FİTNE, FESAT, İNCE SİYASET…

0
24

FİTNE, FESAT, İNCE SİYASET…

Sanki hiç kimse kalmamış gibi, Ekmeleddin efendiyi Cumhurbaşkanı adayı olsun diye ta Mısır’dan getirten kimdi?

CHP…

Sanki hiç kimse kalmamış gibi İstanbul İl Başkanlığı’na en hafif tabiri ile şaibeli bir ismi atayan kimdi?

CHP…

CHP ruhuyla alakasız birçok ruhsuzu, partiye sokup milletvekili yapan kimdi?

Hem “biz en demokratik partiyiz” deyip hem de her dönemde değişimi dillendirenleri ekarte etmeye çalışanlar kimdi?

Son yerel seçimler hariç olmak üzere; seçim süreçlerini kontrol altında tutamayan, yapılan hileleri engelleyemeyen ve sandıklara bir türlü sahip çıkamayanlar kimlerdi?

9-10 seçim kaybettiği halde koltuğuna yapışmaya devam edenler kim?

Demem o ki, eğer CHP yıkılacaksa onu yıkan, AKP’nin kumpaslarından daha çok CHP’nin kendi hataları olacaktır.

Fakat bir de madalyonun öbür yüzü var.

Memleket sanki krizler ülkesi…

Birçok krizi aynı anda yaşıyoruz!

Gizlenmeye çalışılsa bile uzun zamandır büyük bir ekonomik kriz var.

Çarşı pazar yangın yeri, tarım bitirilmiş, üretim sıfırlanmış, ülkenin üretim kaynaklarının neredeyse hepsi satılmış, işsizlik rakamları rekorlar kırıyor.

TUİK verilerine göre İşsizlik oranı %13,9, işsiz/aşsız sayısı 4 milyon 596 bin, gençlerde durum daha vahim her 100 gençten 27,1’i işsiz, siz bir de gayri resmi verilere ve gizli işsizlik oranlarına bakın.

Boşuna değil, antidepresan ilaç kullanımında her yıl eski rekorlara yeni rekorlar ekliyoruz! Antidepresan kullanımı son 4 yılda iki kat arttı, resmi verilere göre her yıl 9 milyon kişi ruh ve sinir hastalıkları kliniklerine başvuruyor!

Mutlu bir azınlık dışında, yurdum insanı yaşamdan yana bütün ümitlerini tüketmiş vaziyette… İntihar vakaları çığ gibi artıyor! Bu yıl ilk defa; intihar ederek ölenlerin sayısı, trafik kazalarında ölenlerin sayısını geçmiş durumda! TÜİK verilerine göre geçen yıl 3.161 kişi, son 17 yılda ise 50.378 kişi intihar etti! Dile kolay, tam 50.378 kişi… PKK terörüne şimdiye kadar vermiş olduğumuz (sivil, asker) toplam kayıptan fazla. Kurtuluş Savaşı boyunca vermiş olduğumuz kaybın yaklaşık beş katı!

Kokuşmuşluk ve sahtekarlık her yerde, Meclis’in kantininde bile sahte bal satılıyor. Fakat hükümetin söylemlerine bakarsanız enflasyon yalnızca %8… Eğer televizyonun karşısına oturup “A Haber”i izlerseniz, memlekette her şey güllük gülistanlık. Sanırsınız ki, bu insanlar zevk için intihar ediyorlar!

Memlekette milli birlik krizi var!

Öyle derin ki, halkımız kendi içinde hiç bu kadar yabancılaşmamıştı! Belli kesimler arasında yabancılaşmaktan da öte artık düşmanlık var. Halk aynı bir karpuz gibi ikiye bölünmüş durumda!
Bu bölünmüşlüğe bir çare bulunacağına, hala üzerine benzin dökülüyor!

Partili ve taraflı Cumhurbaşkanlığı garabetine geçildiğinden bu yana, memlekette büyük bir devlet krizi var!

Türk devletini devlet yapan yapıların çoğu büyük zararlar görmüş, meclis etkisizleştirilmiş, kuvvetler ayrılığı prensibi berhava edilmiş ve bütün güç neredeyse yalnızca bir kişinin iki dudağı arasına bırakılmıştır!

Düşünün bir kere… Ülkenize Cumhurbaşkanı seçilmiş ve buz gibi de tarafsızlık yemini etmiş birisi, aynı zamanda sizin düşüncelerinizin tam tersi bir partinin resmi genel başkanı… Üstelik kendisi gibi düşünmeyenleri çok ağır ithamlar kullanarak sık sık eleştiren birisi, dahası seçim dönemlerinde devletin bütün imkânlarını kullanarak kendi partisinin propagandasını yapan ve halkın yarısına yakınının değer ve düşüncelerini yeren birisi… Deyin hele, hangi vicdan bu durumu gönül rahatlığıyla kabullenebilir?

Memlekette tuz kokmuş!

Büyük bir yargı krizi var. Devlet büyüklerinin karşısında cübbelerinin olmayan düğmelerini düğmelemeye çalışan hâkimlerden tutun da, sosyal hesaplarından açıkça seçim propagandası yapan hâkimlere kadar hangi tip isterseniz hepsinden var.

