Ne ara bu kadar bencil olduk

0
31

Evlerimiz küçücük ailemiz büyüktü bizim. Derdi olanın derdi hepimizin derdiydi. Herkesin kendi odası da yoktu, koyun koyuna  tüm kardeşler, amcalar, halalar, teyzeler yatardık. Bir yatılı misafir geldiğinde yer yatağı serilir çok mutlu olurduk, çünkü çocuklar orada yatırılırdı. Sabaha kadar görüşülmeyen günleri anlatır, güler kikirdeşirdik. Biz sapıklık bilmezdik, hatta gruptan birine yanlış bir tavırda hepimiz bir olur, karşımıza alırdık hiçkimse o yüzden yanlış yapacak cesareti de kendinde bulamazdı.

Normalde de ne karyolamız ne de bazamız vardı, demir divan üzerinde şekil vermek için alt üst edilen yataklar vardı. Yatakların yayı yoktu, bel ağrısı, boyun ağrısı da bilmezdik biz. Demir divan her odada olurdu hatta mutfakta bile bazen altından kavun karpuz bile çıkardı.

Kendi eşyamız olmazdı bizim halamız teyzemiz varsa şanslıydık onların kıyafetini giyerdik, demezdik bunun modası şunun modası, kıyafet mi kıyafet. Çıplak olmamamızla, yırtık olmamasıyla, yamalı olmasına sevinirdik. Kıyafet dolabımız da yoktu ki bizim, demir divan altında plastik sepetlere kıyafetlerimizi katlar koyardık. Hal böyle olunca kırtasiye dolabımız da yoktu elbette. Kitap, defterlerimiz de başka bir sepetteydi. Yani sepetlerde çorap, kazak, kitap, defter vardı. Hoş hiçbirimizin kendine ait kitabı da yoktu. Bizden büyük sınıftaki abi, abladan kalan kitapları kullanır, bizden küçüğe devrederdik. O günlerden kalma alışkanlıktır bende, hiç sevmem kitaba yazı yazılmasını çünkü sonrakine üzeri karalanmış kirli kitap verilmezdi.

Sokaklarda oynardık, komşu teyzelerimiz vardı onların da çocuklarıydık gün gelir bakkala yollanırdık, gün gelir temizliğin ucundan tutardık. Sokakta yemek yenilmezdi ama komşu teyze kendi çocuğuna birşey hazırlarsa tüm çocuklar için yapardı yani kimsenin canı çekmezdi.

Meyvelerimiz de farklıydı kivi, avakado, mango yoktu belki ama elma, mandalina, portakalımız yerli malıydı. Yerli malı haftası kutlarken yöresel kıyafetler giyerdik, meyveler, kuruyemişler getirirdik okula. Kuruyemiş dediysek en lüks olanı fındık olmak kaydıyla leblebi, kuru üzüm yani biz bilmezdik kajuyu.

Evlere un, şeker gibi şeyler çuvalla alınır, hatta evde bisküvi kolimiz olurdu kooperatiften alınmış. Fındık ezmemiz vardı krem çikolata hem pahalı hem de ailemiz bizim için tercih etmezdi. Çikolatalı gofret bile lükstü. Bulduğumuzda dünyalar bizim olurdu. Ailemiz bizi okula kaydettirme stresine girmezdi, zaten özel okul da yoktu. Hepimiz mahallemizdeki okullara giderdik. Okullarımız yuva, öğretmenlerimiz de oradaki ailemizdi bizim. Okulda reçeller, turşular yapardık. Dersaneler yoktu, hatta ders alan kişi için bile tembel sıfatımız vardı bizim. Yani ders okulda öğrenilirdi bizim zamanımızda. Öğretmenimiz öğretene kadar çabalar en büyük destekçisi de ailelerimiz olurdu. Yalnız değildi öğretmenlerimiz. Hedefimiz vardı bizim hepimiz üniversite okumalıydık öyle de olurdu zaten. Bugün kimimiz doktor, kimimiz hemşire, kimimiz mühendis, kimimiz öğretmen. İşte o sokakta yakar top oynadığımız arkadaşlar şimdi şirketlerde yönetici belki de.

Kimse eşini dostunu aramazdı uygunsanız size gelmek istiyoruz şu gün diye, çat kapı çalınır misafir gelirdi. Evlerde misafir turşusu, reçeli vardı yani hep misafir gelmesine hazırlıklıydık biz.

Sabahları bruch olmazdı, annemiz kahvaltı hazırlar ortaya konulanı yerdik hepimiz, şikayet etmezdik yiyeceklerle ilgili, bilirdik onu da bulamayan vardı. Kahvaltı sofrasında herkesin önünde servis de olmazdı, kahvaltılıklar bile melamin tabaklarda olurdu.

Her bayram kıyafet alınmazdı onun adı bayramlıktı ramazan da alınan temiz kullanılır kurban bayramında da giyilirdi. Hatta elinden gelen çocuklarının kıyafetini dikerdi. Bayram hepimiz için özeldi tatil değildi evden kaçmazdık, kapı çalındığında açılmalıydı. Bayramlaşmak birbirimize sarılmak önemliydi bizim için. Cep telefonumuz, bilgisayarımız, internetimiz yoktu bizim dolayısıyla bayram mesajımızda olmazdı. Bayram için, yeni yıl tebrik kartlarımız vardı bizim.

Aşklarımız bile güzeldi severdik uzaktan uzağa, sayfalar dolusu mektuplar yazardık. Whatsappımız, sms imiz, durum paylaşımız da yoktu. Biz derdimizi durumlarla değil dostlarımızla paylaşırdık. Yapmacık olmazdı dostluklarımız, birlikte güler, birlikte ağlardık. Ev telefonu olan sayılı aileler olurdu mahallemizde onun numarası da bizimdi zaten uzak akrabalara verirdik. Kimse bundan rahatsız olmazdı. Telefon geldiğinde uzak akrabadan komşu seslenirdi ve iletişim sağlanırdı. Yani, şarjı bitmezdi bizim telefonlarımızın iletişime engelleme de yoktu.

