HEYBESİN DE İNSAN BİRİKTİREN VE SİNEMA İLE NEFES ALAN AYDAN ÇAKIR İLE HAYAT’A VE SİNEMA’YA BAKIŞI.

0
124

 

Sinema benim için heves değil nefes diyen tiyatro ve sinema oyuncusu Aydan Çakır’ın hayata bakışı, felsefesi, sektörde yaşanılan sıkıntılar ve projeleri üzerine sohbet ettik. Büyük keyif aldığımız sohbette mütevazı kişiliği ile tüm sorularımız içtenlikle cevaplayan sanat emekçimize teşekkür ediyoruz.

Haberde İstanbul: Aydan Çakır kimdir ve tiyatroya nasıl başladınız?

Aydan Çakır: 1969 Düzce doğumluyum. Orta birde tiyatroya başladım. Başlamamda ki en büyük sebep matematiktir. Matematik dersinden on alan tek öğrenciydim buda matematik öğretmenimi sevmemden kaynaklanıyordu. Matematik öğretmenim kooperatifçilik kolunun öğretmeni olduğundan bende kooperatif kolunu seçtim. Fakat öğretmenim o kolu bırakıp tiyatro ve müsamere koluna gidince ben de müsamere koluna geçtim. Yılsonu gösterisi için ‘Hababam Sınıf Baskında’ oyunu için çalışmalar başlamış ve tüm rollere öğrenci seçilmişti. Sadece Güdük Necmi rolü için karar veremediler. 50 kişiden 2 kişiye indirdiler. İki öğretmenim Murat Şen ve Hüseyin Taşkıran karar veremeyince rol arkadaşların arasında oylama yapıldı ve Güdük Necmi rolüyle ortabirde tiyatroya başlamış oldum. O zaman Halit Akçatepe yolundan gitmeye başladık ama bu yol  Erol Taş’a döndü. 1991 yılında TRT de Tekin Akmansoyların dahil olduğu bir projede görev aldım ve ilk kamera önüne çıkışımdır. Liseden sonra konservatuara gitmek istedim babam tiyatrocu olup aç mı kalacaksın diyerek karşı çıktı. Oysa babam öğretmen olduğu halde aynı sözü yine ben ilkokuldan mezun olunca öğretmen lisesini kazandığım da da öğretmen olup açmı kalacaksın diyerek göndermemişti. Endüstri meslek lisesi elektrik bölümünü 1000 kişi arasından 3. olarak Düzce Endüstri meslek lisesini kazandım. Lisede lakabım profosör, enstain idi. Son sınıfta öğretmenlerimin yaptığı haksızlıktan dolayı takıştım ve ODTÜ Fizik bölümünü kazandığım halde beni üç dersten bıraktılar. Seneye tekrar sınava girdim ve Akdeniz Üniversitesi elektrik bölümünü kazanınca Antalya’ya gittim. Bir yandan da tiyatroyla uğraşıyorum. Okul bir yıl uzayınca babam Antalya’ya geldi. Ortamı ve derslerimi görünce ‘Bu dersler ne bu ortamda okunmaz Düzce’ye gel’ dedi. İtiraz edince ‘Ya gelirsin ya da evlatlıktan ret ederim’ deyince Düzce’ye babamla geri dönmek zorunda kaldım. Konservatuara göndermediği için bende buna tepki olarak üniversite hovardalığı yapıp 6 üniversite kazansam da tabi hiç birini bitiremedim. 23 yaşında evlendim. Bu süre içinde tiyatroyu bırakmadım ve devam ettim. Ne ekersen onu biçersin oyunu ile kamera önüne geçtim. Sonra Köprü, Kurtlar vadisi ile devam ettim. Sinema benim için heves değil nefestir. Onun için diyaloğum olsa da olmasa da her rolü kabul ettim. Mesela Güneşi Gördüm de hiç diyaloğum yok sadece trafikte yer aldım. Fakat Mahsun Kırmızıgülle tanışma fırsatı buldum. Sonra ki proje New York’ta Beş Minare de 3-4 dakikalık bir sahneyi direk Mahsun Kırmızıgülle oynadım. Bu yüzden ben para, maddiyat biriktirmek den daha ziyade insan biriktirmeyi tercih ediyorum. Bu yüzden bir kapı kapanırsa bir kapı açılır misali sevdiğimiz bu hayatta sevdiğimiz için eziliyoruz. Olsun diyoruz bizden sonra gelenlere bir yol açalım ki bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmesinler.

Haberde İstanbul: İki tiyatrocu, sanata hevesli iki insan ve ortak nokta sanat ruhunda ki incelik mi elektrik ya da elektriğin içinde ki teknik mi sanat?

