KULELİ…

0
29

KULELİ…

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u fethettiğinde, burası masmavi boğaz ile koyun koyuna girmiş yeşil bir koruluktu.

Korulukta bir manastır ve bir de kule bulunmaktaydı.

Yavuz Sultan Selim bu manastırı yeniçerilere kışla olarak verdi. İşte o günden itibaren üniformalı Türk bahadırları ile tanışan Kuleli, Türk ordu geleneğinin zarif katkılarıyla çok daha gelişti ve güzelleşti. Bu nedenle; bir kışla olduğu halde burasının adı artık “Kuleli Bahçesi” idi.

Derken, Kanuni Sultan Süleyman; bu güzel bahçeye daha bir güzellik katacak olan büyük bir kasır yaptırdı. Her katı fıskiyeli havuzlarla süslenen ve yüksekçe bir kulesi olan güzel bir kasır…

Türk tarihini bilenler ve Türk mimarisinin dilinden anlayanlar bilirler ki, bu kuleler adaleti temsil eder ve bulundukları her yerde adalet diye haykırırlar.

Daha sonra 2’nci Mahmut döneminde, süvari birlikleri için yeniden inşa edilen kışla buradaki Kuleli Askeri Lisesi’nin ilk yapısı oldu.

Artık burada,Türk’ün kanadı olan atlar kişnemekte ve uçurdukları Türk süvarileri ile birlikte gaza talimleri yaparak mavi boğazı çınlatmaktaydılar.

Aradan zaman geçti, Sultan Abdülmecit Kışla’yı yarı kağgir olarak yeniden inşa ettirdi. Binanın iki yanına da görkemli kuleler inşa edildiğinden kışlanın adı artık “Kuleli” oldu.

1845 yılında açılan Lise, Sultan Abdülmecit’in de katıldığı görkemli bir törenle 10 Ekim 1846’da ikinci öğretim yılına başladı.

Adı, “Mekteb-i Fünun-ı İdadiye” idi.

Kırım Savaşı için İstanbul’a gelen yabancı askerlerin bir kısmı burada konakladı. Bu savaşta yaralanıp İstanbul’da ölen askerlerin bir kısmı hala Kuleli’nin arka tarafında yatmaktadırlar.

Sultan Abdülaziz devrinde; ana duvarları kağgir, iç bölmeleri, tavan ve tabanları ahşap olarak iki kat halinde yeniden inşa edilen kışla, görünüm olarak bugünkü halini aldı.

Tam 171 yıl boyunca Türk ordusuna hizmet etti. Türk ordusu için üstün vasıflı subay adayları yetiştirdi. Çok değerli generalleri, kuvvet komutanlarını ve hatta genelkurmay başkanlarını bu okul çıkarmıştır.

Öyle ki, Kuleli Askeri Lisesi’nden 1919–1920 yılları arasında firar eden 230 öğrenci Milli Mücadeleye katılmış ve kahramanca savaşmıştır. Ankara’daki kısa bir eğitimden sonra asteğmen olarak cepheye gönderilen bu öğrencilerin tam 88’i, gencecik yaşta vatan uğruna şehit olmuşlardır.

Onları tatlı canlarından geçirerek, aziz vatanları için şehadete yürüten o asil ruhu veren ocağın adı Kuleli idi.

Bilinir ki, kurumlar kültürleri ile yaşarlar, kurum ve birlik ruhu ile de ayakta kalırlar. Her kurumda olduğu gibi, ordularda da kurum kültürünü oluşturan ve ona ruh veren simge mekanlar, ritüeller, merasimler, adetler, simgeler ve özel yapılar vardır.

İşte Kuleli de Türk ordusuna ruh veren ve kurum kültürünü oluşturan nadide mekanların başında yer alır. Aynı Selimiye Kışlası gibi…

Bu tip simge yapıları o kurumların elinden alırsanız kurum kültürüne ve ruhuna çok büyük bir darbe vurmuş olursunuz.

Nasıl ki İstanbul Süleymaniye’siz ve İstanbul Boğazı da Kız Kulesi olmadan olmaz ise, Türk ordusu da hem Selimiye Kışlası hem de Kuleli ve bunun gibi nadide mekanlar olmadan olmaz.

Evet ne yazık ki, lanet olasıca bir kalkışma gerçekleşti.

Gerçekleşti ama, imamın ordusunun yeltendiği bu kalkışmayı akamete uğratan esas unsur da Mustafa Kemal’in ordusuydu.

Şimdi sorarım size:

Kalkışmada kullanılan üslerin ruhu mu vardır?

Uçurulan uçaklar birer canlı varlık mıdır?

Yürütülen tankların kendilerine münhasır kişilikleri mi vardır?

Harp Akademilerinin, askeri lise binalarının ve tesislerinin bina olarak ayrı iradeleri mi vardır?

Yoksa bunların her biri, bir bıçak örneğindeki gibi sadece birer araç değiller midir?

Örneğin bir bıçak; bir katilin elindeyken adam doğramakta, bir ev hanımının elindeyken ise salata doğramaktadır. Yani katilin elinde olması bıçağın suçu, ev hanımının elinde olması bıçağın iyiliği değildir. Çünkü onun bir ruhu yoktur. Suç bıçağı katilin eline verenlerdedir.

Eğer akıl tutulması veya başka bir art niyet olmasa idi; üslerin personelini, tankların kullananını, kışlaların komutanlarını, okulların da hocalarını değiştirirdiniz bu iş olur biterdi.

Ama öyle olmadı!

Türk milletinin kazanımları ve Türk ordusunun uzun yıllara sâri deneyimleri ile meydana getirilen bu üsler, kışlalar, okullar ve tesisler sanki işgal altındaymışız gibi kapatıldı…

Kuleli Askeri Lisesi de işte böyle bir oldu bitti ile kapatıldı!

Oysa Kuleli Askeri Lisesi, işgal döneminde bile kapanmamıştı.

Evet, başka binalara taşınmıştı ama kapatılmamıştı.

İşte bu günlerde yine deniliyor ki, Kuleli’yi şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Ne yazık ki önümüze konulan her seçenekte ordumuzun elinden alınıyor. Tabi ki ve zannederim ki asıl mesele ranttır.

Bilirsiniz bir Türk atasözü der ki; “Tilkinin çektiği kürkü belasıdır”. Kuleli başta olmak üzere birçok okulumuz, üssümüz ve kışlamız arazi olarak iştah kabartan yerlerdedir. Ve mesele ne yazık ki, rant meselesidir.

O yüzden Büyük Türk Milleti; Kuleli Askeri Lisesi’ne ve Kuleli gibi şanlı Türk Ordusu’nun ruhunu ve kurum kültürünü oluşturan diğer okul, kışa, üs ve tesislerimize sahip çıkmalıdır.

Çünkü bu kazanımlar Türk milletinin öz malıdır.

Malı olmaktan da öte namusudur.

Son sözüm ise İktidar ve muktedirleredir.

Ey iktidar ve muktedir olan, devranın güçlü efendileri!

Eğer büyük Türk milletinin öz evladı iseniz KIYMAYIN!

Eğer Türk ordusu sizin de ordunuz ise KIYMAYIN!

Eğer ihanet içinde değilseniz KIYMAYIN!

Eğer vicdanınız var ise KIYMAYIN!

KIYMAYIN EFENDİLER!!!

CEVAP VER