AYASOFYA…

0
11

AYASOFYA…

Konum olarak dünyanın en güzel noktalarından biri seçildi. Karadeniz ile Marmara’nın kesişim noktasında, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yönetim ve dünyanın da güç merkezinde, bugünkü adıyla İstanbul Boğazı’na ve Altın Boynuz Haliç’e nazır “Tarihi Yarımada” üzerinde inşa edildi.

Burası aynı zamanda, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in fetih müjdelerine ve fatihler için övgülerine konu olan kutlu bir beldeydi…

Yapımına 23 Şubat 532’de başlandı, zamanına göre 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamlandı ve büyük bir törenle, 27 Aralık 537’de ibadete açıldı.

Bizans imparatorluk tarihinin en görkemli kilisesiydi! 916 yıl kilise olarak kullanılan bu görkemli yapı; 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesiyle birlikte, İslâm Savaş Hukuku’nun fethedene verdiği hakka dayanılarak ve “kılıç hakkı” olarak camiye çevrildi.

İçinde tam 482 yıl namaz kılındı. Hiçbir devirde hiçbir kimsenin aklına dahi gelmemişti, ama Cumhuriyet döneminde Bakanlar Kurulu’nun aldığı ve bugün dahi tartışılan bir kararla, cami hüviyeti sona erdirilerek Müze haline dönüştürüldü.

Bu güzel ve de özel cami bugün “Ayasofya Müzesi” olarak her dinden ve her milletten ziyaretçilerini ağırlamaya devam etmektedir.

Bugünkü Ayasofya binası, aslında aynı yere aynı isimle üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan “Üçüncü Ayasofya” olarak ta bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yine Hristiyanlar tarafından yıkılmıştır.

Son yapılan bina ise her devirde hazineler dolusu altın ve paralar sarf edilerek güçlükle ayakta tutulabilmiştir. Türklerin şehri fethetmeleri, harap durumda olan Ayasofya için de bir kurtuluş olmuştur.

Dönemin en geniş kubbesine sahip olan Ayasofya’nın kubbesi Bizans devrinde birçok kez çökmüş, Ancak Mimar Sinan tarafından yapılan güçlendirme işleminin ardından bir daha çökmemiştir. Yani Mimar Sinan’ın deyimiyle “Ayasofya’nın eline baston verilmiştir”.

Ayasofya Vakfiyesi’nin bir sayfasında, Fatih Sultan Mehmet tarafından yazdırılmış “Bu şerefli vakfiyeye kötü bakan ve gereklerini yerine getirmeyenlerin başına her türlü dert ve bela gelsin” şeklinde bir kısım bulunmaktadır.

Bu nedenle buradaki sözlerin başına “Eğer bu cami kiliseye çevrilirse” veya “camilikten çıkarılırsa” gibi sözler eklenerek özellikle Atatürk ve o dönemdeki devlet adamları ağır ithamlar altında bırakılmışlar ve hala da bırakılmaktadırlar.

İyi de öyle değil mi?

Aslında iş göründüğünden biraz daha karışık.

Anlatalım.

Ayasofya 24 Kasım 1934 Tarih ve 2/1589 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile müze haline dönüştürülmüştür.

Ancak, gerek 1924 ve gerekse de bugünkü anayasaya göre; tasarı, teklif veya kararnamelerin, yasa ya da kanun hükmünde kararname olabilmeleri için, Cumhurbaşkanının onayından sonra Resmi Gazete’de yayımlanmış olması gerekmektedir.
Aşağıda açıklayacağımız üzere, aslında bu kararname bugün dahi hukuken geçersizdir.

Bu kararnamede Atatürk’ün de imzası vardır ve bu imza “K. Atatürk” olarak atılmıştır. Yalnız bu işte bir tuhaflık vardır.

Atatürk’ün imzasının olduğu kararnamenin tarihi 24.11.1934’tür, ki bu tarihte Atatürk henüz “Gazi Mustafa Kemal”dir. Bilindiği üzere Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı 27.11.1934’te verilmiştir. Yani Gazi Mustafa Kemal, kendisine henüz Atatürk soyadı verilmediği bir dönemde bu soyadını ya haksız olarak kullanmış ve böyle bir imza atmıştır, ya da bu imza sahte bir imzadır!

Doğrusu nedir?

Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu Hoca tarafından yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde; Ayasofya Kararnamesindeki “K. Atatürk” imzası ile Atatürk’ün diğer imza örnekleri arasında çok ciddi biçimsel farklılıklar bulunduğu tespiti ile imzanın sahte olduğu, sahte imzanın da çok büyük bir ihtimalle Atatürk’ün ölümünden sonra atıldığı iddia edilmiştir.

Yine bu imza 1994 yılında İstanbul Emniyeti Kriminal Dairesi’nde incelenmiş sahtedir raporu verilmiştir.

Aynı kararnamedeki imzanın sahte olduğu iddiasını destekleyen bir tuhaflık İsmet İnönü’nün imzasında da vardır.

İnönü, her yerde imzalarını “İ. İnönü” olarak atarken, sadece bu kararnamedeki imzasını yalnız “İnönü” olarak atmıştır ki, Yusuf Hoca İnönü’nün imzasının da sahte olduğunu belirtmektedir.

Ayrıca, Atatürk hayatta iken; Ayasofya’nın sadece bahçesi ve binanın giriş bölümünün müze olarak hizmet verdiği, esas olarak kubbe altındaki namaz kılınan bölümde ise, restorasyon çalışmalarının devam ettiği ve bu bölümün henüz müze olmadığı da ifade edilmiştir.