Aydan Çakır: Aslında ikisinin de etkisi toplumu yönlendirmesi. Sanatta toplumu yönlendirir. Elektrikte toplumu yönlendirir.

Haberde İstanbul: Oynadığınız ilk proje ile son proje arasında ki Aydan Çakır’ın geldiği noktada arasında fark nedir.

Aydan Çakır: Özgüven önemli bana ‘Bir sürü konservatuar öğrencisi var sana mı sıra gelecek’ diyorlar ama herkes rızkını yer. Ben üzerime düşeni yapayım başarı sonra ki iş. Ben tiyatroyu, sinemayı  seviyorum ama başarırım başaramam o ayrı konu. Bu camia 200 kişilik grubun tekelinde dönüyor. Her yerde bu yüzleri görüyorsunuz. Bu çoğu alanda böyle değil mi? Edebiyatta, siyasette, medyada. Hindistan’daki kast sistemi gibi babadan oğula geçiyor.

Haberde İstanbul: Yeni projeleriniz nelerdir.

Aydan Çakır: tüm cocukları kendi çocuklarım gibi sevmem den dolayı Önce  yeni Tiyatro projem tabi ki de çocuk oyunu ‘internette kaybolan çocuk ‘’ bir birinden değerli arkadaşlarım Volkan Yürük, ,Münevver Aslı Kaya,Tuğba Erdoğan ,Hüseyin Emre Şen  veee…  2017 ye damgasını vuracağını düşündüğüm 2 film var.Biri uzun aradan sonra Arda Kuralın setlere dönüş yaptığı başrollerinde Eylem Doğan ve Metin Yükselin, izzet çivril,Ece Baykalın paylaştığı Murat Ercanlı , Batuhan Yar,Gülten Keskin,yavuz Ketenci,Cihad yüce nin Yer aldığı Türkiyenin ilk ve Tek kadın korku  film yönetmeni Irmak Gülşen Açıkgözün yönettiği NEFRİN filmi ile  ,. müthiş bir Dram filimi ‘’Reis’’ sinema filmi. 9 ARALIK ta vizyona giriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çocukluğundan başlayıp Belediye başkanlığı dönemine kadar olan bölümü anlatıyor. Ben şu anda iki cumhurbaşkanın hayatını anlatan filmde rol aldım. Biri Veda da Atatürk’e falaka atan öğretmen, Reis de ifadesi değiştirilmesi istenen marangoz Selim rolüm vardı. Dayak atan ve dayak yiyen karakter ile tarihe yön veren iki karakterleri oynadım.

Haberde İstanbul: Cumhurbaşkan’ın bu filmde bir etkisi var mı? İzin alındı mı?

Aydan Çakır: Cumhurbaşkanımız dan izin alınmadan yapıldı. Ne kadar izin alındı diye yazılsa da izin alınmadı böyle bir şey yok. Fragmanı Ağustosta da yayınlandı, film Haziranda bitti. Ama bizler film yayınlanacak mı yayınlanmayacak mı? Endişesini yaşadık. Ağustos da fragmanlar yayınlanmaya başlandı ve 9 ARALIKTA gösterime girecek.

Haberde İstanbul: Mülteci nasıl doğdu?

Aydan Çakır: 2-3 yıl önceydi. İtalya da yaşayan Ömer Sarıkaya diye dostum var. Onunda 1800’lü yılları anlattığı Kıtlık diye bir projesi var. Benim de Mülteci projem var. İki projeyi Mel Gibson’a götürdü. Önce Kıtlığı çekmek istediğini söyledi. Kıtlık; yaşanılan sıkıntılardan dolayı göçe zorlanan ama Türkiye’ye gelemeyenlere yapılan yardımı anlatır.

Mülteci ise göçle gelenlere ev sahipliğini konu alır. Aslında madalyonun iki yüzü gibi düşünün. Yönetmen olarak dünya çapında isim yapmış  SÜPRİZ isimler ile görüşüyoruz.. Jean Renö gibi dünya yıldızları ile çalışmayı düşünüyoruz. Bağlantılarımız sürüyor onun için kesinleşmiş bir durum yok. Cümle Sanat Tiyatro ekibinde Altı yıldır II. Abdülhamit tiyatro oyununda oynuyorum. Cennet mekan 2.Abdülhamid’in 4. Kuşaktan torunu Şehzade Abdülhamit Kayan Osmanoğlu ile bir arkadaşlığımız var. Ömer Sarıkaya yı  Osmanoğlu yapımla tanıştıran da benim Mel Gibson lu Kıtlık projesini iletmesine vesile oldum gündeme getirdi. Sinema da kast sistemi var.

