GÖRMEZ

0
17

GÖRMEZ…

Sayın Görmez bugün itibarı ile emekli oldunuz, hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Veda konuşmanızı da can kulağı ile dinledik.

Lakin aklımızda birçok soru işareti kaldı.

Müsaade ederseniz bu hususları sizinle bir Müslümanın yapması gerektiği gibi açıkça paylaşmak istiyorum.

“İslam’da din adamı yoktur, herkes dininin adamıdır” buyuruyorsunuz.

O zaman size açıkça soruyorum: Siz görev yaptığınız süre boyunca din adamı gibi mi hareket ettiniz, yoksa Hükümet adamı gibi mi?

“Denize açılan sayısız masum insan Akdeniz’e gömüldü. Cansız bedenler sahillere vurdu. Gazze defalarca bombalandı. Kudüs’te, Filistin’de zulüm durmaksızın devam etti. Arakan’da, Myanmar’da zulüm devam etti. Kısaca, İslam ümmeti büyük acılara gark oldu, ancak gücümüz ve nefesimiz yetmedi” diyorsunuz.

Peki, bu Akdeniz’in sularına canlı canlı gömülen sayısız masum canın vebali, her türlü icraatını kayıtsız şartsız desteklediğiniz hükümetin yanlış Suriye politikalarının bir sonucu değil mi? İşin bu yönünü hiç görebildiniz mi?

Siz İslamiyet’in kuralları konusunda âlim bir kişisiniz o yüzden bu konuda bir soru daha sormak istiyorum.

Müslüman bir devletin din kardeşi olan başka bir Müslüman devletin elinde olan bir camide Cuma namazı kılabilmek için o ülkenin içini karıştırması ve hükümetini devirmeye çalışması dinen caiz midir?

Zira camiler dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanların ortak malıdır diye biliriz. Şam’daki Emevi Camii de aynen böyledir. Öyle ise herhangi bir camide namaz kılabilmek için caminin bulunduğu ülkeyi bölmeye, parçalamaya ve insanlarını muhacir duruma düşürmeye çalışmak İslam’ın kabul ettiği bir davranış olabilir mi?

“Nefreti rahmete dönüştürmek yeni Diyanet’in en büyük vazifesi”dir buyurdunuz.

Sizin de en net bir şekilde göreceğiniz üzere, camilerimiz; siyaset üstü, birlik ve kardeşliğimizin perçinlendiği mübarek mekânlardır.

Öyle ise size soruyorum camilerimize siyaseti neden soktunuz?

Yaptığınız dine ve diyanete uymayan bu son derece yanlış ve tehlikeli eylemle, Müslümanları camiden ve Allah’ın yüce dininden soğutarak uzaklaştıracağınızı göremediniz mi?

“Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun Tatbik Suretini Gösterir Nizamname”ye aykırı olarak; bazı imamların dışarıda şalvar, cübbe ve herhangi bir dini grubu işaret eden başlıklarla dolaşmalarına göz yummadınız mı?

Göremediğiniz veya gözlerinizi yumduğunuz bu garabet hali ile imamlarımızı, o camiye gelen bütün cemaatin imamı olmaktan çıkarmış olmadınız mı?

“FETÖ ve DAEŞ’le mücadelemizi hep sürdürdük” buyuruyorsunuz.

Peki, FETÖ’nün Diyanet İşleri Başkanlığı dâhil olmak üzere bütün devlet kurumlarına sızmasında veya yerleştirilmesinde sizin hiçbir katkınız yok mu? Bu konuda yemin edebilecek cesaretiniz var mı?

Sayın Görmez; “Bir yandan doğruyu ortaya koyma gayesini güttüğümüz gibi yanlışlar ile mücadelemizi de sürdürdük” dediğinizi gördük.

Fakat biz tam 7 yıllık görev süreniz boyunca, bir defa dahi hükümeti eleştirdiğinizi hiç görmedik. Bu “doğruları savunma ve yanlışlar ile mücadele” noktasında hükümet tasnif dışı mı tutulmuştur. Yoksa bağlı olduğunuz hükümet hata ve yanlıştan münezzeh bir kurum mudur?

