KALKIŞMA’NIN 4’ÜNCÜ YILINDA TÜRKİYE NEREYE?

0
7

KALKIŞMA’NIN 4’ÜNCÜ YILINDA TÜRKİYE NEREYE?

Tarih 15 Temmuz 2016 idi…

Günlerden Cuma ve sıcacık bir Temmuz akşamıydı…

Fakat ilerleyen saatlerde milletçe üşüyecektik!

Bugün ise tarih 15 Temmuz 2020…

Tam 4 yıl oldu…

Başka bir deyimle tam 1460 gün…

O uğursuz gecede olanları hepiniz bizzat yaşayarak gördünüz…

O gün; şanlı ordumuzun içine sızmış, sızdırılmış veya özenle yerleştirilmiş bir grup hain tarafından kanlı bir darbe girişimi gerçekleştirildi!

Halkımızın darbeye karşı destansı duruşunu yabana atmamakla birlikte, kamuoyunda oluşturulan algının aksine, bu haince girişim; ordumuzun ezici bir çoğunluğunun itibar etmemesi ve hatta canları ve kanları pahasına karşı durması sayesinde, esası itibarı ile yine Türk ordusu tarafından akamete uğratılmış olan bir girişimdir.

Kabuk bağlamakta olan yaraları kanatmak istemem, ama gerçeklerin de tam olarak anlaşılması gerekir. O gece, girişimin en önemli merkezi olan Ankara’da, sokağa çıkabilen tank sayısı sadece 17 idi.

Garnizondaki diğer binlerce zırhlı araç ve tankın dışarıya çıkmasını önleyen şey kışlalarımızın önlerine yığılan kıytırık çöp kamyonları mıydı?

Yalın gerçek şudur ki; darbeyi Imam’ın Ordusu yapmış ve Mustafa Kemal’in Ordusu da engellemiştir.

Bu gün o hain darbe girişiminin dördüncü yıldönümündeyiz.

Peki, o günden bu güne neler oldu? Öncelikle bir ona bakalım ve ülkemizin nereye doğru götürülmekte olduğunu bu gözlükle görmeye çalışalım.

• Halen daha “Yurtta Sulh Konseyi” ve bu konseyin başındaki kişiler ortaya çıkarılabildi mi? Hayır!

° 15 Temmuz günü yaşandığı iddia edilen çelişkili, garip ve soru işaretleriyle dolu karanlık olaylar aydınlığa kavuşturulabildi mi? Ne gezer?

• Mecliste oluşturulan “Darbeyi Araştırma Komisyonu”? Dağ fare doğurmadı mı?

• Darbenin siyasi ayağı ortaya çıkarılabildi mi? Hayır!

• Davulcusundan zurnacısına, baklavacısından kavurmacısına kadar toplumun her kesiminden külliyatlı miktarda baylokçu veya FETÖ’cü çıktığı halde, her ne hikmetse başta iktidar milletvekilleri olmak üzere siyasilerimizden bir tane bile FETÖ’cü çıkmadı!

• Girişimin hemen ardından, AKP Genel Merkezi’ne asılan Atatürk posteri, tehlikenin geçtiği anlaşılınca hemen kaldırıldı…

• Ülke Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetilmeye başlandı.

• Bir yargı kararı (Hukuki Hüküm) olmadan on binlerce kişi okulundan, mesleğinden ve işinden atıldı! Yine on binlerce kişi tutuklanarak cezaevlerine konuldu. Yazar, çizer, siyasetçi ve gazeteci tutuklamaları ile ülke tarihinin yeni rekorları kırıldı!

Bizzat Sn. AKP’li Cumhurbaşkanının dediği gibi at izi it izine karıştırıldı!

• Liyakat yerine mülakatların geçerli olmaya başlaması ile birlikte, devlet kadrolarında hiç görülmediği kadar siyasi kadrolaşmaya gidildi. Tabiri caizse un da koktu, tuz da!

• Türkiye’de kaliteli mal ve hizmet üretiminin dinamosu haline gelmiş olan birçok güzide devlet kuruluşu bir KHK ile Varlık Fonu’na devredildi veya satıldı. Şeker fabrikaları hiç edildi, hatta bu kervana askeri fabrikalar bile dahil edildi!

