YOLLAR AŞINMAZ

0
90

Bir İstanbul sabahı yine, yol anıları desek çok doğru olacak yazılanlara…

Eski İstanbul’un sur içinde, güneşli sabahında, küçük çay bahçenin tahta masalarının üstünde turkuaz masa örtüsünde küllüğe eşlik eden yapma çiçeklerle kahvemi beklerken kulaklarımın pasını silen ‘Hatırla Sevgili’ sanat müziğinde yazıyorum… Kırk yıl hatırı var denilen orta kıvamda ki kahvemi beklerken geçmişe yolculuğa başlamadan kahvenin mis kokusunun geldiği yöne başımı çevirdim. Yetmişine merdiven dayamış beyaz saçlarına eşlik eden beyaz gür bıyıklı, esmer hatta daha da esmer, yavaş adımlarla gelen, ne şişman ne zayıf,  kısa boylu amcanın ‘Dökmemeye çalışıyorum’ o sevecen sesine dayanamayıp kahvemi ellinden aldım. ‘Tamam siz dökmeyin’ derken Zeki Müren ‘Sana gönlümün kapısı açık gel demedin ki’ eşlik etmeside güzel bir tesadüf oldu. Bu naif sesi dinlemeyeli epey zaman olmuş. Tarihi mekanda geçen yıllarım, kaç defa geçtim bu yollardan, bu Fetih kapısından,  sayılar sayılar yılların içinde. Eskilerden güne başladım. Ahh! Necla teyze, ahh! Hatice teyze ailemin bir parçası idiniz. Merdivenin kırk altıncı basamağından geçmişe bu kadar özlemle  bakıyorsam demek ki  bende eskimeye yüz tutmuşum demektir. Hala daha sırt çantamı omzuma takıp yollara düşebiliyorsam merdiven kırk altı olsada gönlüm yirmi beşde takılı kaldı. Gitmiyor ileri, kal be gönül sen yirmi beşlerde…

Off!! Olamaz  bu keyif ortamında yaktığım sigaram, bir fırt çekmeden sönmüş, plak diyemiyorum radyoda müzik Müzeyyen Senar,  ‘Huysuz kadın’ da.

Kim bilir benden sonrada bu taşlardan daha kimler gelecek bilinmez. Kimler gelecek bu mekana, nar ağaçların ve çam ağaçlarla yeşillendirilmiş, güllerin arasına.

Km gelir, kim gider bilinmesede bende geldim ve bende geçtim. Hesabı öderken amcanın ‘Kızım sen ne yazıyorsun’ sorusuna ‘Yazarım’ diyemedim. Sadece ‘ Kendimce bir şeyler karalıyorum’  diyebildim. Yüzüme bakarak belkide günümüz gençlerinin kullandığı ‘Yeme beni der’ gibi gülümsedi ve ‘Yok, yok sen önemli şeyler yazıyorsun’ dedi. Bu sefer top bana geçmişti bende ona bu günkü tabirle ‘Cuk oturdu, amca’ der gibi gülümsedim.

Giderken ‘Aşiyan yollarımdan ses versen duyarmısın’ yolcu ediyordu beni. Duyarmısın beni buralardan, bir yangının külünü yeniden yakarmısın, Sevdanın Şehri.

Bu çay bahçesine yakışmayan , nostaljinin eskiye uymayan tek şey isminin ‘Rose Cafe’ olmasıydı. ‘Güller Çay Bahçesi’ olsaydı, keşke.

Güller içinde, beyaza karışan kahvenin renginde, elleri titreyen amcanın mekanına anca çalıştığım bir sonra ki cumartesi uğrayabileceğim.  O güne kadar kırk yıl hatırı olan kahveye özlemle,

Pazara merhaba diyelim, Türkânca.

Türkan Kebeci Şahin

turkankebeci@gmail.com

CEVAP VER