SAP İLE SAMAN…

0
47

SAP İLE SAMAN…

İlk önce “BOP” diye emperyalist bir proje vardı.

Tabi ki, bir de Türkiye’deki Eş Başkanı…

Sıradaki hedef ise Suriye idi. Adına Suriye denilen bu Ortadoğu ülkesi, Rus hegemonyasından alınıp, ABD hegemonyası altına sokulacaktı!

Bir talimat yetti…

“Kardeşim Esat” bir anda “düşmanım Esed”e dönüştü ve büyük bir macera işte böylece başlamış oldu.

Bölgede, neredeyse her şey alt üst oldu! Dile kolay, son 8 yılda tam 4 milyondan fazla Suriyeli içimize girdi! Bu rakam Avrupalı iki ülke olan Kosova ve Makedonya’nın toplam nüfusundan bile fazla! Diğer etnik kökenlerden gelen mültecileri de hesaba katarsak 6 milyonluk mülteci nüfusu ile dünyanın mülteci cenneti olduk!

Yıllardır yediriyor, içiriyor, giydiriyor, barındırıyor, tedavi ediyor, eğitiyor, halleriyle halleniyor ve dertleriyle de dertleniyoruz.

İyi güzel de, bu mülteciler için tam bir cennet haline getirilen güzel ülkemiz, bu süreçte Türkler için ne hale geldi? Bunu bilyor muyuz?

Yaklaşık 500.000 civarı Suriyeli çocuk Türkiye’de doğdu! Son zamanlarda ülkemizde günde ortalama 300 Suriyeli çocuk doğmaya devam ediyor.

Hani “nerede çokluk orada bokluk” derler ya, ne yazık ki Suriyelinin bir değeri de kalmadı. Sadece 5000 liraya bir mal gibi alınıp satılan Suriyeli kadınlar mı dersiniz, dedem yaşındaki nursuz heriflerin 2’nci veya 3’üncü eş olarak aldıkları çocuk gelinler mi dersiniz, yıkılıp yok olan aileler, sahipsiz kalan çocuklar, yok olan hoşgörü ve her gün çiğnenen Türk töresi mi dersiniz? Her türlü pislik var!

Yaşanan dramların derinliğini yalnızca yaşayanlar, bir de Allah biliyor.

Hatay, Kilis, Antep ve Urfa gibi sınır şehirlerimizin birçoğunda, Suriyeli nüfusu Türk nüfusunu yakalamış ve hatta geçmiş durumda! Suç istatistikleri her geçen gün artmaya devam ediyor! Kavga, dilencilik, hırsızlık, dolandırıcılık, cinayet, fuhuş, taciz, tecavüz… Aklınıza ne gelirse hepsi var. Kendi aralarında WhatsApp vb. sosyal medya üzerinden haberleşme grupları var. Hele ki, birine dokunun bakalım, 5 dakika geçmeden karşınızda 40’ını bulursunuz!

Kendi kültürlerini ve Arap Alfabesini dahi bize dayatır hale geldiler. Birçoğu, Suriye’de savaş bitse bile geri dönmeyi düşünmüyor! Avrupa Birliği destek projelerinin hepsi ise, Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olmalarını sağlamaya yönelik. Geri dönmelerini öngören bir tek proje bile yok.

Farkında mısınız bilmem ama demografik yapımız hızla değiştiriliyor. Görülen odur ki, AKP’nin asıl amacı; Türkiye’de Türk kimliği yerine, ümmetçilik eksenli Arapçı bir sosyolojik yapıyı egemen kılmaktır!

Belki de onun için, her fırsatta vatandaş yapılıyorlar.

Fakat Suriyeli mültecilerin, TC kimliği aldıktan çok değil 10 yıl sonra; önce kültürel haklar, ardından ana dilde eğitim, özerklik ve hatta toprak taleplerinde bulunmayacaklarının ve bunlar verilmeyince de diğer terör örgütleriyle kol kola girip Türk milletine silah çekmeyeceklerinin bir garantisi de yok.

Dert büyük!

Kendi vatanları için mücadele etmeyi göze alamayan bu insanlar vatandaşımız oluyorlar veya aynı vatanda imtiyazlı birer kişilik olarak bizimle birlikte yaşıyorlar. Ama ne yazık ki; ne Âşık Veysel’i, ne Neşet Ertaş’ı ne de bir Türk halk türküsünü dinlerken bizim gibi duygulanmıyorlar, İstiklal marşını okurken yürekleri bizimki gibi çarpmıyor, ayyıldızlı al bayrağa bakarken tüyleri diken diken olup, burun direkleri bizim gibi sızlamıyor… Üstelik bunun imkânı da yok!

İşte onun için de (güvenlikleri sağlanmalı ve) ülkelerine geri dönmelidirler.

Fakat hepsi öyle değiller…

İçlerinde öyleleri var ki; bizim tüylerimizi diken diken eden şeyler onlarınkini de ok gibi geriyor, bizi duygulandıran şeyler onları da duygulandırıyor ve bizim burun direklerimizi sızlatan hisler onlarınkini de sızlatıyor ve hatta gözlerini birer çağlayana bile çevirebiliyor.

Onların sayıları az. Çünkü diğerlerine ardına kadar açılan sınır kapıları, çoğu zaman onlara aşılmaz birer dağ ve geçilmez birer duvar oldu!

Onları hiçbir yerde kavga çıkarırken göremezsiniz.

Onlar hiçbir yerde dilenmiyorlar.

Onlar karılarını ve kızlarını satılığa çıkarmıyorlar. Taciz ve tecavüzlerle de hiçbir alakaları yok.

Onlar plajlarda mülteciliğin zevkini de çıkarmıyorlar.

Onlar hiçbir işletmeye Arapça tabelalar asmıyorlar.

Ve onlar, ısrarla Arapça konuşmaya çalışmıyorlar.

Neden mi?

Çünkü onlar TÜRKMEN…

Çünkü onlar bizden…

Çünkü onlar bizimle aynı özden ve aynı közden…

Çünkü biz onlardanız, onlar da bizden…

Fakat ne yazık ki, çoğumuz bu öz kardeşlerimizi de Suriyeli Araplar gibi görüyoruz ve yine ne yazık ki, bilerek veya çoğunlukla da bilmeyerek onları da horluyor, yüreklerini korluyor ve can evlerinden vuruyoruz.

İnanın çok üzülüyorlar, emin olun çok kırılıyorlar, fakat gözyaşlarını sadece içlerine akıtıyorlar.

Çünkü biz, sap ile samanı karıştırıyoruz!

Lakin buna hakkımız yok. Hele ki devletimizin hiç hakkı yok.

İyi ile kötüyü, eğri ile doğruyu, güzel ile çirkini, yararlı ile zararlıyı, hain ile hadimi ve dahi hak ile batılı ayırt etmek yine hakkın gereğidir.

Sap ile samanı karıştırmamanız dileğiyle…

Devran bu ya, kardeşi kardeşe unutturdu!
Sapı saman, ağuyu da bal diye yutturdu!

CEVAP VER