KADIN VE ÇOCUK

0
98

 Yağmurun kimseye sorgu sual etmeden, deniz sularının üstüne süzülerek inişini görüyordu kadın, rüzgârda vardı. Saçları kendine ihanet edercesine bir oyana bir buyana savruluyor, o da istikrarlı bir halde hep o sulara gözünü dikmiş, oradan bir şey bekliyordu. Arkasına dönüp baksa, ortalığı kasıp kavuran o fırtınada bir şey de göremeyeceğini anlıyor ve fırtınaya inat önündeki deniz sakince duruyordu. Kadında kendisinden aldığını iade etmesi için sabırsızlıkla onun başında bekleyişini sürdürdü. Fırtınanın hırçınlığından değil denizin sakinliğinden ürktü. Fırtına artıkça arttı, kadın hiç hissetmez oldu. Küçük adımlarla yaklaştı suya, bir adım daha atsa, kavuşacaktı oğluna. Son adım kaldı geriye, gayret etti. Fırtına da ona inat iteledi onu geriye. O da inat ediyordu, birden her şey sessizliğe büründü, sanki ona bir şeyler duyurmak istercesine.

Anne, anne. Oğlum dedi kadın, tekrar tekrar oğlum.

Bir çocuk gülüşü bir sis yumuşaklığında yavaştan ortalığı kapladı. Meleğim nerdesin? Çocuk gülüyordu, kadın da gülüşe bıraktı kendini. Oğlum dedi tekrar gülerekten. Karşılıklı gülüyorlardı, ama kadın bir türlü oğlunu göremedi.

Nerdesin bebeğim?

Anne yanlış dedi çocuk ve yine güldü. Ne yanlış bebeğim.

Anne ayağın!

Gayri ihtiyari ayağına baktı kadın. Bir ayağı denizin ucuna gelmiş öyle durmaktaydı kıyıda. Bekledi öylece, istedi oğlu konuşsun.

Anne dedi tekrar çocuk.

Oğlum.

Bana ne derdin?

Ne derdim bebeğim.

Çocuk daha çok güldü. Kapıdan çıkarken ilk sağ ayağınla çık derdin Anne.

Hatırladı kadın, o küçük ayaklara okşaya okşa giydirdiği ayakkabılarını, oğluna değil de ayağa konuşarak, güzel ayaklar, içinizden ilk önce kapıdan sağ ayak çıkacak, arkasından sol ayak der ve oğluna dönerek, onlar anladı dediklerimi, şimdi nasıl yapacaklar söylenenleri bak şimdi dediğinde, oğlu da annesinin kendisine belirlediği o adımları atardı kapıdan çıkarken. Kadın kendince, çocuğa hem yönleri öğretmiş oluyor, hem de nedense kendisinin de anlamadığı anne babasından öğrendiği, kapıdan ilk önce sağ ayakla çıkılır batılını bir ritüel gibi her zaman gerçekleştirerek onun beynine kazımaya çalışıyordu. Çocuğuna hatırladım bebeğim dedi. Seni üzdüm mü?

Çocuk, bir yandan gülüyor, bir yandan Anne o ayağını çek diyordu. Hemen değiştiririm dedi kadın.

Hayır Anne kapıdan çıkma sen dedi usulca kulağına, kadın hisseti nefesini, şaşkın ve perişan bir halde kaldı orada. Gülen çocuğun, birden ağlaması duyuldu.

Oğlum, bebeğim, neden ağlıyorsun, bekledi sonra, bebeğim. Nerdesin, bak ben burdayım Annem ağlama, ben geleyim nerdesin?