Haberde İstanbul: Sohbetin başlarında da bahsettiniz bu kast sisteminden. Kast sistemi nasıl oluyor bu konuyu biraz açar mısınız?

Aydan Çakır: Bununla ilgili bir anımı anlatayım size o zaman daha iyi anlaşılır. Kudret Sabancı, Cem Sürücü ‘Yasak’ çekiyorlar, TMC yapım Erol beyin. Tefeci karakteri için benden de odeyşın istediler. Gittim odeyşınımı verdim. Kudret Sabancı ve Cem Sürücü beğenmiş. Yapımcı ismi daha duyulan biri olsun deyince. Mesela ben 1000 TL diyorum ama ismi daha duyulan birine 5000 TL ve daha fazla ödeniyor. Madem öyle olacaktı da niye 50 kişiden odeşın istiyorsun. İşte dediğim gibi olaylar çoğu zaman belirli bir çevrede dönüyor.

Tabi Haberde İstanbul’un tiyatro sanatçısı Bülent Altıntoprak devreye girip bu sanatçıların ortak noktası deyip benzer anısını anlatıp katkı sunuyor. Her iki sanatçımız da bu olayların belirli bir çevrede dönmesinden muzdarip. Dile gelmesini istedikleri için bizde naçizane dile getirmeye çalıştık. Bu olayların Sağır Sultan’ın kulağına gitmesini istiyorlar. Umarım Sağır Sultan Haberde İstanbul’un sesini duyar diyerek sohbeti sizlere aktarmaya devam edelim.

Haberde İstanbul: Dizilerin uzun süreli olmasının etkileri nedir.

Aydan Çakır: Bir kere oyuncuları çok yıpratıyor. Her şeyi devletten beklememek gerekir. Ama bazı şeyler devletten beklenmeli. Dizi çekimlerde geçen süre çok fazla iki saat yerine diziler 45 dakika da bağlanılabilir. Diziden herkesin yüksek meblağ aldığı düşünülüyor oysa dizide birkaç kişi yüksek meblağ alır ötekileri 1000, 2000, 3000 TL alırlar. Bu adaletsizliği düzenleyecek kişi yapımcıdır. Yapımcıda işine gelirse diyor. Yakın zamana kadar sanat emekçilerin sigortası yoktu. Zorunlu hale geleli iki sene oldu. Çektik bitti oluyordu. Konservatuar mezunlarının büyük bir bölümü evde otururken bize bir teklif geldiğinde seviniyoruz, bir iki bölümüne bakmıyoruz. Bazen sözsüz rolleri bile kabul ediyoruz.

Haberde İstanbul: Dünya sinemasına baktığımızda bir Robert Deniro her karakteri oynuyor. Türkiye de bazı kişilerin üzerine bazı karakterler yapışıyor. Sizin üzerinize de ‘Erol Taş’ gibi kötü karakter rolü kaldı. Bunu siz istediğiniz için mi yoksa yapımcımı uygun görüyor. Sizde çocuğun başını okşayan iyi yürekli birini oynayabilirsiniz aslında.

Aydan Çakır: Şu sıralar yaşasın kötülük deniyor. Ben Ayla Algan ile çalışırken bana ’Aydancığım sen iyisin hoşsun ama alnında ki şu çizgileri kapatırsan gider jönde oynarsın ama bu çizgiler seni karakter oyuncusu yapar. Bu duruma öncelikle yönetmen sonra yapımcı karar verir. Bizim tercihimiz değil. İki defa iyi karakter oynadım. Ama daha çok mafya vari, berduş, sarhoş, psikopat karakterlerle anılsam da ben kendi çapımda bu sektörde kötü adamlar içinde ki Türkan Şoray’ım.

Haberde İstanbul: Neden? Bunu açar mısınız?

Aydan Çakır: Taciz, tecavüz sahnem, öpüşme sahnem olmamıştır. Yani kırmızı çizgileri olan bir sanatçıyım.

Haberde İstanbul: Sanatçıların kırmızı çizgilerin olması gereken bir dönemdeyiz diyorsunuz. O zaman bu doğru mu?

Aydan Çakır: Bu şartlarda doğru ama yapımcı ‘oynamazsan oynama’ dediği zaman kaprisli olarak algılanırsın. Ama ben para biriktirmek için girmedim. Ben insan biriktirmek için girdim. Benim bu dünyaya girişim bu ve dünya görüşünde bir özel hayatım var. Buna göre ben her oyunu oynarım, soyunurum, bunu da yaparım zorunda değilim. O yüzden oyunculuğum içinde seçici olma düşüncesi, dünya görüşümün haricinde insan olma mücadelesi var. Bana göre insan doğulmaz insan olunur felsefesine inanan biriyim.  Başkasının acısını hissediyorsan insansındır. Onun için seçici olmak gerekir.

