REFERANDUMU BOYKOT NEDEN YANLIŞ?

0
22
Kabul edilirse yeni Anayasanın aynı zamanda rejim değişikliği olduğu artık herkesin malumu. Güçler ayrılığına dayanan parlamenter rejim Amerikan Başkanlık sisteminden de farklı olarak tüm güçleri tek kişide birleştiriyor. Laiklik ilkesinden geriye dönüşü de dikkate aldığımızda padişahlık yetkileri kadar rejimin dinsel niteliğinin de koyulaşacağını deyim yerindeyse halife-padişahlık rejiminin olacağını öngörüyoruz.
Anayasa tasarısıyla 123. maddesini değiştirdiler. Maddenin sonunda bu tür bir bölgesel düzenleme, kamu tüzel kişiliği (eyalet, özerk bölge) “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak kurulur” cümlesi “kanunla veya cumhurbaşkanı kararnamesi ile kurulur” şeklinde değiştirildi. “Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması” kılıfıyla Cumhurbaşkanı, KHK ile Güneydoğu Anadolu’da 10 ili kapsayan bir özerk bölge oluşturabilecektir. Bu üniter yapının sona ermesi, ülkenin parçalanmaya yol almasıdır.
Yeni anayasa ile ortaya çıkacak durumun vahameti bu kadar ortadayken anayasa tasarısına “hayır” diyeceklerden kimileri sandığa gitmeme eğiliminde. Bunun sebeplerini irdeleyelim:
1) “Anketler hayırın önde olduğunu gösteriyor” söyleminin rehaveti: Bu söylem “zaten hayır önde, benim oyuma gerek yok” demektir. Bu söylemin hayırcıların önde olduğundan kaygı duyan kesimlerin, hayırcıları sandığa gitmekten alıkoymak için bilinçli yayılıyor olabilir. Böyle düşünen milyonların sandığa gitmediğinde sonucun gerçekten evet çıkması işten bile değildir. Tuzağa düşmeyelim, başkalarını da bu tuzaktan kurtaralım. Dahası biz görevimizi yaparak milli egemenliğimize, parlamenter sisteme oy vererek fiili olarak da sahip çıkalım.
2) “Bir benim oyumla ne değişir ki!” söylemi: Bu millet egemenliği olan Cumhuriyet rejimini sarsan nitelikte bir rejim değişikliği olduğu için Cumhuriyet’e, laikliğe gönül veren milyonlar tehlikeyi görüyor ve daha kararlı. Örneğin sokağa çıktığımızda “hayır” diyenlerin daha bir özgüvenle oylarını belli ettiğini, hayır bildirisi dağıtanlara coşkuyla sarıldığını gözlemliyoruz. Siz de gözlemlemişsinizdir. Bu tespitimizi anketler de ortaya koyuyor. Hayırda kararlı olanların oranı % 41, evette kararlı olanların % 23. Evet cephesi inde kararsızlar daha fazla.
Bu gözlem ve veriler evet cephesinin ülkenin daha sıkıntılı noktaya gideceğine dair kaygılarının olduğunu ve hayırcılarla benzer kaygıları taşıdıklarını gösteriyor. Demek ki “bir benim oyum sonucu değiştirmez” diyorsunuz ama evetçiler bile kararlarını değiştirip hayıra dönme eğilimindeyken her oyun kıymeti de ortaya çıkıyor.
Ayrıca sizin gibi hayırcıların içinde sonucu değiştirmeyeni düşünenler sandığa gittiğinde ortaya çıkacak gücü düşünün.
3) “Anketler evet çıkacağını söylüyor” yaygarasının yıldırıcılığı: Önceki seçim sonuçlarını en doğru tahmin eden anketçilerin verilerini dikkate aldığımızda hayırcıların önde olduğunu söylüyor. Yılgınlığa gerek, çevremizdekileri hayıra kazanalım.
4) Boykot tavrı: “Eskisi de yenisi de bana hitap etmiyor, taraf olmak istemiyorum, ikisini de boykot ediyorum, oy kullanmayacağım” düşüncesinin çeşitli sebepleri vardır:
a) “Referandumun kapitalizme nefes aldırmak üzere düşünüldüğü” tezi: Bu teze göre Türkiye kapitalizminin de bir yeniden yapılanma sancısı içinde olduğu,  bu süreçte, konumunu daha da güçlendiren ya da eski konumunu kaybeden taraflardan hiçbirisinin işçi sınıfının ve ezilenlerin cephesini ifade etmediğini belirtmektedir. Bu anlayıştakiler göre yapılması gereken evet-hayır arasında taraf olmamak ve bunu teşhir etmektir.