Kadın bunları söylüyor bir yandan perişan bir halde o fırtınada bir o yana bir bu yana koşuyordu. Ses uzaklaşmaya başladı, kadın iyice perişan oldu, tek bakmadığı yer denizdi, seste o taraftan uzaklaşıyordu, denize tekrar yaklaştı, üstünü çarşaf gibi birden karanlık sardı. Önünde beliren kayığın, suyun üstünde süzülerek o karanlığın içinde kayboluşunu, dehşetle açılmış gözleriyle takip etti. Elinden kayıyordu işte, bunun üzerine ciğerinin yanan ateşini, göklere duyurmak istercesine çığlık çığlığı ağlamaya başladı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da o kayığın peşinden giden ruhunu kıskanıyordu. Sarsılmaya başladı, yer gök birden. Annesinin sarsmasıyla, gözlerini açtı, görüp görmediği belli olmayan donuk gözlerle karşısındakine sen kimsin dercesine baktı.

Yaşlı gözlerle ona bakarak, tamam kızım tamam bebeğim diyen annesinin, sarmalayan kolları arasında sakinleşinceye ve ruhu yerine yerleşinceye kadar bekledi. Rüyaydı her şey, çocuğu öleli bugün tam bir sene olmuştu. Rüyada olsa gelmedi, olmayacağını bilse de denizden çıkar gelir diye hep bekledi, yine gelmedi. Bugün geldi, hiç istemediği bir zamandı onun için, rüyada da olsa bugün istemiyordu onu. Neden geldin, neden dedi kaç defa. Annesi sen ne diyorsun kızım diyerek saçlarını okşadı kucağında. Beynini ve kendisini toplamalıydı, bir yere geç kalmış gibi aceleyle annesinin kucağından ve yatağından sıyrıldı.

Ne oldu dedi Annesi.

İşim var.

Ne işin, biraz önce ağlıyordun, şimdi işin olduğunu söylüyorsun. Konuş kızım benimle, kaçıyorsun, sorulardan, kendinden kaçıyorsun, neden?

Anne lütfen.

Yüzleşmek zorundasın gerçeklerle. O gitti kızım. Gitti. Bekleme.

Anne yapma bunu bana.

Yine o kıyıya gidiyorsun işte. Ama boşuna kızım. Anne oğlum geldi bana bugün.

Annesi hiçbir şey sormadı. Evet inanmıyorsun bana, ama geldi. Gerçi kendisini göremedim ama sesini duydum, o dünyalar güzeli sesini. Annesi yataktan doğruldu kızına tekrar sarıldı. Kızı o zaman, Anne ben iyiyim inan. Bugün güzel bir gün olacak inan diyerek dolabına yöneldi ve giyinmem gerek izin verirsen deyip kıyafetlerini incelemeye koyuldu.

Anne üzgün, kızı kendisine, arkadaşlarına, tüm dünyaya karşı bir duvar örmüştü torunu öleli. Keşke derdi her zaman keşke, o gün torununu gezmeye çıkarmak istemeseydi. Onları çıkardığı yetmemiş gibi torununu kızıyla deniz kenarında gezdirirken, komşusuyla arasında olan ve yanlış anlamadan kaynaklanan bir sorunu kızınla konuşmak ve ondan fikir danışmak istemeseydi keşke. Öyle bir sohbete dalmışlar ki, torununun kaşla göz arasında kaybolduğunu fark edememişlerdi ve hayatta dönüşü olmayan ölümcül hatalardan birini yapmışlardı. Geride bıraktıkları o güne döndüğünde, kızı aniden irkilmiş, ne oldu bir şey mi oldu sorusuna kızı da, etrafına bakınarak, Anne oğlumu görüyor musunla cevaplamıştı. İkisi de telaşlandı birden, Anne ilerlerde ki yeşillik alana koştu, orada oynaşan köpeklerin başındadır diye, büyük anne arkasından, yoktu orada, tüm çevre bağrıla çağrıla arandı. Yok. Tüm vücudu zangır zangır titreyen kızını sakinleştirmeye çalışıyordu anne, bu arada polisi aramayı unutmuşlar telaştan. Etrafında toplananlardan biri akıl etti nice sonra, polise haber verilebildi. Hava hafiften kararmaya başladığında hala bulunamamıştı, sendelemeye başladı Anne, Büyük Anne çok perişan, sinirinden kendi ağzına vuruyor, bir yandan ne konuşursun, ne sohbet edersin, torunundan gözlerini ayırmasaydın salak kadın diye diye vurmalarını rutin hale döndürüyordu.

