TOKA ve LABİRENT…

0
71

toka

TOKA ve LABİRENT…

Elbette ki, kainattaki canlıların yaratılışında; bildiklerimizin dışında, bilmediğimiz nice yaratılış sırları vardır.

Yüce Allah bir kediyi “doğuştan evcil”, bir köpeği ve bir atı “evcil ve sadık” yaratırken, bir arslanı “asil”, bir çakalı “asalak”, bir tilkiyi “kurnaz” ve bir bozkurtu da olabildiğince “özgür” bir karakterde yaratmıştır.

Buna rağmen, bütün canlıların fıtratında az ya da çok özgür yaşam isteği vardır.

Yaratılmışların en zekisi ve en şereflisi olan insanoğlu ise, tamamen özgür bir karakter üzerine yaratılmıştır.

Dünyada, özgürlüğü kısıtlanmış olan bütün hayvanların özgürlüğünün kısıtlanmasının yegane sebebi olan insanoğlu; tıpkı ağaçları kesen baltanın sapının ağaçtan olması gibi, insanoğlunun özgürlüğünün kısıtlanmasının veya yok edilmesinin de tek müsebbibidir.

Orta yaş ve üzeri Türk insanının büyük çoğunluğu rahatlıkla hatırlayacaktır. Eskiden köylerde ve hatta şehirlerde “Ayı Oynatıcıları” vardı. Öyle ki, bu konu eski Türk filmlerine bile konu olmuştu. Yine hatırlayacaksınız, “Gırgıriye” adlı filmde ünlü sanatçımız Müjdat Gezen, “Zarife” adlı bir ayıyı oynatan “Baryam” adlı bir ayı oynatıcısını canlandırıyordu.

Uzatmayalım.

Bu ayı oynatıcıları, ayıya bağladıklar incecik bir ip veya zincirle, (aslında kendisini sadece bir pençe darbesiyle öldürebilecek kadar güçlü olan) ayıları kolayca idare ederler ve onlara türlü türlü hareketler yaptırarak oynatırlardı.

Peki, bu koca ayı nasıl böyle kolaylıkla idare ediliyordu? Çok basit. Çünkü ayı oynatıcısının elindeki o incecik ip, ayının burnunun en hassas bölgesine takılmış metal bir tokaya bağlıydı. Ayı için ise, can her şeyden tatlıydı…

Yani o, maalesef ki tokayı kaptırmıştı.

İşte bu durum, esaretin en zirve yaptığı noktadır ki, gerçekten de hem insan, hem de hayvan için katlanılması en zor durumdur.

Neden mi?

Çünkü her esaret içinde biraz özgürlük taşır ve insanı yaşatan da aslında budur. Tokayı kaptıranların esaretinin içinde ise artık özgürlük falan kalmamıştır!

Aslında burunlarının yırtılmasını ve sadece bir süre için çekeceği o müthiş acıyı göze alabilenler bu durumdan kurtulabileceklerdir… Ama ne gezer!

Belki çoğunuz hiç düşünmemişsinizdir. Ama aslında, hapiste olmanın bile özgürlük içeren yanları vardır. Sizi dört duvar arasına veya demir parmaklıklar arkasına atabilirler ama sizi kendi menfaatlerine ve kendi zevklerine kullanamıyorlarsa işte bu sizin özgürlüğünüzdür.

Sizi susturabilirler, ama kendi lehlerine konuşturamazlar.

Sizi durdurabilirler, ama kendi amaçları için yürütemezler.

Sizi sürgün edebilirler ama sizi kendi istedikleri yerde ve kendi istedikleri şekilde durduramazlar.

Sizi yenebilirler, ama kandıramazlar.

İşte bütün bunlar, esaret altında bile kısmen özgür olabilmektir.

Tokayı kaptıranlar ise, maalesef ki bu ayrıcalıkların dışında kalmış olanlardır.

Aslında insanlar tokayı birden bire de kaptırmazlar. Aynı hayvanlarda olduğu gibi herşey yine iyi niyet, sahte güven, ahmaklık, ihmalkarlık ve müsamaha ile başlar.

Ellerini uzatırlar, iyi niyetli zannedersiniz elinizi verir ve ilişkiye geçersiniz; elinizi kaptırırsınız.

Yanlarında iyi niyetle birşeyler söylersiniz kaydederler, raptederler, zaptederler, şantaj ederler; dilinizi kaptırırsınız.

Biraz sıkıntıya düşersiniz veya sizi sıkıntıya düşürürler! Uzat kolunu yardım edelim derler, biz dostuz gel sarılalım derler; kolunuzu kaptırırsınız!

Olayı biraz anlayınca, paniklersiniz ve kaçayım kurtulayım dersiniz; paçayı kaptırırsınız!

Her bir uzuvunuzu kaptırdığınızda, aman eller duymasın, aman canım yanmasın, aman bedel ödemeyeyim, aman şimdilik dedikleri olsun, bir seferden bir şey olmaz derseniz; yakayı kaptırırsınız!

Hala bunu yapanlardan insanlık, merhamet, vicdan, ahlak, din ve iman beklerseniz, günü gelir, tokayı kaptırırsınız!

En kötüsü ise tokayı kaptırmaktır.

İşte o zaman bir şaklabana, bir soytarıya, içi kan ağlarken yüzünde sahte gülümseme olan bir palyaçoya ya da adeta bir sünnet çocuğuna döndürüldünüz demektir!

Allah hiçbir kulunu tokayı kaptıranlardan etmesin.

Ama tokayı kaptırdığı halde, hala böyle bir rezillik içinde gelecek beklentisine girenlere de lanet olsun.

Gelecek; burnunun yırtılmasını ve bir süreliğine büyük acılar çekmeyi göze alabilenlerin olacaktır.

Konuya Türk milleti açısından baktığımızda ise, Türk milletinin;

Kendisini daima aşağılayanlara,

Aklıyla dalga geçenlere,

Benliğini unutturmaya çalışanlara,

Burnuna toka takarak onu dönüştürmeye çalışanlara,

En büyük meziyeti olan özgür karakterini yok etmeye çalışanlara,

Onu Nemrutların ve Yezitlerin yanında konumlandırmaya çalışanlara

Ve kendisini her gün labirentlere sokarak bir parça peynir için köleleştirmeye çalışanlara karşı,

Elbette ki, başka türlü ve onurluca hareket etme, mücadele etme ve başarma şansı vardır.

Ve bunun yolu da ne pahasına olursa olsun, farklı bakış açıları geliştirmekten, burnunun yırtılmasını ve acı çekmeyi göze alarak tokalardan kurtulmaktan, dışarıdaki düşmanlara ve içerideki hainlere karşı labirentleri parçalamaktan geçer.

Türk milletinin tarihine ve öz benliğine bakıldığında ise, Büyük Türk milleti; bütün tokaları koparabilecek ve bütün labirentleri parçalayabilecek özgür ve özgün bir karakterdedir.

İşte onun için Ulu Önderimiz ve Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk “Türk esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. Türk’ün haysiyet, onur ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir” diyebilmiştir.

Ön yargısız, Uyanık, Tokasız, Labirentsiz ve mutlaka fikren ve vicdanen Özgür kalın.

CEVAP VER