Veda konuşmanızda hepimizin yüreğini kanatan çocuk gelinlerden, ağalık sultasından, sözüm ona namus cinayetlerinden, tecavüzlerden, kadının mal gibi alınıp satılmasından, çocuk tacizlerinden, öğrenci tecavüzlerinden, ensardan ve sansarlardan da bahsetmenizi beklerdik. İçimize işleyen bu yarayı niçin görmediniz?

Daha dün “Anıt” ile “Put”u birbirine karıştıracak kadar cahil, sorgulayamayacak kadar zavallı ve beynini kiraya verecek kadar şerefsizleşmiş bir meczubun Atatürk anıtına tahralı saldırısına şahit olduk.

Siz ki, İslam’ın mana yönünü en iyi kavrayan âlimlerimizdensiniz. Bu konuyu niçin görmezden geldiniz?

Anıt dikmenin Put dikmek olmadığını, puta tapmak hiç olmadığını ve adını Yüce Allah’ın bizzat verdiği Aziz Türk milletinin tarihin hiçbir döneminde puta tapmadığını niçin dile getirmediniz.

İslam’a göre düşmanlarla savaşmak ve bir İslam yurdunu düşman işgal ve tecavüzünden kurtarmak İslam’a hizmetin en büyüğü olduğunu bildiğiniz halde, sizin döneminizde camilerimizde okunan hutbelerde ve milli bayramlarımızda niçin Atatürk’ün adını dahi ağıza aldırmadınız?

İşine geleni görüp gelmeyeni görmemek ağır bir vebal değil mi?

Siz ki, yalnızca Allah’a sığınarak yalnızca ve yalnızca doğruları korkusuzca dile getirecek ve ne pahasına olursa olsun eğrilerle mücadele edecek bir makamdasınız.

Peki, niçin aldığınız maaşlarda; Toto’dan, Loto’dan, kumardan, rakı ve şarap ticaretinden, meyhanelerden ve dahi kerhanelerden alınan vergilerin de bulunduğunu ve bu durumu kabul edemeyeceğinizi neden deklare edemediniz?

Bu uygulama İslam’a uygun olduğundan mı?

Siz daha iyi bilirsiniz ki, Islam’da israf haramdır. Bunu bildiğiniz halde kendi makamınıza aldırdığınız 1,5 milyonluk özel Mercedesin bu gariban milletin parasından yapılan büyük bir israf olduğunu göremiyor musunuz.

Konu israftan açılmışken, bin küsur odalı saraylar yaptıran ve içini her türlü pahalı lüks malzeme ile donattığı söylenen Sayın Partili ama Tarafsız Cumhurbaşkanına, bu yapılanın dine aykırı bir israf durumu olduğunu söyleyerek kendisini hiç uyarabildiniz mi?

“Üzerimde hakkı olan herkesten helallik diliyor, herkese hakkımı helal ediyorum” buyuruyorsunuz.

Siz de bilirsiniz ki İslam’da tövbesi ve telafisi olmayan tek şey kul hakkıdır.

İddialara göre sizin döneminizde Diyanet’in bütçesinden tam 23 milyon Türk lirası kayboldu.

Takdir edersiniz ki kaybolan ya da hesabı verilemeyen bu para milletin parasıdır, dolayısı ile kul hakkıdır. Tüyü bitmemiş yetim meselesine ise hiç girmek istemem.

Şimdi emekli oldum diyor, helallik istiyor ve çekip gidiyorsunuz!

Peki, bu büyük bir vebal değil midir?

Söyler misiniz bana; bunun hesabını milletimize ve Allah’a karşı nasıl vereceksiniz?

“Allah’ım arkadan gelecekler içinde hep iyilikle anılmayı bana nasip eyle” diye dua ederek sözlerinizi bitirdiniz.

Sayın Görmez; ilerde iyilikle anılacağınıza gerçekten inanıyor musunuz?

CEVAP VER