Semerin Altındaki Yaşamlar

2
12271

Hamalları konuşalım diye söze başladım başlamasına fakat beklediğim cevabı alamadım.
” Huzur beni mutlu etmiyor, huzursuzluk mutluluk veriyor” Aldığım cevap ile hamalların bir bağlantısını kurmaya çalıştım ve yüzüne alık alık baktım. Kimden mi bahsediyorum Kültür ve Turizm Bakanlığının desteklediği yönetmenliğini Aydın Bağardı’nın çektiği “Hamallar” belgeseli, Osmanlı Devleti’nden günümüze İstanbul hamallarının renkli hayatını anlatıyor. Belgeselde Sirkeci’den Unkapanı’na, Mısır Çarşısı’ndan Kapalı Çarşı, Karaköy ve Perşembe Pazarı’na kadar uzanan bölgede, geçmişten bugüne ”hamallığı” konu eden yönetmen Aydın Bağardı ile birlikte çalışan Terzi Nuri Kaymazdı huzursuzluktan mutlu olan.


Haberde İstanbul ”Osmanlı dan günümüze hamallar belgeseli nasıl oluştu?”
Yıllar önce hamallar üzerine çalışmaya başlamıştım ve yönetmen Aydın Bağardı ile tanıştığımda hamalların hikayelerini kendisine anlatmaya başladım. Aydın Bağardı da hikayeleri belgesel olarak çekmek istediğini söyleyince 2016 yılında fikir oluştu. Çekimlerine iki yıl sonra başladık. Yüz yıllardır yapılan hamallık mesleğinde özellikle İstanbul’un önemli bir yeri var. İstanbul’un mimarisi ve yaşamıyla adeta bütünleşmiş bir meslek. Bu mesleği yapabilmek için aynı aşiretten aynı köyden hatta aynı dili konuşmak gerekiyor. Yapmak isteyen herkes yapamazdı. Hatta babadan oğula geçermiş. Hamallar 200, hatta 300 kiloya kadar yük taşır bunu nasıl taşıyacağını bilir. Hamallar, semerleri ihale usulü satın alıp mesleğe girebiliyor, onlar kendilerini işçi olarak değil, zanaatkar olarak görürlerdi. Hamallar Türkiye de ilk örgütlü yapı olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal yapısı kuvvetli olmasına rağmen hamallar ile araştırma az. Mesela berber, terzi gibi hamallıkta bir meslekken araştırmalarda göremiyoruz. Kaybolan meslekler üzerine tez yapılmamış. Osmanlıdan bu yana 120 meslek kaybolmuş. Neden bu kaybolan mesleklerin belgeseli yok?
Haberde İstanbul ”Haklısınız bizim kültürümüz bu meslekler ve gelecek nesiller hiç bir şey bilmeyecekler. Peki ” Belgesel film nerede çekildi ”
İzmit SEKA Platoların da kurulan Osmanlı mahallesi dekorlarının bulunduğu mekanlarda gerçekleşti. Sirkeci, Mercan ve Tahtakale de hamallık yapanlar, Kocaeli’ne götürülerek çekimlerde de gerçek hamallar kullanıldı.
Haberde İstanbul ”8. Malatya Uluslararası Film Festivali’ne katıldınız Ulusal Uzun Metraj Panorama dalında katılan 9 filmden biriydi Osmanlı’dan Günümüze Hamallar. Festival nasıl geçti?
Festivale yoğun ilgi vardı. Hatta jüri üyesi Nuri Bilge Ceylan ” kısa boylusun ama gel gözlerinden öpeyim’ diyerek gelip öpmesi benim için güzel bir anı oldu.
Haberde İstanbul ” Peki gelelim şu huzursuzlukta mutlu olma durumuna, galiba Hamallar belgeselin doğmasında ki ana neden bu cümlenin içinde”
Malatya Erguvan ilçesinden kalkıp İstanbul’a geleceksin, baban karpuz satacak. 7 yaşlarındayım bekâr odalarında kalıyorum. Terzi Yahudi Muşa ustam vardı. Bir gün bana ”Sana bir mendil dikelim, yakan kirlenmesin” dedi. Oysa yakam kirliymiş, beni incitmemek için dediğini ben çok sonra anladım. İşte yaz sıcağında bile mendil kullanmamın sebebi bu. Muşa ustamın ince düşüncesinin bir eseri. Çocuk deyip gururumu incitmeyen insanlardı onlar. Küçük pazarda hamallarla kaldım kahvelerine gittim. Buralarda 78 kuşağı ile tanışacaksın. 78 kuşağı okuldu, sevdaydı. O kuşak bana bir şeyler yapmalısın düşüncesini verdi. O dönem Gorkileri, Yaşar Kemalleri, Orhan Kemalleri, Bekir Yılmazları okuyorsun başka dünyaları görüyorsun. Gördüğün başka dünyalar beni rahatsız, huzursuz etmeye başladı ve hâlâ rahatsız eder. Bu huzursuzluk bana bir şeyler yaptırtıyor her dönem. Bende yan yana yaşadığım hamalları, kaybolan terzileri yazdım. Dediğim gibi 78 kuşağı okuldu sevdaydı. Bu sevda gün geldi içeri düşürdü. O dönemin devrimcileri, yazarları ile tanışacaksınız.
Haberde İstanbul ” Sanki sözlerinizde bir şeyler kırgınlık, küskünlük var gibi yada pişmanlık”
