ÜZGÜNÜM KAZANDILAR!

0
25
  1. ÜZGÜNÜM KAZANDILAR!

OHAL şartlarında bir seçim yapıldı!

Şartlar eşit değildi!

Ve kesinlikle ADİL değildi!

Bir yanda devlet yardımı alabilen partiler, diğer yanda kıt kanaat imkânlarla ve yalnızca partilerine gönül verenlerin yapmış oldukları mütevazı bağışlarla “Mete Zoruna” bir şeyler yapmaya çalışan partiler…

Bir yanda; çifter çifter uçağından, filo filo helikopterine, katar katar makam araçlarından radyosuna, havuz medyasından devlet televizyonuna kadar her şeyi hoyratça ve partizanca kullanan (16 yılda devletleşmiş) bir parti; diğer yanda engellemelere rağmen, karartmaya rağmen ve çöp kamyonlarına rağmen mitingler düzenlemeye ve kısılmak istenen sesini duyurmaya çalışan bir muhalefet…

Bir yanda havuz medyada 24 saat boyunca boy gösteren bir lider, diğer yanda televizyonlarda birkaç dakika bile yer alamayan dışlanmış, horlanmış, “alçaklar” diye tarif edilmiş, FETÖ’cülükle ve dahi vatan hainliği ile suçlanmış diğer liderler…

Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanları, devletin kaymakamları, valileri… Yani devletin bütün kurumları (isteseler de istemeseler de) yalnızca bir kişi için çalıştılar!

Evet, uygun da değildi, adil de değildi!

Pis kokular gelmiyor mu?

Evet geliyor!

Şaibeler yok mu?

Evet var!

Ama ne yazık ki, kazandılar…

Neylersiniz ki, toplumumuza dayatılan da işte buydu.

Siyaset nankördür!

Gözden ırak olan gönülden de, oy’dan da uzak olur.

Bu nedenle medya organlarında ve özellikle görsel basında yeterince yer alabilmek çok önemli. Ne yazık ki okuma alışkanlığı olmayan bir milletiz. Kararlarımızın çoğunu sadece gördüklerimize ve duyduklarımıza göre veriyoruz. İşte tam da bu yüzden medya organlarında görebildiklerini bilen ve uzun uzun dinleyebildiklerinin tezlerini öğrenebilen orta halli Türk halkı; görmediklerine, bilmediklerine ve dinleyemediklerine değil, sürekli önüne konulana oy verdi.

Türk milletinin kişiliğini analiz edebilmek adına ömrünü vermiş birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türk milletinin büyük bir çoğunluğu beş vakit namaz kılmaz, İslam’ın yap veya yapma dediklerine de çok fazla aldırmaz, belli dönemler hariç dini yaşama tarzı manadan uzak bir taklitten ibarettir. Fakat dini hassasiyeti neredeyse dünyadaki en yüksek millettir. Onun için, Türk milletine kabul ettirmek isteyeceğiniz şeyi mutlaka din ambalajına sokacak, üzerine biraz da hacı misi serpeceksiniz. İktidar da 16 yıldır yapageldiği gibi aynen bunu yaptı.

Ne yazık ki, profesyonelce yürütülen algı yönetiminin adeta esiri haline gelen milletimizin yarısından biraz fazlası; (ama bilerek ama bilmeyerek) kendisinden beklenileni yaparak, kaderini muazzam yetkilerle donatılmış partili ve taraflı “bir kişiye” teslim etti!

Oysa yaklaşık bir asır öncesinden:

“Milletin şahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak kadar bağlanmış olması iyi netice vermez!”

“Memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik.”

“Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda, Reisicumhurlukla Başvekâleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.”

“Gelecekte Türkiye’de gücü ele geçirecek bir cumhurbaşkanı rejimi değiştirebilir!”

“Cumhuriyet müesseslerinin bir müstebit (baskıcı diktatör) eline geçeceğini mezarımda bile duysam millete karşı haykırmak isterim… Cumhuriyetin milletin kalbinde kök saldığını görmek en büyük emelimdir.”

