Maden İşçisi Arkadaşlarıma ve Halkımıza

0
6

Madenler ve madencilik, insanlık tarihi dönemlerine adını verecek kadar önemlidir. Tarihin en büyük imparatorluklarından Hitit Devleti, bir “Demir Çağı” devletidir. MÖ. Üç bin yıllarından itibaren, bakır, kalay, demir madenleri işletilmeye başlanmış olduğu gibi, altın ve gümüş madenleri de, her devirde önemini koruyan stratejik işletmeler olarak hala varlıklarını korumaktadır. Endüstri çağı olan 19.yüzyıldan itibaren, başta kömür olmak üzere, toprak altı zenginlikleri yine stratejik endüstriyel boyutlarda çeşitlenmiş ve çıkarılan miktarlar artık milyon tonlarla ölçülür olmuştur. Devletlerin gelişmişlikleri her ne kadar milyon ton kömür ile demir ve çelikle ölçülüyorsa da, madencilerin ödedikleri bedel kabul edilebilir boyutların çok ötesine varıyor, hatta aklın bile alamayacağı düzeylere çıkıyordu. Sıçan yolu gibi galeriler, ancak çocukların sığabileceği çapta olduğundan, çocuk işçi kullanımı,birdenbire inanılmaz boyutlara fırlamış, hiçbir güvenlik önlemi olmayan galerilerde göçük, grizu patlamaları ve zehirlenmeler sonucu işçi ölümleri, daha fazla kömür uğruna, gittikçe artmıştı. Bu durum, maden işçileri ile maden sahiplerini karşı karşıya getirmiş, özel güvenlik şirketleri, hatta devletin kolluk güçleri maden işçilerinin direnişlerinde kan dökülmesine neden olmuşlardı. Böylece, 19.yüzyıl bir işçi-işveren mücadelesi ve özellikle de madenlere yönelik “hak arama” mücadelesi içinde geçti. Ülkemizde de, 1865 Dilaver Paşa Nizamnamesi, 1869 Maadin Nizamnamesi yayımlandı; 1871 de Ameleperver Cemiyeti, 1895de Osmanlı Amele Yardımlaşma Cemiyeti kuruldu. Çabalar hep, işçilerin hem iş, hem emek, hem de fedakarlıklarının gözardı edilmemesi içindi. Türkiye’de, hele milli mücadele yıllarında, stratejik öneme sahip madenler, sadece Ereğli Kömür Madenleri idi. Bu nedenle, 1921 yılında “Ereğli kömür havzası maden işçilerinin haklarına yönelik kanun” en önemli dönemeçlerden biri idi. Diğer bir önemli düzenleme de, Kurucu Genel Başkanımız merhum Bülent ECEVİT’in Çalışma Bakanlığı sırasında getirdiği İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişliği ile 506 sayılı SSK Kanunu’nun çıkarılması oldu. 12 Eylül 1980 darbesine dek, maden işçileri başta olmak üzere, işçi hakları korunabildi; fakat darbe ile beraber, her kesimde olduğu gibi, işçi kesiminde de haklar geri alınmaya başladı; bu da başka bir saptamayı maden işçilerinin söylemine dönüştürdü. Bu çerçevede, her platformda söylenen şu idi: “Ecevit, sen bize öyle haklar kazandırdın ki, geri ala ala bitiremediler!” Bu slogan, Ecevit’in olduğu kadar, onun Demokratik Sol kavramının da nedenli gerçekçi, köylü ve yaşama yönelik bir uygulama olduğunun göstergesidir. Ecevit’in partisi Demokratik Sol Parti hala aynı söylemdedir; ve hala aynı politikayı gütmektedir. 12 Eylül darbesinden bu yana geçen yaklaşık 40 yıl içinde özelleştirmeler, kazanılmış işçi haklarının ihlali nedeniyle, başta maden işçileri olmak üzere tüm çalışanların elde ettikleri bu haklar gittikçe aşınmış ve ortadan kalkmıştır; öyle ki, zaman zaman 19.yüzyıl koşullarına bile dönmüş oluyoruz;özelleştirilen madenlerde karlılığı artırmak için, iş ve işçi güvenliğinden rahatlıkla vazgeçilmekte olduğunu görüyoruz; sık sık kaçak madenlerin galerilerinde, çocuk işçilerin öldüğünü veya mahsur kaldıklarını öğreniyoruz; Soma faciasını partimiz ve partilimiz bir işçi cinayeti olarak görmektedir. Maden işçisi arkadaşlarımız! sizin alın teriniz, bedeniniz ve canınızla ortaya koyduğunuz fedakarlığı görüyor, takdir ediyoruz! Direnciniz, umudumuzdur! DSP İktidarında, tam bir iş ve bireysel güvenlik ortamında çalışacağınızdan ve yarın korkusu yaşamayacağınız dan emin olunuz! Bunun sözünü her zaman verdik ve hatırlatmaya da devam edeceğiz! Özgürlük ve gönenç ifadesi olan 4 Aralık Madencilik Gününüzü kutlar, hep beraber aydınlık günlere çıkmak sözümüzü tekrarlarız.

Demokratik Sol Parti

İstanbul İl Başkanı Çiğdem MERCAN

CEVAP VER