MİRAÇ ve TÜRKLER…

0
26

MİRAÇ ve TÜRKLER…

Miraç deyince ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı devletinin büyük hükümdarı Satuk Buğra Han’dan ve onun şahsında büyük Türk milletinin manevi varlığının bir miraç gecesinde yedi kat göklerin ötesinde, bir yüce peygamberler meclisine buyur edilmesinden söz etmeden geçemeyiz.

Hz. Peygamberimiz miraç sırasında ve büyük peygamberlerle bu mecliste bulunduğu sırada, hiç de aşina olmadığı fakat yüzünün nuru cihanı aydınlatıp duran bir zatı görmüş ve yol arkadaşı Cebrail Aleyhüsselam’a bu zatın hangi peygamber olduğunu sormuştur. Cebrail ona; “Ey Allah’ın resulü! Bu zat bir peygamber değildir. Siz bu fani dünyadan baki âleme göç ettikten sonra bu zat fani dünyaya gelecek ve Türkistan’ı sizin dininizin nuruyla aydınlatacak olan Satuk Buğra Han’ın yüce ruhudur.” dedi.

Hz. Peygamber bundan sonra her gün, İslam dinini Türk yurtlarına yayacak olan bu mübarek zat için dualar etmeye başladı. Ashap da böyle yapıyorlardı. Bir gün, peygamber efendimizin ashabından bir kısmı Hz. Peygamber’e gelerek, bu zatın ruhani varlığını görmek istediklerini söylemişlerdi. Hz. Peygamber onların ısrarlı isteklerine daha fazla dayanamadı ve Allah’a dua etti…

İşte tam bu sırada; uzaklardan başlarında Türk tolgası bulunan, yalın kılıç atlar üzerinde vakur bir şekilde 40 atlının tozu dumana katarak Peygamber efendimizin bulunduğu yere doğru gelmekte oldukları görüldü. Bunlar edeple gelmişler ve Hz. Peygamber’in huzurunda diz çökerek onu selamlamışlardı. İşte bunlar Hz. Peygamber’in miraç gecesinde tanıştığı Satuk Buğra Han ve arkadaşları idi. Onlar Hz. Peygamberle bu şekilde tanıştıktan sonra yine atlarına binmişler ve şimşekler çıkaran nal sesleriyle ve yine tozu dumana katarak oradan uzaklaşmış ve Türk yurtlarına doğru savuşup gitmişlerdi…

Görüldüğü üzere bu kutlu hadisede, Satuk Buğra Han’ın şahsında büyük Türk milletinin manevi varlığı; bizzat Yüce Allah’ın takdi-riyle Arş-ı Ala’ya kadar çıkarılmış, kâinatın efendisi sevgili peygamberimiz ile buluşturulmuş ve Arş-ı Ala’dan, Orta As-ya’ya oradan da Mekke’ye Peygamberimizin ve ashabının huzuruna kadar uzanan manevi bir sevgi, muhabbet ve hidayet köprüsü kurulmuştur.

Sorarım size, bundan daha büyük bir şeref olabilir mi? Bir milleti özel yapacak bundan daha büyük bir vaka olabilir mi? Sadece bunun için bile yüce yaratıcıya şükredip bize verilen değer ve sorumlulukların farkına vararak hareket etmemiz gerekmez mi?

Ey Türk oğlu bil ki mefküren büyük, görevin ulvi, şartlar çetin ve yükün ağırdır. Fakat seni sen yapan değerler de bunlardır. Onun için;

Büyük düşüneceksin,

Küçük işlerle uğraşmayacaksın,

Çok çalışacaksın,

Asla durmayacaksın,

Sana verilen sancağı rüzgarla sen buluşturacaksın,

Ve sana verilen ağır sormululuğu layıkıyla taşıyarak, kutlu ülküyü sen gerçekleştireceksin,

Çünkü sen O’sun,

Yüce Allah’ın sevdiği ve Segili Peygamberimizin övdüğü kulsun,

Bunu asla unutmayacaksın!

Çünkü sen büyük Türk Milleti’sin…

Büyük Türk milletinin ve bütün İslam aleminin Miraç kandili kutlu olsun.

(Kaynak: Hasip Sarıgöz, “Türk’ün Karakterinin Deşifresi”, Yeniyüzyıl Yayınları, 2013, İstanbul, s. 314, 315)

CEVAP VER