Her nasıl olmuş ise, sonuçta Fatih Vakfiyesi’nin gereklerine aykırı bir işlem tesis edilmiş ve Cami kapatılmıştır!

İlginç bir konudur.

Kim ne derse desin, Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürülmesi konusu çetrefilli, karanlık ve muammalı bir konudur. Kanaatimce bu iş, bir oldubittiye getirilmek suretiyle, Müslüman Türk milletine büyük bir kazık atılmıştır ve bu oldubittinin nasıl olduğu hala tam anlaşılamamıştır. Her kim veya kimler sebep oldu iseler, bunun ağır vebali dünyada ve de ahirette onların üzerindedir…

İşin çok daha ilginci, yıllar sonra 2013 yılı içerisinde, MHP tarafından Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması isteğiyle TBMM’ye bir kanun teklifi verilmiştir. Fakat ne hazindir ki, bu teklif: İslami anlayışı öne çıkararak din üzerinden politika yapan AKP Hükümeti’nin çoğunlukta olduğu TBMM tarafından reddedilmiştir!

Gelin biz ilginçliklere devam edelim.
Akdamar Kilisesi ile Sümela Manastırı’nın müze olduğunu unutuveren AKP hükümet aklı, zannımca sırf Haçlı zihniyetine şirin görünebilmek adına, her yıl bu müzelerde şaşalı ayinler yapılmasına izin verirken, müzeye dönüştürülmüş olması dahi hukuken tartışmalı olan Ayasofya Müzesi’nin, müze olduğunu hiçbir şekilde unutmamaktadır.

Takip edenler hatırlayacaklardır. En son 2020 yılı içerisinde, İYİ Parti tarafından Ayasofya’nın ibadete açılması için bir grup önerisi verilmiş ve bu öneri de AK Parti tarafından reddedilmişti!

Her nedense Ayasofya cami olsun teklifleri de, AKP’li dindarların egemen olduğu meclisimiz tarafından reddedilmektedir.

Yine, daha önce hükümete yapılan “Ayasofya açılsın” çağrılarına kulak tıkayan Partili ve Dindar Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgâh!” diyerek tepki göstermişti.

Eline geçen her fırsatta Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmak için kolları sıvayan, içimizdeki çıbanbaşı Fener Rum Patrikanesinin ekümenliğini tanıyan ve başta Yeşilköy Süryani Kilisesi olmak üzere, birçok kilisenin şaşalı temel atma törenlerini gerçekleştiren Sayın AKP Hükümetlerinin, iş camiye gelinceki tutumları çok garipti…

Garipti ama, yürütülen algı operasyonları nedeniyle, Sayın Ahalimizin büyük çoğunluğu bu garabeti anlayabilmekten çok uzaktı.

Devam edelim;

Mesela İznik’te bulunan “Ayasofya Kilisesi”; İznik’in 1331’de Osmanlı Devleti tarafından fethini müteakip, Orhan Gazi tarafından kılıç hakkı olarak camiye çevrildi. Bu kilise Hristiyanlar için çok önemli bir kiliseydi. Zira İznik’te toplanan ve yüzlerce İncil’in dörde düşürüldüğü meşhur ruhani İznik Konsülü burada toplanmıştı…

Bu cami çok uzun yıllar Müslümanlara hizmet ettikten sonra AKP iktidarı tarafından kiliseye çevrilmiştir!

Yine bu Caminin kubbesindeki “Bismillahirrahmanirrahim” ayet-i kerimesi üzerine Tanrı İsa figürü ve haç yerleştirilmiştir!

Neyse ki, o dönemin MHP’sinin etkili siyaseti ve İznik halkının gösterdiği büyük tepki sonucu Ayasofya yeniden cami olarak ibadete açılabilmiştir.

Şimdi sözüm Hükümete:

Şimdiye kadar olan craatlarınızı gayet iyi gördük, eğer siz Ayasofya’yı açacak olsaydınız şimdiye kadar 50 sefer açardınız.

Şimdi gündem yine Ayasofya…

Osmanlı’yı sevmiyor musunuz?

İslam’ın kılıç hakkına inanmıyor musunuz?

Ayasofya Vakfiyesini bilmiyor musunuz?

İktidar mı değilsiniz?

Muktedir mi değilsiniz?

Meclis çoğunluğu sizde değil mi?

Topu neden yargıya atıyorsunuz?

Kanun mu çıkaramıyorsunuz?

Kararname mi yayınlayamıyorsunuz?

Neyi bekliyorsunuz?

İşte at, işte meydan…

Top çevirmeyin…

Açın kardeşim.

İster açın ister açmayın, gelecekte bir gün gerçekleşecek olan şey bellidir.

Müslüman Türk milleti gelecekte; kim ne der, kim ne yapar diye bakmayacaktır. Tam 482 yıl cami olarak hizmet vermiş olan bu özel yapının, kubbesi ve minarelerinin üzerine geçirilmiş olan bu kara çuvalı bir gün kendisi çıkarıp atacaktır.

Çünkü Ayasofya, Sevgili Peygamberimizin müjde ve övgülerine mazhar olmuş kutlu bir fethin sembolüdür.

Eğer ibadete açılarak başındaki bu kara çuval çıkarılırsa, Ayasofya aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin, Hristiyan dünyası karşısındaki gerçek bağımsızlığının da en önemli sembolü olacaktır…

CEVAP VER