Hayır, hiç pişmanlık duymadım. Sadece 78 kuşağı önümü kesti.
Haberde İstanbul ”Nasıl önünüzü kesti”
Mesela onlar yüzünden kumar oynayamadım, içki içemedim, çapkınlık yapamadım bu konular da çok önümü kesti. Dediğim gibi 78 kuşağı okuldu, bilmediğimiz yaşamları öğrenince bunları yapmak, bu rahatlık haksız yaşamlar gibiydi. O dönemlerde Kemalistler beni Kürtçülükle, Kürtlerde Kemalistlikle suçladı. Ben neyim diye çok sordum kendi kendime.
Haberde İstanbul ” Peki bende sorayım Terzi Nuri Kaymaz siz nesiniz”
Bu topraklar neyse bende oyum. Bu toprakları tanımadan ne yazar olursunuz ne belgeselci. Bu toprakları tanıdığı için Yaşar Kemal, Orhan Kemal olursun. Bu topraklar öyle bir toprak ki Yaşar Kemal sineği dev yapar sizde dev gibi okursunuz. Bu topraklarda ortak yapı Ermeniler, Çingeneler, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler vardı. 1950′ ye kadar insan vardı. Zengin kültür bir aradaydı. Kadınlarımız rengarenk giyinirdi her giyilen rengin anlamı vardı, dövmeler vardı. Bu topraklar değişti.
Haberde İstanbul ” Bu toraklar değişti diyorsunuz. Bu toplum nasıl değişti? Bu değişime etki eden teknolojiyi göz ardı edemeyiz, öyle değil mi?
Bu toprakları yok etmek için kültürünü yok edeceksin, dili ile oynayacaksın. Urfa, Mardin, Diyarbakır dil, din eğitim merkeziydi. Tarih korunmuyor, bilinç yıkılıyor. Bakın İstanbul’da 100 çeşme 60 han kayıp. Nereye gitti bu eserler. Şu anda bile bir çok tarihi eser yıkılmaya bırakılmış durumda. İngiltere de 500 yıllık kiliseler korunuyor. BBC Dünyada kaybolmuş dilleri araştırıyor. Bunlarla ilgili belgeseller yapıyor ve bunları yine bizlere pazarlama derdi içinde. Mesela Abdülhamit’e ait aile fotoğrafları ABD New York da. Bizi yok etmek için folklorumuzu yok ediyorlar. Yemeklerimizi, adetlerimizi, örflerimizi, giysilerimizi yok ettiler. Oysa gelecek geçmiş de saklı. Cumhuriyetin ilk yıllarında folklorumuza sahip çıkıldı. 45- 50’li yıllardan sonra yavaş yavaş yıkılmaya başlandı. Nurettin Sarısözen Anadolu’yu karış karış gezerek bir çok halk türkülerini derledi. O zaman o türküler derlenmeseydi şimdi bu türkülerden haberimiz bile olmayacaktı.
Haberde İstanbul ” Peki biz bir şeyler yapalım. Unutulmaya yüz tutmuş folklorumuzu gelecek nesillere aktaralım. Ne yapmamız gerekir?
Bir kere Azrail den önce davranmalıyız. Bu kültürü yaşan yaşatan insanlar yaşlandı. Yaşayan insanlarımıza ulaştığımızda belki de bulamayacağız. Şu anda bize ait olmayan bir kültürü kullanıyoruz. Kültürün devamını sağlayan dildir ve dil yazılı olmalıdır. Mesela Rıfat Ilgaz romanında apartman kullanmasaydı, Yaşar Kemal dümbük demeseydi bu kelimeleri bilmeyecektik. Para için insan feda ediliyor. Her şey çok kolay harcanıyor sevgiler, aşklar, dostluklar.
Haberde İstanbul ” Evet, haklısınız her şey çok kolay harcanıyor. Bu dönemde aşk nedir sizin için?”
Yaşı olmayan, kavuşamadığım her şey aşktır benim için. Bu bir kitap, çekmek istediğim bir film, bir kadın. Toplum konuşmuyor, konuşamıyor. 2 saattir konuşuyoruz fakat telefon yok. Bizler cihaza bağlanmış komada yaşayan hasta insanlarız. Bu küçük telefonlar bizi esir almış. Teknolojinin getirdiği esaret aşkları da, sevgileri de, dostlukları da bitiriyor.
Haberde İstanbul ” Terzilik ve belgesellik zıt meslekler aslında. İleri ki zamanlarda ne yapmayı düşünüyorsunuz?”
Mesleğim terzilik fakat belgesel hazırlamak bana daha yatkın. Araştırmayı seviyorum. Sinema kurgu filmi çekmek istiyorum. Tabi yaşlanıyorum, yakışıklılığımı kaybediyorum. Kadınlar beni beğenmeyecek.
Haberde İstanbul ” Kendinizi beğeniyor musunuz?”
Herkes beğenilmek ister. Maalesef çok sevgililerim oldu. Bu yaşta hala var. Hatta bazen tipimi görünce ” Aaa bu sen miydin? diyen ve beğenmeyip gidenler bile çok oluyor.
Haberde İstanbul ” Peki bir gün sevgililerinizi yazalım”
Hiç düşünmemiştim, neden olmasın.
300 Kg’lık yükün altında geçen yaşamlardan başladığımız söyleşimiz yaşanılmış hayatın bir kesiti ile noktalandı.
Bu sıcak, samimi söyleşi için sayın Terzi Nuri Kaymaz’a teşekkür ederiz.

Haberde İstanbul

2 YORUMLAR

CEVAP VER