumhuriyet Altını’ndan hiç bir farkı yoktur.

Alınması gereken ücreti Altın Frank’ın içerdiği 24 ayar saf altın üzerinden hesaplarsak net ton başına 0,17 gram 24 ayar, saf altın karşılığı ücret alınacak demektir.

1936’da imzalanan Montrö Anlaşmasına göre Türkiye, boğazlardan geçen her bir gemiden net ton başına 0,17 gram çil çil altın vergi alma hakkına sahiptir.

*** Devletimiz boğazlardan geçiş ücretlerini sözleşmenin imzalanmasını takip eden 46 yıl boyunca Altın Frank üzerinden almıştır.

1983 yılından beri ise fiiliyatta 1 Altın Frank = 0,80 dolar hesabı üzerinden yapılmakta ve ne yazıktır ki 1983 yılından beri transit geçen her gemiden alması gereken, hangi para birimi ve ne kadar ödeneceği Montrö Sözleşmesi ile belli ve anamızın ak sütü gibi helal olan vergiyi tam olarak almamaktadır!

15.000 Net Tonluk bir gemi için yaklaşık 110.000 $ geçiş ücreti…

Boğazlardan 2018 yılında yaklaşık toplam 85.102 gemi ve 1,3 milyar ton yük geçtiği dikkate alınırsa bu çok büyük bir meblağa tekabül eder. 1,3 milyar ton yük, 0,17 gr üzerinden 220 ton altın yapar, 220 ton altın ise 9 milyar dolar yapar!

Ödeyen geçer, ödemeyen geçemez, bu bize Montrö Anlaşması ile verilmiş bir haktır, bu yüzden de gelip geçenden para alacağız hayali ile milyarlarca dolar harcayıp yapay bir kanal inşa etmeye kalkmak tamamen abes ile iştigaldir.

Kanal İstanbul’u yapacağız, para kazanacağız diyen AKP Genel Başkanı’na şimdi soruyorum neden önce boğaz geçişlerinden Montrö Anlaşmasına göre belirlenen hakkımızı tam ve eksiksiz olarak almıyorsunuz?

Bu hakkı alamıyorsanız kanal yaparsanız kimden, nasıl ücret alacaksınız?

Gelelim işin bir de siyasi kazanç boyutuna; AKP Genel Başkanı Erdoğan, Kanal İstanbul konusunda: “Şimdi burası yapıldığında bu işin sadece çevrecilik yönünden kurtuluşu değil, bunun yanında çok daha önemli bir siyasi boyutu olacak ki bunu şimdi kullanmıyorum. Vakti saati geldiğinde onu da kullanırız. O siyasi boyutuyla da Kanal İstanbul dünyada çok ciddi bir sükse yapacak” demişti.

Siyasilerin, siyasi gerekçeler ile yatırımlar yaptığı sık sık görülen bir vakadır, lakin bu yatırımları siyasi gerekçeler ile yaptıklarını kamuoyu önünde itiraf etmeleri oldukça nadir görülür.

Birileri çıkıp da bu proje ile Montrö Anlaşması’nın baypas edileceğini iddia ediyorsa hatırlatayım; zatıalilerini gene fena kandırmışlar demektir çünkü Montrö sözleşmesi sadece İstanbul Boğazı’nı kapsamaz!

Çünkü Anlaşmadaki “Boğazlar” genel deyimi Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’ndan geçişi kapsar.

Montrö Anlaşması’nı baypas edebilmek için Ege’den Karadeniz’e direkt bir kanal kazmak gerekir ki, umarım buna da kalkışmazlar.

Montrö’ye en çok itiraz eden ve değiştirilmesini isteyen ve bu amaçla lobi yapan da ABD’dir!

Çünkü ABD donanmasının canı istediği gibi at oynatamadığı tek deniz, Karadeniz’dir!

Montrö sözleşmesindeki kısıtlamaların ortadan kaldırılmasından fayda sağlayabilecek tek devlet de ABD olacaktır.

Yoksa bu kanal ABD savaş gemilerinin Montrö Anlaşması’ndan doğan kısıtlamalara tabi olmadan Karadeniz’e geçişini sağlamak için mi yapılmak isteniyor?

Siyasi amaç bu mudur?”

Al sana bir kaya nereye dayarsan daya…

Ya da Atatürk’ün dediği gibi “Uyuyan milletler esarete uyanırlar!”

İşte sözün bittiği noktada geldiğimiz yer tam da budur.

CEVAP VER