“Şahsi yetkilere dayanan şahsi hareketleri önlemenin ve Cumhuriyeti korumanın yolu, çok partili gerçek demokrasiyi kurmaktır” diyen Ulu Önderimiz ve Ebedi Başkomutanımız Atatürk milletimizi üzerine basa basa uyarmıştı.

Ama dediğim gibi, okuma alışkanlığımız yok! Okuyan olmadığı gibi duyan da olmadı!

Daha önceki bir makalemde de yazmıştım, mevzu bahis Atam Oğuz Kağan bile olsa; böyle tek adamlı, partili, taraflı, ayırmalı ve kayırmalı bir sistemi şahsen kabul edemem.

Milletimin çoğunluğu, yanlış olduğundan adım gibi emin olduğum bir sisteme onay vermiş olsa dahi, vatan ve millet sevgimden ve dahi hakka ve doğruya olan saygımdan dolayı kabul edemem.

Bilenler çok iyi bilirler ki, “Kanun Devleti” ile “Hukuk Devleti” aynı şeyler değildir. Bundan dolayı, milletimizin kaderini adeta padişahlaşan bir faniye teslim etmiş olması kanuni olsa dahi, seçimle gelse dahi hukuki değildir.

İşte bu nedenle, “Başkan” seçilen Sn. Erdoğan kanunen evet, ama vicdanen benim cumhurbaşkanım değildir. Başka birisi seçilmiş olsaydı bile, eğer söz verdikleri zamanda bu garabet sistemi değiştirmeyip de devam etmek isteselerdi açık yüreklilikle söylüyorum onlar da benim cumhurbaşkanım olmayacaklardı. Yani mesele yalnızca bir Erdoğan meselesi değildir.

Korkuyorum!

Şahsi ikbal ve istikbalim için değil, vatanımız ve milletimiz için korkuyorum!

Çünkü nasıl bir frankeştayn ortaya çıkardığından bihaber olan ve farkında olmasa dahi ciddi bedeller ödemeye başlamış olan milletimiz, önümüzdeki dönemde de bu garabet sistem yüzünden, hiç olmadığı kadar büyük bedeller ödeyecektir!

Ta ki, Türk milleti kendini düzeltene kadar… Çünkü Yüce Allah buyuruyor ki; “Bir kavim kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hali değiştirmez.”

Ve yine Yüce Allah’ın Sevgili Nebisi buyuruyorlar ki; “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz”

Üzgünüm, kazandılar!

Üzgünüm, çünkü kuvvetler ayrılığı ve demokrasi değil tek adamlık kazandı!

Endişeliyim, çünkü fabrikaları satanlar kazandı!

Kızgınım, çünkü milleti birleştirenler değil birbirine katanlar kazandı!

Üzgünüm, çünkü “Hak”, “Hukuk” ve “Adalet” değil, bacanak, enişte ve damatlar kazandı!

Karamsarım, çünkü Türk’ten ve Türklük ’ten vazgeçenler kazandı!

Hayal kırıklığı içindeyim, çünkü Yunana peşkeş çekilen adalar artık geri alınamayacak, Yunanistan kazandı!

Çaresizim, çünkü BOP Eşbaşkanlığı devam edecek, Amerika kazandı, Yahudi madalyaları iade edilmedi İsrail kazandı, seçimden önceki son gezide icazet alındığını ve sözler verildiğini düşündüğüm İngiltere kazandı. Ama Türk kazanmadı!

Ümitsizim, çünkü tacize ve tecavüze “bir kereden bir şey olmaz” deyip rıza gösterenler, ensara ve sansara kol kanat gerenler kazandı!

Şaşkınım, çünkü Fesli Kadir’le kol kola ve FETÖ ile gerdeğe girenler kazandı!

“Ananı alda git!” diyenler kazandı!

Adaları verenler, türbeden tüyenler kazandı!

Oslo’da PKK ile görüşenler, Diyarbakır’da bölücülerle sevişenler, Dolmabahçe’de mutabık kalanlar, hukuku çadıra sokup Habur’a alanlar, Atatürkçülüğü de aynı Atatürk gibi kabre koyanlar kazandı!

Öcalan’a “Sayın”, şehide “Kelle” diyenler kazandı!

Üzgünüm, çünkü 2002’deki 129 milyar dolar olan dış borca Nirvana yaptırıp 454 milyar dolara çıkaranlar kazandı!

Üzgünüm, yine 2002’de 76 milyar lira olan iç borcu şahlandırıp 550 milyar liraya çıkaranlar kazandı!

Üzgünüm, 1,4 lira olan doları 4,7 liraya getirenler kazandı!

Hayretler içindeyim, çünkü Andımız’ı kaldıranlar ve T.C.’yi indirenler kazandı!

Kızgınım, çünkü PKK’lıları seçim otobüslerine bindirenler kazandı!

Üzgünüm, ordumuza kumpas kuranlar, askeri hastaneleri KHK ile vuranlar ve milliyetçiliği ayaklar altına alanlar kazandı!

Üzgünüm, haram ile doyanlar, “milletin orasına koyacağız” deyip soyanlar kazandı!

Üzgünüm “megri megri”lerle coşanlar ve Barzani ile gurur duyanlar kazandı!

Üzgünüm, Öcalan’a paye verenlerle, Salih Müslim’e halı serenler kazandı!

Üzgünüm Atamıza “ayyaş” gözüyle bakanlarla “anası orospuydu” diyenler kazandı!

Üzgünüm Kozmik Odaya girenler (girenleri sokanlar) kazandı.

Üzgünüm, çünkü Türkiyeliler değil, Suriyeliler kazandı!

Üzgünüm, çünkü palavradan şiirler yazanlarla, kolpadan destanlar düzenler kazandı!

Şaşkınım çünkü, ihanet içindeki POP’çularla Amerika’ya çalışan BOP’çular kazandı!

Derin düşünceler içindeyim, çünkü adliyeye, kışlaya ve camiye siyaset sokanlar, İslam’ın içine edip halkı dinden soğutanlar kazandı!

Kızgınım, çünkü Atatürk Orman Çiftliğini Coni’ye satanlar kazandı!

Üzgünüm, boynuna bozkurt değil, Yahudi madalyası takanlar kazandı!

Üzgünüm, çünkü olgular değil algılar kazandı!

Üzgünüm kazandılar!

Üzgünüm, çünkü, çünkü, çünkü…

Korkarım ki, saray saltanatı bundan sonra fütursuzca hükmedecek,

Yandaşlar daha zengin…

Kandaşlar daha güçlü…

Satılan fabrikalar geri gelmeyecek!

Dağılan devlet kurumları toparlanamayacak!

Yunan’a verilen adalar geri alınmayacak!

Suriyeliler geri gitmeyecek!

Süleyman Şah rahat etmeyecek!

Türk’ün ve Türklüğün derdi bitmeyecek!

Türk birliği gerçekleşmeyecek! (Şimdilik)

Dolar, Avro, eğitim, işsizlik, tarım, odun, kömür ve Ortadoğu…

Korkarım ki, çok bedel ödeyeceğiz ve ödedikçe eyvah diyeceğiz!

Bu garabet sistem devam ettikçe, aklım, kalemim ve ömrüm yettikçe mücadele etmeye, gerçekleri haykırmaya ve tek başıma da kalsam hak bildiğim yoldan gitmeye devam edeceğim.

Ve biliyorum ki bu kutlu yolda yalnız da kalmayacağım.

Çünkü HAK bunu gerektirir.

Çünkü ADALET bunu ister.

Çünkü HUKUK bunu bekler.

Çünkü Töre bunu emreder.

Vatan ve millet sevgisi bu yola sevk eder.

İçimdeki insanlık bunu tavsiye eder.

Çünkü ruhumdaki terazi ancak böyle doğru tartar.

Üzgünüm kazandılar!

Ve vaatleri var, OHAL’i kaldıracaklar.

Kaldırsalar ne olur, kaldırmasalar ne olur?

Korkarım ki OHAL, bundan böyle BUHAL’dir!