Siz yargıya güven yüzde kaç biliyor musunuz? %20’lerde, en iyimser anketler bile %30’ları geçemiyor! İnsanların ülkelerindeki son sığınağı adalet kurumudur. Peki, o da yoksa? Adliye önü cinayetleri, yurt dışına sermaye ve beyin göçü ve dahi şahlanışa geçen intihar vakaları sizce tesadüf mü?

Memlekette ordu krizi var.

Önce içerisine sinsice sızdırılmış FETÖ yapılanmasıyla zayıflatılmış, sonra Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla hırpalanmış ve en son olarak da 15 Temmuz ihanet girişimi bahane edilerek büyük bir meydan dayağı atılmış içi de dışı da yaralı bir ordumuz var.

Orduyu ordu yapan emir komuta sistemi bozulmuş, zaferin mayası olan silah arkadaşlığı ruhu yok edilmiş, çatışma ortamında en önemli güven unsuru olan askeri sağlık sistemi dağıtılmış, tamamen yerli ve milli olan askeri fabrikaları bile elinden alınmış ve milletin ordusu olmaktan çıkarılarak bir parti ordusuna dönüştürülmeye gayret edilen; öz yurdunda garip, öz vatanında parya bir orduyla karşı karşıyayız!

Memlekette terör krizi var!

On yıllardır on binlerce canımıza mal olan, bir türlü kalıcı çözüm bulunamayan, memleketin maddi ve manevi kaynaklarını hortumlayarak kurutan, milli birliğe, devletin bekasına ve Türk vatanının bütünlüğüne kasteden, içerideki hainlerle birlikte uluslararası destekli bir terör krizi…

Bu memlekette çevre ve sağlık krizi var!

Ormanlarımız talan edilirken, toprağımız ve suyumuz bir avuç altın uğruna siyanürle zehirleniyor! Filtre takmadan çalışan ve etrafa kanserojen madde saçan onlarca termik santral var. Üstelik devlet izinli.

Genetiği değiştirilmiş ve sentetik madde katkılı kanserojen gıdalar toplumu teslim almış. Şeker fabrikalarının hepsi AKP eliyle satılmış ve millet nişasta bazlı kanserojen şekere mahkum edilmiş. Aşırı tarım ilacı kullanımı nedeniyle toprak ve ürün zehirlenmiş, yurtdışına ihraçtan geri dönen zehir mahiyetindeki meyve ve sebzeler halk pazarlarında millete bile bile kakalanmakta! Tam 25 ilde toprak zehirlenmesi nedeniyle patates ekimi yasaklanmış… Domatesdeki tehlikeyi ise kimse ağzına almaya dahi cesaret edemiyor!
Siz kanser vakalarının çığ gibi artmasının sadece bir tesadüften ibaret olduğunu mu sanıyorsunuz?

Bu memlekette çok büyük bir mülteci krizi var!

Cumhuriyet tarihi boyunca bu memlekete toplamda yalnızca 2 milyon mülteci alınmışken, son 17 yılda yaklaşık 7 milyon mülteci!!! Üstelik bunlar AKP eliyle neredeyse davet edilerek ülkemize sokuldular. Ne doğru dürüst kaydı tutuldu, ne de adam akıllı kontrol edildi. Tabiri caizse gelene geç denildi.

2011 yılından bu yana mülteciler için tam 40 milyar dolar harcandı. Yalnızca ekonomik yapımız mı bozuluyor? Hayır! Kültürel yapımız, siyasal yapımız ve ahlak yapımız bozuluyor. Hepsinden çok daha önemlisi demografik yapımız bozuluyor! Halen ülkemizde kayıtsızlarla birlikte 6 milyon Suriyelinin var olduğunu farz edersek, her 100 kişiden 7’si Suriyelidir. Türkiye’de ortalama doğurganlık oranı 1,99 iken bu oran Suriyelilerde 2,92’dir! Her gün yurdumuzda 395 adet Suriyeli çocuk doğmaktadır!

Şimdiye kadarki dönemde emperyalistlere ve Türk düşmanlarına karşı en güçlü yanımız neydi?

Milli birliğimiz ve inancımız…

Fakat şimdi bu memlekette ne yazık ki inanç krizi de var!

Tamamen politize olmuş, İslam’ın özü ve yüce gayelerinden uzaklaşmış, Cumhuriyet’in kurucuları ve kazanımlarıyla husumeti olan bir Diyanet; dilleri bağlanmış, vicdanları ipotek altına alınmış, hakkı ve hakikati dile getirmekten uzak, hak ile batıl ve cüzdanla vicdan arasında bırakılmış din görevlileri… Tabi ki deizm durduk yerde yayılmıyor!

Peki, bu kadar kanayan yara, bu kadar dert ve bu kadar çok kriz varken; şimdi biz neyi konuşuyoruz?

Muharrem İnce Erdoğan’la görüştü mü görüşmedi mi?

İnce siyaset…

Memleketin her zaman içine eden, büyük dertleri perdeleyen, gerçek gündemi gizleyen, fitne ve fesadı hortlatan, millete vakit ve enerji kaybettiren ince siyaset…

Yahu bu kadar pisliğin üzerine, İnce Erdoğan’la görüşmüş olsa ne olur, olmasa ne olur?

CEVAP VER