• Otomobil lastiğinden kış saati uygulamasına kadar her türlü düzenleme, OHAL yetkisine dayanan KHK’larla yapıldığı halde, dört yıldır; CEMAATLERLE İLGİLİ VE CEMAATLERİN DEVLET İÇİNDEKİ FAALİYET ALANLARINI DÜZENLEYEN VEYA SINIRLAYAN bir tek kanun/KHK dahi çıkarılmadı!

• Türk kimliğinin yerine “ÜMMETÇİLİK”, Cumhuriyet rejiminin yerine “OSMANLICILIK”, milli ve dini değerlerimizin yerine “ŞEKİLCİ EMEVİ YOBAZLIĞI”, Atatürk’ün yerine de “ABDÜLHAMİT” ikame edilmeye çalışıldı. Hala da çalışılmaktadır!

• Maurice Duverger’in de dediği gibi hukukun kuvvetinin azaltılmasıyla birlikte, kuvvetlinin hukuku egemen oldu!

• OHAL şartlarında ve fırsat eşitliğinden yoksun bir ortamda yapılan şaibeli referandumla başkanlık sistemine geçiş kabul edildi. Partili ama nasıl oluyorsa tarafsız bir Cumhurbaşkanlığı garabeti ortaya çıktı. Öyle ki 1876 Osmanlı Anayasası’nın Padişaha tanıdığı yetkilerden daha fazlası Partili Cumhurbaşkanı’na verildi!

• Partili=Taraflı, Taraflı=Ayırmalı ve Ayırmalı=Kayırmalı bir sistemin çarkları istenilen tarafa doğru dönmeye başladı!

Hani bütün yetkiler bir kişiye verilirse Türkiye şaha kalkacaktı?

• Halkın % 50’sinin onaylamadığı bir partinin genel başkanı, siyaset üstü ve milletin % 100’ünün ordusu olan Türk Ordusu’na Başkomutan oldu!

Referandum sonuçları da dikkate alındığında; OHAL şartlarında iyice düşünülmeden ve acele ile yapılan düzenlemeler nedeniyle, Türkiye’de fiilen parti devletine doğru evrildi.

Daha iyimser bir tanımlama ile Otokratik Meşruti Monarşi ile yönetilir hale geldik.

• Toplumdaki zaten var olan kutuplaşma şaibeli referandumla birlikte iyice keskinleşti! Yapılan ayrımcılık şehitlerimizin ve gazilerimizin dahi ayrıştırılmasına kadar sirayet ettirildi.

• Trilyonlarca liraya ve parayla ölçülemeyecek kadar çok zamana ve bilgi birikimine mal olmuş en iyi kışla ve üsler acımasızca kapatıldı?

• Askeri okullar kapatıldı, öğrenciler atıldı!

• Taa 1848’lerde, o günkü adıyla “Erkan-ı Harbiye Mektebi” olarak Türk ordusunun kurmay subay ihtiyacını karşılamak maksadıyla kurulan ve kurulduğu günden bu yana başta Mustafa Kemal Atatürk gibi çok değerli subaylar yetiştirmek suretiyle ordumuza ve milletimize çok değerli hizmetler veren Harp Akademileri Komutanlığı bir KHK’ya dayanılarak kapatıldı. Kanunla kurulan bir kurum çıkarılan bir KHK ile kapatıldı ve tam 168 yıllık birikim çöpe atılmış oldu!

Yerine Milli Savunma Üniversitesi kurulmuş olsa dahi, başına askerliğin a’sından bile anlamayan bir tarihçi getirildi.

• Türk ordusu’nun can damarlarından biri olan askeri hastaneler kapatılarak ve askeri hekimlik yok edilerek, Türk ordusunun çok ama çok önemli bir kabiliyeti hoyratça yok edildi.

• Tarihi milattan önce 209’da başlayan Şanlı Türk Ordusu, dünya orduları içerisinde askeri sağlık sistemi olmayan tek ordu haline getirildi.

Bugün itibarıyla, Türk ordusunda istihdam edilen at ve köpeklerin dahi kendi hekimleri varken, mehmetçiklerin hekimi yoktur!!!

