Hatice Dökmen İle Sığ Sulardan Okyanusa

0
171

45 yılı aşkın bir zamandan bugüne süre gelen edebiyat macerası. Hayata ve sevdiklerine duyduğu aşk düzeyindeki sevgiyi, kitapların sayfalarına sığdıran ve bunu okuyucularla paylaşan bir yazar: Hatice Dökmen.

Şiirlerinde, öykülerinde insanların en ulvi duygusu aşkı, insana dair olan her duyguyu, yaşanmışlıkları, hayalleri, sükut-u hayalleri, yılgınlıkları, yenilgileri ve daha nice şeyleri mısralarında satırlarında okuyucuya, değişik bir bakış açısıyla yansıtan yazar, Hatice Dökmen, hayatının olmazsa olmazının yazmak olduğunu belirtiyor.

Kendisiyle yaptığımız röportajda, geçmişten günümüze bir koridor açıp, kendisine ait şeyleri bizimle paylaşmasını istedik. Tevazu göstererek sorularımızı yanıtlayan sayın Dökmen’e yazım yolunda başarılar dileyerek röportajımıza geçiyoruz.

Hoş geldiniz öncelikle. Biz sizi Cumbanın renklerinden tanıyoruz ama henüz tanıma fırsatı olamayan dostlarımız için kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1958 yılında Burdur’da doğdum. 1970 li yıllardan bu yana şiir ve öykü yazıyorum. 2013 de “Güneşe Saklanmak” isimli şiir kitabım, 2014 de “Sağır Kurbağanın İzinde” isimli öykü kitabım yayımlandı.

2013 de Seyrek Anam Yazıevi öykü yarışmasında dördüncülük, 2014 yılında Lions Dernekleri öykü yarışmasında birincilik ödülü aldım. 2015 yılında Kanguru Yayınları öykü yarışmasında dereceye girdim.

Ana Dergisi, Antalya Güncel Sanat, Antalya Kültür Sanat, Galapera, Kirpi, altZine, Gezite, Lacivert, Halk Edebiyatı vb. dergilerde ve Edebiyat Defteri isimli internet sitesinde, öykü, şiir ve denemelerimi paylaşıyorum.

Ünlü şairlerin hayat hikâyeleri ve şiirlerinden yola çıkarak sunumlar hazırlıyor ve şiir seslendirmeleri yapıyorum.

Bu yıl da “Sığ Sulardan Okyanusa” adlı şiir kitabım yayımlandı. Bunun yanı sıra, son kontrollerini yaptığım bir öykü dosyam ve üzerinde çalıştığım bir romanım var.

Evliyim ve iki kız evlat annesiyim. 

 

Sizin için hangi yazım türü daha değerli ya da insanlara ulaşma yolunda daha etkin; şiir mi, öykü mü, roman mı?

Bence edebiyat adına yazılmış tüm yazım türleri değerli ama kitlelere ulaşabilmek adına değerden bahsedilirse tabii ki en hızlı ulaşan roman.

 

Neden?

Yanıt b: Çünkü, zaten okuyucu sayısının oldukça az olduğu bir ülkede en çok okunan tür roman.

 

Şu ana kadar “Sığ Sulardan Okyanusa” ile birlikte toplamda üç kitabınız yayımlandı. Her birinin heyecanı mutlaka sizde özeldir. Evlatlar birbirinden ayrılmaz ama sizin için hangi kitabınız “işte bu benim göz bebeğim” diyebileceğiniz türden bir anlam taşıyor?

Ben hemen her sohbet ortamında söylerim. Şiir benim limanım. Yüreğimin sevincini, isyanını, çığlıklarını ve kahkahalarını aktarabildiğim sıcacık bir liman. Gönül evim.

Öykü yazmak ise kalemimin başka insanların yüreklerine ve özel yaşamlarına girmesi demek. Yazdığım her öyküdeki karakterle özdeşleşmek, onun adına hissetmek ve yaşamak çok keyifli bir eylem. İşin en keyifli yanı ise, kocaman bir dünyayı iki üç sayfalık bir öyküye sığdırmak için sözcüklerden tasarruf etmek ama aynı zamanda çok şey söylemek. Romanda kalem özgürdür. Sınırları yoktur. Ama bir öykünün iyi bir öykü olabilmesindeki en büyük marifet az lafla şey anlatmaktır. Kısacası şiir gönül evim, öykü ise kalemimin gittiği yer.   

 

“Sığ Sulardan Okyanusa”..Kitap isminin öyküsü nedir acaba?

Kendimi buluyorum bu sözcükte. Anadolu çocuğuyum. Kıraç topraklarda yetiştim. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak yaşamı tırmaladım. Hani derler ya gençliğin sonu ihtiyarlığın başı. İşte tam da böyle bir dönemde hayallerime kavuştum. Şimdi okyanustayım.

 

Biraz genelden bakarsak, sizce günümüzde ülkemizdeki edebiyat dünyasının son durumu hakkında görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Her sanat dalında olduğu gibi edebiyatta da bir kurtlar sofrası mevcut. Artık sanat eserleri de bir ticaret gereci. Özellikle yayınevleri yayımlayacakları kitabı seçerken, yazarı ne kadar meşhur, kaç adet satarım, yatırım yapacağım yazardan kaç yıl faydalanırım gibi sorularına yanıt bularak yaklaşıyorlar. Bunun yanı sıra her yıl okuyucu sayısından çok kitap yayımlanıyor. Her şeye rağmen ben yine de ülkemizden umutluyum. Sanat, dünya var oldukça devam edecektir. Ve iyi eserler geç de olsa olması gerektiği yerde yerini alacaktır. 

 

Peki son olarak. Yazar ya da şair olmak isteyen ya da karalamaları olan genç arkadaşlarımıza söyleyeceğiniz bir şeyler var mı acaba?

Türkiye’nin yüzde doksan beşinin şair olduğu söylenir. Bence de bu doğrudur. Tarih boyunca insanlar yaşamının bir döneminde en az bir şiir karalamıştır. Kaldı ki bizim ülkemiz manilerin, ninnilerin, türkülerin, destanların beşiğidir. Ben sadece yazan arkadaşlarımıza değil yazmayan arkadaşlarımıza da seslenmek isterim ve yazın derim. Ne olursa olsun yazın. Günlük tutun, anılarınızı yazın, yüreğinizden kopup gelen birkaç dizeyi alt alta koyup şiir yazın. Yeter ki yazın. Çünkü yazan insan aynı zamanda az veya çok okuyan insandır. İlle ünlü bir yazar veya şair olmamız gerekmiyor. Gelecekte evlatlarımızın okuyup bizi anacakları iki üç cümlelik bir yazımız olması bile güzel bir miras bence. 

 

Cumba Kültür ve Sanat ailesinde yeni kitabınızın heyecanı ile de var olduğunuz için teşekkür ediyoruz. Son bir kaç söz söyler misiniz desek ne derdiniz?

 Öncelikle şiir kitabımın tanıtımı için hazırlanan organizasyondan dolayı Cumba Kültür Sanat Platformuna çok teşekkür ediyorum ve bu platformun çatısı altında olmaktan dolayı çok gururlu olduğumu belirtmek istiyorum. Sevgili Deniz ve Sevgili Mehmet’in bu platform için harcadıkları emeklerinin daim olmasını diliyorum. Cumba bebeğin hızla büyüyüp devleşeceğinden en ufak bir kuşkum olmadığını da söylemeden geçemeyeceğim.   

 

Segili yazarımıza hayatında başarılar ve bol okurlu zamanlar dileyerek, teşekkürlerimizi sunuyoruz.

CEVAP VER