AMAÇ ORDUSUZ BIRAKMAK MI?

Aslında en baştan beri hedef belliydi…

Herşey Çuval’la başladı, başlarına çuval geçirilen vatan evlatları için kıllarını bile kımıldatmadılar.

Sonra, Balyoz ve Ergenekon kumpaslarıyla kurumsal direnci kırılarak kurmay aklı tasfiye edildi!

Daha sonra Kozmik Oda’ya girilerek, ordunun gizli direniş ve istihbarat yapılanmasının beyin takımı ifşa ve infaz ettirildi!

Bitmedi…

Hendek operasyonlarına giden süreç, herkesin gözü önünde cereyan ettiği halde engel olunmayarak, savaşçılık yönünden en iyi yetişmiş kadrolarımız hendeklerde şehit ettirilerek tasfiye edildi!

Bir yandan, itibarsızlaştırma operasyonları da yapılarak Türk ordusu iyice hırpalandı!

Daha sonra, 15 Temmuz ihaneti bahane edilerek, iyice hırpalanmış olan ordumuza büyük bir meydan dayağı atıldı! Bu öyle bir dayaktı ki; ordunun dili tutuldu, silah arkadaşlığı ve güven berhava edilerek, emir komuta zinciri (en hafif tabiriyle) kör ve topala dönüştürüldü!

Yetmedi…

Tam bir garabet olan “Yedek Astsubaylık” sistemi getirilerek orta kademe hiyerarşisinin içine edildi!

Yine yetmedi, bedelli askerlik kanunu çıkarılarak, aynı Balkan Harbi öncesinde yapılan vahim hatada olduğu gibi, koca ordunun yarısı bir anda terhis edildi!

Kahraman Türk ordusu; bütün bunlara rağmen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarını başarıyla gerçekleştirdi.

Şimdi ise İdlib bataklığına sokulmuş durumdayız.

İdlib farklı…

Neden farklı?

Haklılık ve meşruiyet yönünden farklı. Çünkü önceki harekâtların hepsinde bir PKK/PYD tehlikesi ve tehdidi vardı, sınır bölgelerimize saldırı vardı, sınırdan sızarak iç bölgelerimize saldırı ve sabotajlar vardı, dayanak olarak bir Adana Mutabakatı vardı, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygımız vardı, Suriye Devleti’nin zımni bir kabulü vardı, uluslararası meşruiyetimiz vardı ve dahi her şeyden önemlisi bu bir vatan savunmasıydı, HAKLILIĞIMIZ VARDI.

Sorarım size şimdi bu haklılıkların kaçı var İdlib’de?

Bilinir ki meşruluğu ve haklılığı olmayan hiçbir mücadele başarıyla noktalanamaz.

Buna rağmen maalesef ki, İdlib’deyiz ve Suriye Ordusu’yla savaşıyoruz. İdlib neresi? Suriye toprağı! Her gün canlarımız gidiyor, kanlarımız akıyor; ordumuza ait silah, araç, gereç ve teçhizatlarımız heba oluyor!

İyi de ne uğruna?

Görünen o ki IŞİD’in ruh ikizi olan kökten dinci ve mezhepçi ruh hastalarını korumak uğruna!

Yine görünen o ki, saplantılı bir ihtiras uğruna!

Diyorlar ki, “Orada bir savaş var, devletimizin yanında olalım”. Tabi ki devletimizin yanında ve ordumuzun arkasındayız. Fakat hiç kimse bu söylemleriyle, iktidarın hata ve günahlarını örtbas etmeye ve dahi bu hatalı / saplantılı dış politikayı haklı göstermeye ve hatta millileştirmeye kalkmamalıdır.

Peki, can veren, kan döken ve vatan savunması için çok değerli olan gücü günden güne erozyona uğratılan kim?

Türk Ordusu…

Görüyorsunuz, daha beş yıl önce Vehhabi Suudi Kralı için ilan edilen milli yas, evlatlarımız için ilan edilmedi. Elin sözde kralı için yarıya inen al bayraklar, ona al kanları ile renk veren şehitlerimiz için inmedi!

Bakın, “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis mi toplanır” zihniyetinde olanlar, yine Meclis’i toplamadılar!

Bütün bunlardan ne anlayacağız?

Benim anladığım şu: Ne yas ilan ederler ne de Meclisi toplarlar, çünkü şehitlerimiz umurlarında bile değil.

Çünkü, şu anda bu ülkedeki en değersiz şey; yatağında ölen bir çöl bedevisi kadar bile değeri olmayan Şehit Mehmetçiktir.

Bugün en değersiz şey; aldığı üç beş kuruş karşılığında birilerinin ihtiras aracı olarak ölüme gönderilen ve bir Mısır’lı Esma kadar esamesi okunmayan sözleşmeli erdir, uzman erbaştır, yıllardır bir türlü hakları verilmeyen ama her gün şehitler vermeye devam eden fedakâr astsubaylardır. Bugün en değersiz şey, törensiz ve sessiz sedasız defnedilen künyesizlerdir, çok büyük zorluklarla yetiştirilmelerine rağmen kolayca harcanan pırıl pırıl subaylarımızdır.

Maalesef ki bugün, bu ülkede en değersiz kılınan şey; Büyük Türk Milleti’nin Kahraman Ordusudur.

Öyle görünüyor ki, bütün kirli oyunlar onun üzerine oynanıyor!

Peki, amaç ne?

Amaç: Türk milletini ordusuz bırakmak olabilir mi?

Neden?

Çünkü, adı TÜRK olan bir millet, eğer ordusuz bırakılırsa; ne Anadolu’da ne de tarih sahnesinde var olmaya devam edemez!!!

CEVAP VER