Haberde İstanbul: Düzce ile sanat nasıl yan yana geliyor?

Aydan Çakır: Son yirmi yıldır hızlı bir şekilde sanata ve sanatçıya önem ve değer veriliyor. En belirgin mihengini Belediye Başkanı Mehmet Keleş 2007- 2008 yıllarında Kadir İnanır’ın başrollerini oynadığı İpsiz Recep dizisinin platosunu Düzce de yaptırdı. Sonra bazı sinema filmleri çekildi. Oyuncular arasında hatırı sayılır isimler var ama aralarında bir dayanışma yok.

Haberde İstanbul: Yeşilçam vardı. Şimdi TV camiası var. Yeşilçam manevi olsa da hala yaşıyor mu? Yada Yeşilçam devam etmeli miydi yada misyonunu tamamladı da böyle mi olmalıydı?

Aydan Çakır:Günümüzde farklılıklar var. Mesela Yeşilçam da görev alıp çalışan ustalarla çalışma fırsatı bulduk ve şunu gördük. Bir edebi vardı yeri gelir yönetmen ışığı tutar, oyuncu yeri gelir çaycının çayını alırdı. Bu gün bunu yapamazsınız. Yaptığınız zaman ‘Sen nasıl oyuncusun abi, biraz cool ol’ sözleri ile karşılaşırsınız. ‘Öbürlerini görmüyor musun’ denir. Şimdi yeni Tv dizilerinden sonra böyle olgular kalktı. Ama bu durumlar suiistimal ediliyor. Ulaşılamayanlar değerli, ulaşılabilenler de sıradan oluyor ve sıradan olanların değeri düştüğü kanısı oluşuyor. Sosyolojik açıdan ne kadar ulaşılmazsanız o kadar değerli oluyorsunuz. Bu gün ışıkçının ışığını tutarsanız, bir olur, iki olur. Üçüncüsünde bunu getir, onu da götür konumuna düşürüyorlar. Ama Yeşilçam da bu yoktu. Suiistimal edilmiyordu. O dönemde herkes yapılan işe bakıyordu. Bir hiyerarşi var ve korunurdu. Çiğnenmezdi. Bu saygıdan kaynaklanıyor. Herkesin birbirine saygısı vardı.

Haberde İstanbul: Tiyatro çok kolaydır. İlk 35 yılı zordur. Ertan Erbulak’ın sözü. Bu cümleyi nasıl bağlarsınız. Sinema içinde söylenir mi? Tecrübe ve olgunlaşmanın önemi nedir?

Aydan Acar:Her şeyin tecrübeli olan kısmı daha değerlidir. Olgunlaşmanın elbette bir emeği olmalı. Hasbelkader bir yarışmada birinci olmuş kişinin reytingi ve popülaritesi daha fazla. Oysa o zahmeti çeken insanların bulunduğu kadraj da hem ücret, hem de gördüğü ilgi ve alakanın azlığına üzülmemek elde değil. Tuncel Kurtiz’in bu gün uluslararası ödülleri olduğu halde Ezel dizisine kadar çok fazla bilinmiyordu. Ezel’deki dayı rolü ile hafızalara kazındı. Bundan sonra Tuncel Kurtiz unutulmaz. Tuncel Kurtiz’in anıldığı gibi Kenan Kalav anılır, nede Kenan Kalav’ın anıldığı gibi Tuncel Kurtiz anılır.

Haberde İstanbul: Eski dönemin sanatçıları bir arada. Mesela, Hababam Sınıf’ında bir çok ünlü sanatçılar bir araya gelip oynarken bu günkü ünlü sanatçılar bir araya gelip bir filmde oynayamıyorlar. Buna Aydan Çakır neder?

Aydan Çakır:Bizde kaşeler olduğu için. Kaşeler(fiyat) savaşı var. Eski sanatçılar sanat tolum için mi, sanat için mi diye tartışırken, biz kaşe için yapar durumdayız.

Haberde İstanbul: Sorularımıza içtenlikle ve tüm açıklıkla verdiğiniz cevaplarınız için ayrıca gösterdiğiniz hoşgörü için çok teşekkür ederiz. Bizim açımızdan keyifli bir sohbet oldu. Umarım sizin içinde keyifli bir sohbet olmuştur. Mülteci ile istediğiniz başarılara imza atmanız dileği ile yolunuz açık olsun.

Aydan Çakır: Benim açımdan da keyifli bir sohbet oldu. Bende teşekkür ederim.

 

Haberde İstanbul/ Bülent Altıntoprak, Türkân Kebeci Şahin, Hakan Kayar

CEVAP VER