“Sol” bir bakış olarak yansıtılan bu teze göre solcular, kapitalizmin kendini yapılanma anlayışını halka teşhir ederek emekten yana bir programın savunuculuğunu yapmalılar ve bu yolla güç biriktirmeliler. Sormak gerekir:
Yetkilerin tek elde olduğu, emekten yana kazanımları Meclise gerek kalmaksızın ve yargının denetiminden kendini kurtaran tek adam rejimin de emekten yana bir programı savunmak daha zorlaşmayacak mıdır?
18 kere değiştirilen anayasa ile artık 80 Anayasası veya moda deyimle “darbe Anayasası” da kalmadı. AKP anayasası var artık. Mesele yürürlükteki ve gelen tek adam anayasasına karşı mücadele edip etmeyeceğimizidir. Ayrıca “eski anayasayı benimsememekle beraber yeni anayasanın mevcut kazanımları da kaldırarak emek mücadelesini daha da zorlaştırmasın diye hayır diyoruz” demek neden mümkün olmasın!
b) “Yeni anayasa Kürt halkının haklı taleplerine yanıt vermiyor”: Ayrı devlet dolayısıyla ayrı meclisinin, yargısının, eğitim kurumlarının isteyen ayrılıkçı hareket yeni anayasa da bunların tanınmadığını söylüyor. Aslında makalenin başında belirttiğimiz gibi anayasanın 123. maddesini değiştirerek özerkliğin yolu açılıyor. Anlaşılıyor ki ayrılıkçı hareketin temsilcileri bu net ifadelerle anayasada belirtilmediği için boykot ediyorlar.
Bizce Kürt’ün özgürlüğü Türk milletinin bir parçası olarak mümkündür ama “evet” çıkarsa “Kürtlerin tek adam rejimine rıza gösterdiği algısı” daha hakim hale gelecektir ki bu da kendi tezleriyle çelişir. “Hayır” çıkarsa Kürt’ün ve Türk’ün kardeşleşmesi daha olanaklı olacaktır. Çünkü herkesin kendini anlatacağı merci tek adam değil Meclistir. Dahası Kürt yurttaşlarımızın kendi gündemlerinin dışında Türkiye’nin diğer gündemleriyle ilgilenmediği düşünülerek Kürt yurttaşlarımıza karşı soğukluk hissedilmesine neden olunmaktadır. Dolayısıyla boykot edenler arzuladıkları gibi Kürtlerin Türkiye’den kopmuş olduğunu gösteremeyecekler ama “evet”in artmasına neden olacaklardır. Bu ise Türk ve Kürt’ün esenliğine aykırı olarak emperyalist müdahalenin zemini kuvvetlenir.
Irak ve Suriye’deki emperyalist müdahaleye ve PKK hendeklerine rağmen Kürt yurttaşlarımız geleceğini Türk milletini bir parçası olmaktan geçtiğini PKK’ya destek vermeyerek göstermiştir. Kürt yurttaşlarımızda büyük çoğunluk PKK istediği için değil belirttiğimiz gelişmeler nedeniyle boykota itibar etmeyerek “hayır” diyecektir.
Boykot ne zaman seçenek olur?
Boykot tavrı, yaşanan sürecin toplumsal meşruiyetini sarsmak, ezilenlerin taleplerini içeren yeni bir anayasayı tartışacağı süreci başlatmaz. Çünkü “hayır” oyunun ne kadar önemli olduğunu muhafazakar kesim de anlamıştır. Bunun partiler arası bir yarışma olmadığını biliyorlar. Tek adam rejimin özgürlüklerini ve ülke bütünlüğünü sarstığını görmekteler.
Boykot ancak sistemin meşruiyetinin sarsıldığı koşullarda düşünülebilir. İnsanlar eski anayasayı kabul ettiklerinden değil özgürlüklerinin, Meclisin, yargının işlevsiz hale getirildiğini gördükleri için “hayır” diyecek. Tehlikeyi savuşturmadan daha ileri bir hareketin önü açılamaz. Boykotun sistemin meşruiyetini sarsma gücü yoktur. Boykotta direnmek tek adam rejimine destek anlamına gelir.
Tarihçi-yazar

CEVAP VER