LAİKLİK MÜCADELEMİZDE HATALAR

0
42

a) Laiklik “din-devlet” değil “din-dünya işleri ayrılığı”dır: Atatürk döneminin aksine 1950’lerden beri laiklik, “din ve devlet işlerinin ayrılığı” olarak tanımlanmaya başlandı. “Din ve devlet işlerinin ayrılığı” demek tarikat ve cemaatlerin “sivil toplum kuruluşu” görülmelerine neden olarak sivil (toplumsal) alanda örgütlenebilmelerinin önünü açıyordu. Toplumsal yaşayışı denetimine alan cemaat ve tarikatlar, kendilerine yakın siyasetçiler aracılığıyla Meclis’te yer bulmuş ve iktidarlar eliyle devlet işlerinin de dine göre şekillenmesine neden olmuşlardır.

b) Cemaatlere saygılı duyulmaz, cemaatlerle mücadele edilir: Adana’daki kız yurdu yangını FETÖ darbesinde bir kez daha görüldü ki tarikatlar bizim can güvenliğimize dahi saygı duymazken tarikatlara saygı duymak saflıktır. Eleştiriyi, sorgulamayı, farklı bakışı reddeden, biatı hakim kılan hiçbir anlayış saygıyı hak edemez. Mustafa Kemal Atatürk “fikir özgürlüğü” diyerek cemaat, tarikat yayın organlarının, kurumlarının kapatılmasına karşı çıkan anlayışa karşı şunu söylemiştir:

“Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil, bir milletin mutluluğuna, şerefine ve namusuna göz dikenlere hoşgörüdür ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi buna izin veremez!”

Tarikatlar için Atatürk 30 Ağustos 1925’te de şöyle diyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler ve müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”[1

c) Laiklik mücadelesinden vazgeçerek emek politikalarına hapsolmak: Sanılıyor ki emekçinin laikliğe değil iş güvencesine, onuruyla yaşayabileceği çalışma koşullarına ve ücrete ihtiyacı var. Aksine emeğin haklarına sahip çıkmak için laikliğe sahip çıkmak gerekir. Çünkü laiklik yaşamımıza kimsenin karışmamasının yanında hakları ve yükümlülükleri olan bir “yurttaş” bilincine kavuşarak haklarımızı arayabilmemiz içindir.

İstanbul Müftülüğü’nün hazırladığı cuma hutbesinde iş güvenliği tedbirlerinde aşırılık ‘Yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür’[2], “sigorta yaptırmanın tevekküle aykırı” denildiği ortamda insanlar hakkını aramayı bu dünyaya değil öte dünyaya bırakır.  Laiklik tam da aklımızın dini gerekçelerle uyutulmadan haklarımızı bu dünyada savunabilmemiz için sınıf bilinci verir

d) “Gerçek İslam” tartışmasından uzak durulmalıdır: “Gerçek İslam” tartışması fikirlerin din üzerinden onay görmesine neden olur. İyiniyetle başlanılan yolun sonu halkı yobazlaştırmaktır

e) Laikliğin önüne sıfat getirmek dini kullananlara yarar: Özgürlükçü, katı, inançlara saygılı laiklik olmaz, laiklik laikliktir ve önüne sıfat getirilmeksizin, zaten özgürlüktür

f) Dindarlık-Dincilik-Gericilik: Dindar kişi, toplumsal yaşamda insanlara din yorumu dayatmayan, inanca çıkarsal yaklaşmayan, devleti ve siyaseti dine göre yönlendirilmesini savunmaya, inancını bireysel dünyasında yaşayan kişidir. Buna rağmen dinci, dini para, mevki için siyasete alet edenler (dinci) toplumu dinle denetime almak isterler. Dini kendi çıkarı için yorumlayarak kendi inançlarını halka da dayatır. Laik devlet, inançların birbirleriyle çatışmaması ve topluma dayatılmaması adına buna izin vermez. Dolayısıyla dindar olan kişi laik olabilir, tersinden de laik olan dindar olabilir. Dindarlık, devlet düzenine değil inancın gerektirdiği ibadetlere ve davranışlara ilişkindir.

Nasıl bir laiklik mücadelesi verilmelidir?

Laiklik mücadelesi yaşam tarzının savunulmasının ötesine giderek emekçileri kazanmaya yönelik olarak, emekçi karakterde bir programla başarıya ulaşabilir. Çünkü bu mücadele toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçinin ihtiyacıdır. Biri diğerinden ayrılmadan emeğin hakları ve laiklik birlikte savunulmalıdır. Daha doğru ifadeyle laiklik mücadelesi emekçi karakterde yürütülmelidir.

Tarihçi-yazar

Mustafa SOLAK

solak81@outlook.com

[1] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, C.2, 4. Baskı, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1989, s. 215.

[2] http://www.rotahaber.com/gundem/is-guvenligi-hutbesi-tedbirde-asirilik-allaha-guveni-sarsar-h506870.html

CEVAP VER