Ramazan ayı en sevilen günlerdi bazen sahur seyahatlerimiz bile olurdu, Havza’dan Merzifon’a sahur için gitmişliğimiz vardı. Ramazan deyince daha gelmeden hazırlıklarına başlanırdı Samsun’dan Ladik’e gidip, kuru yufkalar, mantılar yapılmışlığı var. Bu imece usülü hazırlıklar, şenliğe dönüşürdü. Anne, babalarımız yorulmazdı.

Ramazan davulcuları maniler söylerdi, tüm evlerin ışıkları yanana kadar çalmaya devam ederdi. İftar sofrasına davet olmazdı, bazen kapıyı çalan lağımcı, bazen çöpçü iftarda bizimle soframızı süslerdi. Uzaktan misafir gelecekse, hazır yufka yoktu, elde su börekleri açılırdı.

Köy yerlerde kendine ait otomobili olan ya yoktu yada öğretmende vardı. O arabada her işe yarardı ambulanslık bile yapardı.

Ekmek çok alınırdı, gece komşu isterse ayıp olur diye ekmek almışlığım var. Bu sebeple bazen ekmek bayatlardı ve atılmaz papara yapılırdı.

Kağıt havlu, tuvalet kağıdı bilmezdik ama Bursa’dan Denizli’den havlularımız vardı bizim. Tüketmezdik çarçabuk yırtılanakadar kullanılırdı. Rengi daima beyaz olurdu annemiz çamaşır kazanında kaynatırdı çünkü çamaşır yıkamak için merdaneli makine bile lükstü. Okullarda öğretmen beyaz mendil üzerinde tırnak kontrolü yapardı, önlüklerimiz tek tip siyahtı kızlarda dantelden yakalar mevcuttu. Tüm mahallede tüm kızlarda tek örnek dantel yaka. Saçımızda renk olmaz dağınık hiç olmazdı hep toplu örgülü olurdu. Yazın güneşten açılan sarı saçlarımız bile suçtu bizim.

Evlerimiz az katlıydı asansörümüz yoktu bizim. Binada hasta varsa radyonun sesi bile açılmazdı. Çünkü, renkli televizyon sayılıydı olan da açmazdı komşunun hastası var rahatsız olması diye. Komşunun cenazesi bizim cenazemizdi ev temizliğine hizmete destek verilirdi kimse ne yapacağım demez kolları sıvardı.

Abilerimiz, ablalarımız vardı bizim bizi yönlendiren mahalle oyunlarımızın kurucusu o çağ için belki de olimpiyat düzenleyen tek mahalle çocuklarıydık biz. Mahallemizin köşesindeki parkta toplanırdık koşardık trafik yok, hoş kaç evde araba vardı ki.  Park en güvenli yerdi ama ben demirinden aşağı uçacak kadar güvensiz hareketler yapan  o günkü adıyla yaramaz belki de bugün olsa hiperaktif çocuktum.

Kimse kimseye vurmazdı. Bilirdik ki hepimiz kardeşiz. Uçan balonumuz lükstü bizim.  Fuara haftada bir giderdik gezmeye orada da alınacak tek şey vardı ya dondurma ya mısır. Kuralı bilir gezmeyle mutlu olurduk biz. Hafta sonu pikniğe gidilir, Karadeniz’de boğulma hikayeleri nedeni ile denizden korkmak öğretilirdi bize. Naylon bebeğimiz, arabamız varsa sevinirdik neredeydi et bebekler akülü arabalar. Amcam, tahtalardan bilyeli tekerlekli arabalar yapardı. Hareket için bineni itmek gerekirdi. Bizimkinin kornası bile vardı, bisikletten montaj. Amcamla aramda çok yaş yoktu bu yüzden hem amcam hem de yerine göre oyun arkadaşımdı. Bilyeli arabaya yokuş bir yer bulur bindirirdi beni arkadan iterdi, bizim bilyeli arabamızın freni vardı. Aklıma ne trafik kazası gelirdi ne de güvenlik, bir tur bilyeli arabaya bilnmek çok mutlu ederdi beni. Evhamlı olan babam iki tekerlekli bisiklet bile almamıştı hala bisiklet kullanmayı bilmem bu yüzden.

Oyun sırasında saat kavramımız havanın kararmasıydı. O zaman eve gelirdik. Kimseden korkmadan sapık olmadan yaşadık.

Şimdi ne ara bu kadar bencil olduk diye sorarken kendime o günü bugünle kıyaslamak geldi içinden. Evleri büyüttük, herkese birer oda verdik, yemekte birlikte olmak kavramını yitirdik. Anneanneler, babaanneler misafir oldu. Yemek masasında herkesin bir tabağı var oldu paylaşmak hayal oldu. Apartmanlarda bir köydeki hane ile birlikte yaşarken kimin neyi var bilinmez oldu. Bir daire cenazesi için ağlarken diğerinde düğün yapılır oldu. İmece usülü yok oldu herkes kendi geçim derdine düştü. Mektuplar sanal, aşklar internette sevgi göstergesi tektaşın büyüklüğü oldu. Biz demek bitti ben var oldu. Şimdi hala diyoruz ki ne ara işte bu ara bizi yok edip, ben olduktan sonra bencillik hasıl oldu. Çok zaman önce değil çok kısa süre oldu ama herkes tüketen herkes rahatının derdinde oldu. Bencillik insanların ruhu oldu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz