HASTANE…

0
180

askeri-hastane

HASTANE…

Tarih: 30 Aralık 1898 idi…

O gün, Sultan Abdülhamit Han’ın doğum günüydü.

Fakat o gün sadece Sultan Abdülhamit’in doğum günü değildi.

O gün dünya, aynı zamanda modern Türk tıbbının doğumuna da şahitlik ediyordu.

İşte o gün, yapılan görkemli bir törenle “Gülhane Seririyat Hastanesi” adında bir hastane hizmete girdi.

“Gülhane” adını bizzat Sultan Abdülhamit vermişti.

“Gülhane isminin esin kaynağı ise Topkapı Sarayı’nın “Gülhane Bahçesi” idi. Çünkü ilk kurulduğu yer Topkapı Sarayı girişi alt kısmındaki gül bahçesinin hemen yanı idi.

Amaç, Türk ordusunun seferlerdeki sıhhi ihtiyaçlarının karşılanması ve bu alandaki sorunların giderilmesiydi.

1914 yılında, Gülhane’deki askeri hekimlik eğitimleri daha da modernleştirilerek arttırıldı ve bu nedenle “Gülhane Seririyat Hastanesi” ismi değiştirilerek “Gülhane Tatbikat-ı Askeriye Tatbikat Mektebi ve Seririyatı” yapıldı.

Artık orası bir Askeri Tıp Uygulama Okulu ve Hastanesi’ydi.

Ülkemizin 2’nci Dünya Savaşı’na girmesi tehlikesi ortaya çıkınca 21 Temmuz 1941’de İstanbul’dan Ankara’ya taşındı. Taşınırken tam 28 vagonluk bir tren katara sığdırılabilmişti

Ankara’da “Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü ”ne yerleştirildi, daha sonra Kara kuvvetleri Komutanlığı binasına ve oradan da Etlik ’deki binasına taşındı.

1947’de “Gülhane Askeri Tıp Akademisi” adını aldı.

Kısa Adı: “GATA” idi.

Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nda yurt savunmasına çok önemli katkılarda bulundu.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında; milletimizin başına bela olan frengi, sıtma, verem ve trahoma gibi hastalıklara karşı başlatılan savaşta en ön saflarda savaşarak başarılı oldu ve Türk milletinin geleceğine sağlıklı nesiller armağan etti.

Son 30 yıldır sürdürülen terörle mücadelede ise Gülhane’nin ve diğer askeri hastanelerimizin katkıları tartışılmazdır.

Öyle ki, “Gülhane” demek artık sadece Hastane demek değildi…

Peki ya neydi?

Artık Gülhane: Kolsuz gazimize kol, ayaksız gazimize ayak, kimsesiz gazilerimize ise dayanaktı…

Sadece bu mu? Tabi ki hayır.

GATA aynı zamanda milletimize hizmet yolunda ilklerin de merkeziydi.

Türkiye’nin ilk modern tıp kütüphanesi burada kuruldu.

İlk Radyoterapi Merkezi, ilk Yanık Tedavi Merkezi, ilk olarak Mikro cerrahi Eğitim ve Araştırma Merkezi, ilk Uyku Merkezi, ilk Nükleer Tıp Merkezi, ilk Biyomedikal Mühendislik Merkezi, ilk Hava ve Uzay Hekimliği Merkezi, ilk Yüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi, ilk Deniz ve Sualtı Hekimliği Merkezi, ilk Tıp Araştırma Geliştirme Merkezi burada açıldı.

İlk otolog ve allojeneik kemik iliği nakli burada gerçekleştirildi.

İlk Pankreas ve böbrek (birlikte) nakil operasyonu burada yapıldı.

İlk bağırsak nakli burada uygulandı.

Dünyanın en başarılı ortopedik protezleri (sizin anlayacağınız takma kol ve bacaklar) burada üretildi ve gazilerimize burada takıldı.

“Gülhane Müsamereleri” adı verilen tıbbi toplantılar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tıbbi bilgi ve kültür aktarım çabalarının, mihenk taşları arasında yer aldı.

Osmanlı ve T.C. döneminde kurulan bütün modern sivil hastaneler Gülhane’nin bağrından çıktı. O Türk tıbbının anası idi.

Bir de GATA’ya bağlı, gazilerimize hizmet için kurulmuş bir rehabilitasyon merkezimiz vardı. Yıllar içinde ortaya çıkan büyük bir birikimin sonucuydu ve bu merkez gazilerimizin hem dayanağı, hem sığınağı, hem tedavi merkezi hem de yuvasıydı. Üstelik bu merkez devletin parasıyla değil, kadirşinas Türk milletinin bağışlarıyla kurulmuştu…

Fakat gün geçti devran döndü!

Kahraman Türk ordusunun içine yerleştirilen bir kısım hain, hainliğini yaptı ve milletinin verdiği silahı yine kendi milletine doğrulttu! Tarih 15 Temmuz 2016 idi             …

Bu hainler Türk ordusunun sadece yüzde bir buçuğunu oluşturuyordu ve bu kalkışma aslında yine Türk ordusu tarafından bastırılmıştı. Ama neye yarardı ki?

Artık devir OHAL devriydi…

Takvimler 31 Temmuz 2016’yı gösterirken bir kararname çıkarıldı.

Kanun değildi ama kanun hükmündeydi…

Sayı Numarası 669 İdi.

Amacı ise; “darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde ZARURİ olan tedbirlerin alınması” idi.

Şaka gibiydi ama işte bu amaçla, GATA ve bütün askeri hastaneler kapatıldı!

Bu merhum hastanelerin hangileri olduğunu merak ediyorsanız, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele konusunda zaruri tedbir olarak; GATA Ankara Eğitim Hastanesi, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Ankara’daki Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi Başkanlığı, Bursa, İzmir, Diyarbakır, Erzurum Mareşal Çakmak, Ankara Etimesgut, İstanbul Kasımpaşa, İstanbul Gümüşsuyu, Ankara Mevki, Tekirdağ Çorlu, Eskişehir, Kocaeli Gölcük, Balıkesir, Çanakkale, Elazığ, Girne, Isparta, Van, Kayseri, Ağrı, Muğla Aksaz, Erzincan, Konya, Amasya Merzifon, Bitlis Tatvan, Hakkâri, Adana, Balıkesir Edremit, Çanakkale, Gelibolu, Kars Sarıkamış ve Şırnak asker hastaneleri kapatıldı ve tarihe karıştırıldı!

Buralardaki askeri personelin birçoğu hiçbir suç işlemedikleri halde üzerlerine yapıştırılan yafta ile onurlarını ve onurla taşıdıkları üniformalarını da kaybettiler!

Bu kararla toplamda 33 askeri hastane, 8 “E” grubu dispanser, 5 bin 700 eğitimli askeri personel Sağlık Bakanlığı’na devredildi.

SGK Genel Müdürü Gazi Alataş tarafından o günlerde yapılan bir açıklamada: “Devredilen askeri hastanelerle 5 bin 600 yatağın daha sigortalılar için hizmete açıldığı” vurguladı. Ayrıca SGK Müdürü tarafından “sigortalıların yanı sıra er ve erbaşların bu hastanelerden yüksek kalitede hizmet almaya devam edecekleri” belirtildi. İster inan ister inanma.

Ne desek ki, “he yav he”

Oysa sağlık meslek örgütleri tarafından, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık Bilimleri Üniversitesi “sağlıkta dönüşüm” sürecinin yeni bir “Truva atı” olarak algılanıyor Geçtiğimiz yıl içerisinde de birçok eğitim hastanesi bu üniversiteye bağlamıştı. Böylece önümüzdeki 20 yılın akademik kadroları üniversitelerin özerk yapıları yerine Sağlık Bakanlığı’nca dizayn edilecek. Şimdi buna GATA da eklenmiş oldu. Bu kapsamda SSK ilaç fabrikası da kapatılmıştı.

Hâlihazırda açık tek kamu ilaç fabrikası ise MSB İlaç Fabrikasıdır. Bu fabrikanın da kapatılma potasında olduğunu tahmin etmeniz için sanırım kâhin olmaya da gerek yoktur.

Bu arada, önümüzdeki dönemde yapılacak ilk özelleştirmeye (parsel parsel satışa da diyebiliriz); çok değerli askeri, sağlık arazi ve binalarından başlanacağını da öngörebilirsiniz.

İyi güzel, üzerinde fazla düşünmeden ve hizmet ettiğiniz milletin fikrini almadan zücaciye dükkânına dalan bir fil gibi milletin köklü ve sistemli kurumlarına girip neredeyse her şeyi alt üst ettiniz, fakat bir eline silah bir eline neşter verip, çatışma bölgelerine hangi sivil doktoru göndereceksiniz?

Kuş uçmaz kervan geçmez üs bölgelerine Doktor Ayşe hanımı mı tayin edeceksiniz?

Bilinmelidir ki, askeri doktor aynı zamanda askerdir. Tıp eğitiminin yanında askerlik eğitimi de alır ve gerekirse bulunduğu birlikte eline silah alıp çatışmaya da girer. Askeri doktorluk sivil doktorluktan çok ayrı bir meslektir.

*Askeri doktor; askeri birlikte, cephede yetişir.

*Askerle birlikte silah ve teçhizat kuşanır.

*Dağda onunla yürür, gerekirse onunla birlikte savaşır…

*Kurşun vızıltıları altında kanamaya tampon yapar, serum takar, dikiş atar.

*Gerekirse sürünerek, gerekirse sürüyerek Mehmetleri ateş hattından çıkarır ve ona Allah’ın izniyle yeni bir hayat bahşeder.

*Şartlar ne kadar çetin olursa olsun onunladır, onun yanındadır, komutanıdır, abisidir, silah arkadaşıdır ve onun koruyucusu/kurtarıcı meleğidir.

*Hiç çatışmaya girdiniz mi bilmem, ama böyle bir durumdaki Mehmetçik için doktor büyük olaydır, büyük güvencedir

Şimdi siz Mehmetçiğin yüreğindeki bu büyük güveni, bu büyük dayanağı çektiniz ve aldınız!

Siz ister kabul edin, isterseniz de etmeyin ama harp yaralanmaları ve harp cerrahisi diye bir gerçek vardır. Hap yarasını da en hızlı şekilde harp doktoru tedavi eder. Bunun kimyasal silah etkileri var, radyasyonu var, denizaltı hekimliği, yanık hekimliği var, var oğlu var yani

Askerler, milleti adına aldıkları çok tehlikeli ve bazen de bir o kadar da gizli görevleri yaparlarken; sadece gözlerini, kulaklarını, ellerini ve ayaklarını kaybetmezler. Tunç yürekli ve çelik bilekli olsalar bile psikolojileri bozulur, hatta akıllarını bile kaybedebilirler. İşte bu vaziyetteki hastaların tedavisi de mahrem koşullar gerektirir. Hastanın bu hale nasıl geldiğine dair birliklerinden, komutanlarından ve görev arkadaşlarından detaylı raporlar istenir ve bu raporlar ile operasyon tutanaklarından da faydalanılarak, neden sonuç ilişkisi analiz edilerek teşhis konulur ve bu askerler tedavi edilmeye çalışılır.

İşte bu raporlar ve operasyon tutanakları devletin, milletin ve personelin bekası açısından birçok gizli bilgiyi de içerir. Bu gizlilik; birliklerimizin ve personelimizin yumuşak karnı sayılabilecek her türlü zayıf, eksik ve gedik taraflarımızı içerdiği gibi, göreve gizlilik derecesi verilmesine sebep olan, milli menfaatlerimizle ilgili birçok mahremiyeti de içerir. Şimdi düşünün bu gizli bilgiler düşmanın eline geçince halimiz nice olur? Şimdiye kadar bu hastaları tedavi edenler de askeri psikiyatristler olduğu için gizlilik ifşa olmaz ve kurum içinde kalırdı.

*Şimdi siz bu gizli raporları, mahremiyet içeren olay tahkikatlarını ve operasyon tutanaklarını sıradan bir hekime mi değerlendirteceksiniz?

*Bu gizli evraklar devlet hastanelerinin bankolarında veya hemşire masalarında mı gezecek?

*Peki, o hastaları nasıl tedavi edeceksiniz?

*Gizliliği nasıl koruyacaksınız?

*Gizliliği koruyamazsanız, hastanızı tam 12’lik bir daire hedefi haline getirmiş olmayacak mısınız?

*Devletin ve milletin menfaatlerine zarar vermiş olmayacak mısınız?

*Siz onun psikolojisini düzelseniz bile, kişi ifşa olduğu için dışarıda kurşunların hedefi olmayacak mı?

Bugün siz Güneydoğu’da bir doktor üsteğmeni operasyonda elinde silahıyla görebilirsiniz. Fakat bundan sonra, hiçbir sivil doktoru o timin içine sokamazsınız.

Bir gemiye, bir denizaltıya atayacağınız sivil bir doktoru, konserve kutusu kadar bir alanda ve haftalarca nasıl tutacaksınız? Tutsanız bile sağlık hizmeti vermesini nasıl sağlayacaksınız?

Bir personel yaralandığında örneğin Diyarbakır’daki en güvenilir hastane askeri hastanedir. Diğer hastanelerdeki yöresel personel terör örgütüne iltisaklı ve hatta üye olabilmektedir. Kan verilmediği için şehit olan çocukları duyduk, “Bırakın ağrı çeksin!” dercesine, kayıtsız kalanları ve bu durumdan adeta zevk alanları bizzat gördük.

Güneydoğudaki devlet hastanelerine zorunlu olarak yatırılan yaralı gazilerin PKK’lı doktor ve hemşireler tarafından taciz edildikleri, doğru dürüst tedavi edilmedikleri ve hatta bilerek ölüme sürüklendikleri iddialar arasındadır. İddialardan da öte acı bir gerçektir! (İnanmazsanız bkz.: http://www.ensonhaber.com/yarali-askerleri-tedavi-eden-hemsire-pkkli-cikti-2016-08-23.html, http://www.hurriyet.com.tr/vanda-surekli-yarali-askerlerin-odasina-giren-hemsireye-gozalti-40202765 )

Görülüyor ki, GATA ve askeri doktorluk Türk Silahlı Kuvvetleri için alternatifi olmayan mutlak bir ihtiyaçtır.

Bu ihtiyaç sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir ihtiyacı mıdır?

Dünya orduları askeri sağlık ihtiyacını nasıl karşılıyor dersiniz?

Dünyada her ordunun mutlaka askeri doktoru ve askeri sağlık sistemi vardır.  Fransa’da Paris’te bulunan Val de Grace Askeri Hastanesi GATA’nın bir benzeridir. Hopital des Armees adlı hastaneler ise bizdeki askeri hastanelerin karşılığıdır. Amerika’daki, Almanya’daki ve İngiltere’deki askeri hastaneler neredeyse herkesin malumudur. Uzayda bile yaşıyorsanız bir Amerikan askeri filmi seyredin yeter. Hiçbir tehdit altında olmayan Belçika ordusunda bile askeri hastane sistemi vardır.

En fazla açığa alma Milli Eğitim Bakanlığı’nda oldu. Milli Eğitim Bakanlığı kapatılmadı.

Üniversite hastanelerinde ciddi sayıda hekim görevden alındı. Hiç kimse Üniversite hastanelerini Sağlık Bakanlığına bağlamaya kalkmadı.

En çok FETÖ yuvalanması olduğu değerlendirilen bakanlıklardan birisi Sağlık Bakanlığı olduğu halde, o bakanlık kapatılmadı.

Polis teşkilatından yapılan FETÖ gözaltıları ve ihraçları TSK’dan kat be kat fazla ama emniyet teşkilatının hiçbir teşekkülü kapatılmadı.

Peki, o zaman askeri hastaneler neden kapatıldı?

Kapattınız kapatmasına ama şu soruları sormak sanırım her vatandaşın hakkıdır:

*Kıtalarda görev yapan asker hekimlerin yerini nasıl doldurulacaksınız?

*Uçuş doktoru kim olacaktır?

*Gemilerde kim aylarca sefere çıkacaktır (Hangi sivil doktor sadece maaş alarak, gemilerde aylarca görev yapacaktır.)?

*Pilotların fizyolojik eğitimini hangi hekimler verecektir?

*Aklını yitiren ve psikolojisi bozulan askeri personeli gizliliği ihlal etmeden kim tedavi edecektir?

*Terörle mücadelede ve savaş sırasında hangi sivil doktor birlikle beraber çatışmanın ortasına girecektir?

*Çatışmadan gelen yaralı Mehmetler sivil hastanelerde kurda kuşa yem edilmemek için nasıl korunacaktır?

*Gazilerin rehabilitasyonu ve topluma hazırlanması nasıl yapılacak?

*Sualtı hekimi kim olacaktır? (Hiçbir maddi hiçbir getirisi olmayan bu alanda kim uzmanlık eğitimi alacaktır?)

*Askere alım, özel personel seçimi, atamaya esas raporlar, sınıf değişiklikleri, askerden ayrılma vd. gibi özel bilgi birikimi gerektiren raporları kim verecektir.

Askeri hastaneler alelacele sivilleştirilerek gömleğin ilk düğmesi kanımca yanlış iliklenmiştir. Buna bağlı olarak diğer düğmeler de yanlış iliklenmeye devam edilmektedir. Bütün düğmeler iliklere geçirilmeden bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir. Çünkü düzeltebilmek için bütün düğmelerin çözülerek yeniden iliklenmesi gerekecektir. Bu da ülkemiz için trilyonlarca para ve yıllarca boşa harcanmış zaman demektir.

Unutulmamalıdır ki, dünyanın ilk hayvan hastanesi olan “Gurabahane-i Lakla-kan”ın (Düşkün Leylek Evi); 19’ncu yüzyılda Anadolu’da (Bursa) Türkler tarafından kurulmuş ve bu hastanede; Başta leylekler olmak üzere,  göçmen kuşların bakım ve tedavileri yapılmıştır. Geçmişte leylekler için bile bir hastane kuran bir milletin, kendi öz evlatları olan askerleri için var olan hastaneleri yok etmesi çok gariptir.

Bu garabetin hesabını da o kararnamenin altında imzası olan sizler vereceksiniz ve vebaline de yine sizler katlanacaksınız. Çünkü millete sormadınız. Milletin meclisi ise size o yetkiyi bunun için vermedi.

Şu anda Türk Ordusu, dünyada askeri hastanesi ve askeri tabibi olmayan tek ordu haline getirilmiştir!

Bu yaptığınız yanlışlar nedeniyle daha kaç Mehmet acı ve ağrı çekecek?

Kaç Hüseyin hastanelerde zehirlenecek?

Kaç Ali arazide müdahale edilemediği için kan kaybından gidecek?

Peki, daha kaç kınalı kuzu toprağa verilecek?

Kaç İbrahim? Kaç İsmail? Kaç Hasan?

Eğer yüreklerinizde hala insani erdemleri taşıyorsanız, geceleri başınızı yastığa koyarken bir kez daha düşünmenizi öneririm. Biliniz ki, yarın dağda kan kaybından, şehirdeki hastanede sabotajdan ve bakımsızlıktan şehit olacak her kınalı kuzunun ölümünden; önce PKK, sonra da siz sorumlu olacaksınız!

Sorun kendinize, askeri hastaneleri kapatmanın FETÖ’ye karşı yapılan mücadele ile ne alakası var?

Yoklayın yüreğinizi, yüreğiniz bu vebali kaldırabilecek mi?

Sorun omuzlarınıza, omuzlarınız bu yükü taşıyabilecek mi?

Sorun aklınıza…

Sorun vicdanınıza…

Bir kere daha sorun…

Çünkü bu sorun, büyük sorun!

CEVAP VER