• Askeri mahkemeler kapatıldı. Askerliğin iç dinamiklerinden bihaber olan sivil yargının, askeri yargı davalarını nasıl bir hakkaniyetle karara bağladığı muammadır!

• Darbe girişimi için kışla dışına bir tek postal dahi çıkarmamış olan Askeri kışla ve kurumların önleri bile çöp ve hafriyat kamyonları ile doldurularak, kışlaların yakıtı, elektriği ve suyu dahi kesilerek; halk ile ordu arasındaki manevi bağ berhava edildi!

• Ordunun komuta yapısı, düzeni, hiyerarşisi, disiplini, morali ve motivasyonu konusunda; Balkan Harbi’nden sonraki en büyük bozgun yaşandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın hiçbir ağırlığı kalmadı ve komuta birliği tarihe gömüldü!

• Ordudaki rütbelilerin neredeyse tamamı potansiyel suçlu veya şüpheli olarak görülmeye başlandı!

• Bu olumsuzluklardan etkilenen ordumuzun en tecrübeli kesimi istifa veya erken emeklilik yolu ile Türk ordusundan ayrılmaya başladı!

• Mete Han’dan bu yana ordu tarihimizde ilk defa, kışlalarımızda üst üste ve toplu asker zehirlenmeleri yaşanmaya başladı!

• Asker kişilerde olmazsa olmaz bir gereklilik olan inisiyatif alma davranışı sıfıra indirildi.

• Silah arkadaşlığı ve güven yok edildi.

• Darbe girişiminden sonraki süreçte Türk ordusunun kaybetmiş olduğu itibar, imaj, nedeniyle askerlik mesleğine olan talep azaldı ve bu nedenle de askeri okullar düşük profilli öğrencilerle doldurulmaya başlandı. Bu vahim hatanın bedelinin; önümüzdeki yıllarda kaybedilen kan, verilen can, düşmana bırakılan vatan, yenilgi ve dahi hezimet olarak ödenmesi ihtimali çok büyüktür.

• Hepsinden önemlisi TSK’nın zayıflatılmasından cesaret alan Yunanistan Ege denizinde işgal ettiği Türk adalarını askeri yönden takviye edip iyice yerleşti!

15 Temmuz’u anma etkinlikleri için bastırılan afişlere boy boy basılan asker fotoğrafları ve çekimi yapılan “Uyanış” gibi psikolojik harekat filmleriyle, hedef kitle üzerindeki asker düşmanlığı adeta yeniden körüklendi!

Peki, bu afişlerde darbenin elebaşısı Fetullah Gülen’e ait bir tane bile fotoğraf göreniniz oldu mu? Peki ya, “Kandırıldık Allah ve milletimiz bizi affetsin” diye yazan bir afiş neden basılmadı?

Dünden bugüne yapılagelen icraatların sonuncusu da, Ordunun yarısını birden terhis etmek ve bedelli askerliği daimi hale getirmek oldu!

Muhalif sesler kısılmaya, muhalif kanallar karartılmaya, hükümetle aynı düşünmeyen bütün kesimler sansürlenmeye, baskılanmaya ve değersizleştirilmeye devam ediliyor.

Göz olanı, beyin ise olacakları görür derler…

Yazımın başında 15 Temmuz günü milletce üşüdük demiştim.

Son dört yıl içerisinde, ülkemin içine girdiği garabeti ve gelecekte olabilecekler düşündükçe… Üşümek ne kelime, inanın donuyorum!

Olanları sizler de gördünüz.

Darbecilerin kimler olduğunu da, en az 10 yıl boyunca ne istedilerse hepsi verilerek kimler tarafından himaye edildiklerini de biliyorsunuz.

Şimdi sorarım size;

Asıl darbe kime yapıldı?

Yine sorarım size:

Anmayı ve ders almayı anlarım da, kendi ordusuna alçakça bir darbe yapıldı diye bayram yapan bir millet var mıdır?

Nerede bu darbenin siyasi ayağı?

Nerede karar alıcıları?

Nerede yol verenleri?

Nerede göz yumanları?

Yok mu?

O zaman bayram da yok.

CEVAP VER