KUŞATMA!

0
24
Kuşatma
 Daha önce de defalarca yazdım ve vurguladım.
Yine söylüyorum:
Anadolu mahallenin güzel kızıdır.
Herkesin gözü onun üzerinde ve herkesin planı ona sahip olma üzerinedir!
İster gönüllü, ister gönülsüz, isterse de tecavüz ederek… Alacak işte!
İşte onun için Anadolu netameli bir yerdir ve ne yazık ki, tarihin ilk çağlarından beri, “Devletler ve Milletler Mezarlığı”dır!
Çünkü Anadolu; kendine kuvvetli sahipler ister,
Sürekli tetikte muhafızlar…
O’nun için rahatı ve uykuyu terk etmiş sevdalılar…
Ve dahi O’nu, kızıl kanından ve tatlı canından daha çok seven âşıklar ister.
Tarihin ve talihin de ispat ettiği gibi, güçlü olmayan bütün sahipler bu tarihi mezarlığa gömülmekten kurtulamamışlar/kurtulamayacaklardır!
Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösteriyordu ve o gün Anadolu…
Maalesef ki, bir darbe girişimine sahne oldu!
Genelkurmay tarafından yapılan açıklamalara göre, bu girişimde ana silah olarak; 74 tank, 24 muharip uçak, 8 taarruz helikopteri, 172 zırhlı personel taşıyıcı ve 4 bine yakın hafif silah ve diğer araç ve gereçler; siyasi iradeye ve millete karşı kullanıldı!
Tankların toplam sayısına baktığınız zaman hepsi yaklaşık iki tank taburu yapar.
Darbeye katılan asker sayısı ise Türk Ordusu’nun sadece % 1,5’i…
Şerefli Türk Ordusu %98,5 gibi ezici bir oranlamayla demokrasinin yanında yer aldı, bunun gereğini de yaparak bedelini kanıyla ve canıyla ödedi.
Bu yönüyle bu kalkışma, başarısız olmaya mahkûmdu ve mahkûm oldu.
Mahkûm olan sadece kalkışmayı yapanlar değildi.
Hiçbir şey yapmamış olmasına rağmen, idrak fakiri ve milli bilinç yoksunu güruhlar tarafından Mehmetçiklerin neredeyse hepsine “Darbeci” yaftası yapıştırılarak Türk Ordusu peşinen mahkûm edildi!
Daha olayın dumanı tüterken demiştik ki; “Linç zamanı değil bilinç zamanıdır, ifrata ve tefrite kaçmama zamanıdır, sapla samanı karıştırmama zamanıdır, cadı avı değil adalet zamanıdır.”
Ama görülen o ki çoğu kimse ne duydu ne anladı. Zaten, Hakka değil güce tapanlardan ne beklenirdi ki?
Aslında anlatmak istediğim çok daha farklı bir durum.
İster kabul edelim ister kabul etmeyelim, bu haince kalkışmanın bir sonucu olarak Türk Ordusu; maddi, manevi, nitelik ve nicelik de dâhil birçok farklı yönden çok büyük zarara ve zaafa uğradı.
Komuta kademesinin kolay değil yaklaşık %50’si ihraç edildi (Ordu komuta kademesi dışında başka yerlerden emir alıyorlarsa elbette ihraç edilmelidir, esas anlatmak istediğim ordunun geldiği noktadır.)
Ordu mensuplarının canı sıkkın, moralleri bozuk, özgüvenleri dip yapmış ve gururları kırık!
Devlet’i bir gemiye benzetirseniz; ordu buz denizinde ilerleyen o geminin zırhıdır.
O zırhı deldirdiğinizde veya kaybettiğinizde o geminin su üstünde kalma şansı sıfırdır.
Gemideki diğer kuvvet çarpanlarının hepsinin kaderi o zırhın koruma gücüne bağlıdır.
Bu milletin ise ikinci bir ordusu yoktur.
Unutmamak gerekir ki; askeriyle, polisiyle, siyasisi ve siviliyle hepimiz aynı geminin içindeyiz. Başka gemimiz ise yok!
Fakat ne gezer, herkes bir taraftan bu zırhı delmekle veya aşındırmakla meşgul!
İstihbarat ve emniyet teşkilatımızın tamamı içeriyle meşgul.
Peki, bu arada düşmanlarımız ne yapıyorlar?
Atalarımız demez miydi: “Su uyur, düşman uyumaz”!
Atalarımız haklı, uyumuyorlar!
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis’in doğal lideri olduğu Demokratik Seferberlik Partisi eski milletvekili Hristos Rotsas bakın ne diyor:
“Türkiye’deki darbe girişimi gecesi Rumlar büyük bir fırsatı kaçırmıştır. Saldırsaydık, darbe gecesi çıkan karışıklıktan dolayı 43 bin Türk askerini esir alıp, ordularımızı Girne’ye sokardık.”!!!