Çevredekiler sakinleştire bilmek için, denizin kenarında o oturdukları banka götürdüler dinlensin diye. Arama devam ediliyordu, kızı nerde anne benim çocuğum nerde olabilir diye bir umutla annesine bakıyordu. Cevap veremiyordu kadın. Birden etrafında ki kalabalıkta sesler kesildi. Büyük Anne fark etti hemen, kızı kendi kendine sorular sormaktaydı hala, nerde olabilir nerde olabilir diye sayıklıyordu sanki. Kadın elini, kızının eline koyarak sıktı. Kızı ona baktı ümitle, annesi ileri bakıyor, hemen çevirdi başını, önünde ki duran kişilerin sessizce çekildiklerini fark etmemişti telaştan. Kalan birkaç kişide o sessizliğe takılarak meydanı sanki onlara bıraktılar. Büyük Anne ayağa kalktı, kızı kalkamadı yerinden, suyun üstüne yüzen o alaca karartıyı, fosforlu bir saat tanıtıyordu onlara. Oğlunun çok istediği saatti o ve demişti, ne olur Anne, al onu bana, bak kaybolursam onun ışığınla bulursun beni demişti gülerek.

Bugün tam bir sene oldu dedi Büyük Anne, kızı hızla kapıdan çıktıktan sonra yanına gelen komşularına. Ne yapacağımı bilemiyorum, tüm suç bende, ama suçun bedeli nasıl ödenir onu bilemiyorum, bu borcun ipi boynumda asılı olduğu sürece rahat yok bana diyerek çaresizliğini anlatmaya çalışıyordu kendince. Kızı gidiyordu, hızlı hızlı, ilk önce bankaya uğradı, tüm parasını havale etmesi gereken yerlere gönderdi. Yardım kuruluşlarıydı burası. Uğradı sonra oğluna, okşadı kara toprağını, dualar etti, fazla durmadı, sadece ayrılırken fısıltı halinde bugün kavuşuyoruz oğlum, az kaldı diyerek yanından ayrıldı. Sonra, oğlunun denize düştüğü yere geldi. O banka oturdu. Saatlerce orada kaldı. Yine karardı hava, o günkü gibi. Tam kalkıp, arkasına bakmadan gitmeye hazırlanırken, yan tarafında suyun içinde bir çırpıntı duydu.

Hemen o tarafa yönelerek oğlum dedi. Sonra önünden bir beyaz yün yumağının yuvarlanarak denize düştüğünü sandı. O yumak birden suyun içinde havlamaya başladı, suya batıp çıkmalarla arada kesiliyordu bu havlayış. Kadının günlerce hayal ettiği ve bir türlü neden ilk önce oraya bakmadım dediği o suların soğuk kayboluşlarına bıraktı kendini. Bu sefer izin vermeyecekti, onu kaybetmeyecekti. Çocuk, köpekle beraber bir batıyor uzun batıştan sonra köpeğin çırpınışıyla yukarı çıkıyordu. Kadın birkaç kez gözden kaçırdı onları, bu sırada etraftakilerle beraber bir adamla bir kadının bağrışlarının kendilerine doğru yaklaştığını duyuyordu o suların içinde.

Bir yandan çocuğu kurtarmaya uğraşırken, bir yandan şerit gibi bunlar kaydediyordu beyni. Sularda boğuşurken, düşünceleri de kendisiyle boğuşuyordu, insanoğlu ne garip bir varlık diye düşünerek, ölmek istersin ölemezsin, ölmeyeceğim dersin sabahın ilk ışıklarıyla salanı belki de nerede olduğun belli olmayan bir yerden dinlersin dedi kendine. Çocuğu yakaladı, çekerek kıyıya götürdü, oraya toplanan insanlara verdi onu, çocuğu çekerlerken, onu bırakmamak için paçasına dişlerini geçirmiş, denize yuvarlanan yün topunun gözündeki mutluluk ışığını görür o karanlıkta.