Bu bilineni ve söyleneni, ya bilinmeyenler ve söylenmeyenler!
Rumların ani bir gece baskınıyla Girne’ye kadar ilerleyip Türkleri denize dökme planları yeni değildir.
Böyle bir planın var olduğunu ben ilk olarak 1991 yılında Kıbrıs’ta görev yapmaya başladığım zaman öğrenmiştim. O zamanki Tümen Komutanımız Necati Özgen’in bir vecize gibi söylediği cümle hala kulaklarımda çınlamaktadır.
Bizlere hitaben demişti ki; “-Burada ancak güçlü olursanız var olursunuz yoksa ‘Önünüz düşman, arkanız deniz!’ kaçamazsınız…”
Şimdi daha geniş düşünelim ve geçelim Akdeniz’den Anadolu’nun güneyine…
Şu anda IŞİD neyle meşgul biliyor muyuz?
IŞİD’in güneyden kuzeye doğru şok baskını şeklinde bir harekâtı çok mu paranoyakçadır?
Unutmayalım ki, IŞİD denilen bu eşkıyalar sürüsü şu anda kontrol ettikleri topraklara sadece birkaç günde egemen olmuşlardır.
ABD’nin teşkilatlandırdığı, teçhizatlandırdığı ve dahi eğittiği koca koca Irak tümenleri bunların karşısında darmadağın olmuşlardı, keza Suriye’de de durum farklı değildi, Suriye’nin düzenli devlet ordusu da bu gücün karşısında tutunamamıştı.
Üstelik bu adamlarda merhamet ve acıma hissi de yok. İslam adına İslam’a aykırı ne varsa hiç çekinmeden yapıyorlar.
Peki ya Güneydoğumuzdaki PKK ve Güneyimizdeki PYD boş mu duruyorlar?
Uzun lafın kısası, Türkiye bu nazik ortamda bir DIŞ CEPHE açılması tehlikesiyle karşı karşıyadır!
Ve eğer bir cephe açılırsa bunun bir ile sınırlı kalmayacağı kuvvetle muhtemeldir.
IŞİD+PKK/PYD+Yunan/Rum+Rus+Ermeni+İsrail… Ve en büyük tehdit ABD!
Böyle ihtimalleri uzak ihtimaller olarak düşünmeyin. Zira yaşadığımız kanlı darbe girişimi de çok uzak bir ihtimal olarak görülmüyor muydu?
Sorarım size polis merkezlerinin ve TBMM’nin F16’larla bombardıman edilebileceğini kaçınız tahmin etmiştiniz?
Onun için istihbarat birimlerimiz biraz da dışarıya bakmalı,
Güneyimizdeki IŞİD’de, PYD/PKK ve Kıbrıs’ta herhangi bir hareketlilik olup olmadığına yoğunlaşmalıdır.
Biz, aile içindeki sorunlarımızı er veya geç mutlaka çözeriz. Onun için dışarıya da yoğunlaşılmalıdır.
Bu arada Jandarma’nın Genelkurmay’dan tamamen koparılmış olması, milletimizin bekası yönünden kanımca doğru olmamıştır. Çünkü Jandarma’nın savaş durumunda Silahlı Kuvvetlerin diğer unsurlarıyla birlikte düşmana karşı kullanılması planı var. Kurtuluş Savaşı’mızda da jandarmamız bu şekilde kullanılmış ve başarı ile görev yapmıştı. İşte onun için Jandarma’nın askeri bir hüviyeti var ve onun için bir yönü ile Genelkurmay’a bağlı idi. Takdir edilir ki; barışta birlikte ve koordinasyon içinde çalışmayan, aynı eğitimi almamış, aynı bakış açısını kazanamamış ve aynı dili konuşamayan kurumlar savaşta birlikte çalışamazlar!
Evet, sıra dışı olaylar yaşadık ve sözde değil kanunen bile olağanüstü bir dönemin içinden geçiyoruz.
Fakat emin olun ki, olayların en büyüğünü henüz yaşamadık!
İşin özü, mevcut durumdan istifadeyle bir KUŞATMA altına alınıyor olabiliriz!
Bütün olayları gözlerinizin önüne getirin ve düşünün… Biz Türkler bir platformun (tabağın) üzerinde birbirimizi yemeye uğraşırken, sakın o tabağı elinde tutanlar bizi farkında olmadan sofralarına taşıyor olmasınlar!!!
Olmaz, olmaz demeyin.
Dünyada, sadece olmaz olmazdır…
Gerisi olur. Bal gibi olur.
(Dananın altında buzağı aranmadan okunması dileğiyle, sevgi, saygı, mutlulukla, akılla ve illa ki UYANIK kalın )

CEVAP VER