KAHRAMAN…

0
23

KAHRAMAN…

Hani, anlamını bile bilmeden “Kahraman” diyorlar ya…

Hani, her önüne geleni ve her işine yarayanı ucuzca kahraman ilan ediyorlar ya…

Vatan ve millet aşkına; terlerini bir rahmet misali dökenleri, asil kanlarını nehirler gibi akıtanları, kemikleri dağlar gibi yığılanları ve tatlı canlarını yarışırcasına verenleri, vefasızca bir yana koyup, önemsizleştirip unutturuyorlar ya…

Sırf “Hâkim”e yaranabilmek adına, haini bile kahraman diye gözümüzün önümüze koyuyorlar ya!

İşte bu yüzden, bu yazının yazılması boynuma borç oldu.

Yıl 1951 idi…

Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin en büyük payı senindir” dediği Mehmetçik; vatan topraklarımızdan çok ama çok uzak bir coğrafyada, mazlum bir milletin kurtuluşu adına ölüm kalım mücadelesi veriyordu.

Yer Kore! Karşımızdaki asıl düşman ise, Asya bozkırlarından bizi çok iyi tanıyan Çin idi.

Kasım 1951’de Amerika’nın Sesi Radyosu Haber ekibinin Kore Türk tugayına geleceği öğrenilir. Radyonun amacı: Türk Tugayı’nın en kahramanlarıyla birer röportaj yaparak, bu kahramanlar mangasını dünyaya tanıtmak, böylelikle değişik bir de habercilik örneği vermektedir.

Radyonun isteği üzerine, durum bölüklere duyurulur…

Kısa bir süre içinde her bölüğün, en kahraman askerini seçip bildirmesi istenir. Organizasyon görevi de Yzb. Dündar Sayılan’a verilmiştir.

Ne var ki Sayılan Yüzbaşı zor durumdadır.

Her bölükten aynı cevabı almaktadır: “- Hangi birini gönderelim?”

Bir bölük komutanının telefonda söyledikleri ise şunlardır: “- Şu tepeyi al de alalım! İstersen saat tut. Fakat ne olursun bunu isteme.”

Yüzbaşı Sayılan’ın “Geç kalıyoruz. Hala kahramanını gönderemedin?” dediği diğer bir bölük komutanı da şu cevabı verir: “- Tamam… Cepheyi bırakıp bütün bölüğümle geliyorum!”

Bölük komutanlarının sitem ateşi altında kahramanların tespiti uzamakta, tugay karargâhından gelen “Ne oldu?” telefonları karşısında Yüzbaşı Sayılan buram buram terlemektedir. Bölük komutanlarının hiçbiri bir askerini diğerine tercih edememektedir.

Son telefon bizzat Tahsin Yazıcı Paşa’dan gelir: “- Evlatlarım hazır mı Yüzbaşım?”

Yazıcı Paşa’nın üzülmesini hiç kimse istememektedir. Bu yüzden Yüzbaşı Sayılan, “- Endişe buyurmayınız komutanım, bütün gücümle hazırlamaya çalışıyorum…”

Sonunda bin bir güçlükle seçilen bir çavuş, iki onbaşı ve yedi er Yüzbaşı Sayılan’ın karşısına dikilirler. Tıraş olmuşlar, yıkanmışlar, yeni elbise giymişlerdir.

Yüzbaşı onlara takılır: “- Siz bu kadar yakışıklı mıydınız?” Yüzbaşı Sayılan hepsine görevlerini anlatır. Hiçbirisi aynı kelimeleri tekrar etmeyecektir. Herkes ayrı bir şey söyleyecek, sonunda ortaya tam bir metin, tek bir anlam çıkacaktır. Birkaç defa da deneme yapılır.

Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra Tugay Karargâhı’na hareket edilir. Araç yolda arıza yaptığından biraz geç kalırlar. Tahsin Yazıcı Paşa çimenlerin üzerine oturmuş, kahramanlar mangasını beklemektedir. Radyo muhabirleri de karşısında sıralanmışlardır.

Yüzbaşı Sayılan, ilk konuşma görevini çavuşa vermiştir. O çavuş ki, Bölük Komutanı “- Ancak bir kahraman gidecek, seçimi size bırakıyorum” dediğinde bütün parmaklar anında O’nu göstermiştir…

Amerika’nın Sesi Radyosu’nda ilk olarak işte böyle bir çavuş konuşacaktır.

Ses alma mandalı açılmıştır….

Herkes merak ve dikkatle çavuşun konuşmasını beklemektedir. Fakat kahraman çavuşun ağzından bir kelime çıkmamaktadır. Yazıcı Paşa, Yüzbaşı Sayılan’a bakar bir ara. Yüzbaşının yüzü kıpkırmızı olur. Çavuşa sokulup: “- Konuş aslanım!..” der.

Çavuş sapsarı kesilmiştir. Dudakları titremektedir. Parmakları avucunda kenetlenmiş ve konuşamamıştır, tabiri yerindeyse donmuştur artık. Başı öne düşmüştür çavuşun. Komutanının yüzüne bakamamaktadır. Çocuk görünüşlü, manalı, tertemiz bir yüzlü bir Anadolu çocuğudur.

Sayılan Yüzbaşı yanına yaklaşır: “- Çavuşum senin hiçbir şeyden korkmadığını bütün Tugay biliyor. Fakat neden mikrofonun karşısında yıldın?”

Hala ürkek bakışlarla komutanına bakar çavuş. Onun yüzünde uzaklara dalmış gibidir.

Yutkunur ve “- Komutanım” der: “- BEN, KAHRAMAN DEĞİLİM…”

Başını yere eğer, içini çekerek devam eder: “- İlk mangam ilk hücumlarda yarı yarıya eridi! İkinci mangamla yaptığım hücumlarda dört şehit, üç yaralı verdik! Ben yine sağ kalmıştım. Manganın komutanı olduğum için en önde hücuma kalkarım. Bana kurşun değmedi. KAHRAMANLAR ŞEHİT OLDULAR KOMUTANIM!”

“- Şimdi üçüncü olarak yenilenen mangaya komuta ediyorum. Beni affedin komutanım. ASIL KAHRAMANLAR ÖLDÜ. ASIL KAHRAMANLAR ŞEHİT OLDU. Onlar oradayken ben nasıl kahramanım diye konuşabilirim? Bu bana ağır gelir.”

Kahramanlar mangasının komutanı ağlamaktadır…

İşte bu vatan bize, “Gerçek kahramanlar öldü. Ben yaşıyorum. Nasıl kendime kahraman derim?” diyerek gözyaşı döken, gerektiğinde kanını ve icap ettiğinde ise canını esirgemeyen temiz yürekli vatan evlatlarının emanetidir.

Hani Kahraman diyorsak;

Kendi üzerine topçu atışı isteyebilen, Mehmet Gönenç gibi kahramanlardan bahsediyoruz.

Celal Dora gibi, Tahsin Yazıcı gibi; Türk Sancağı’na “Mümtaz Birlik Nişanı” taktırabilen kahramanlardan…

Sadece 12 şehide karşılık, tam 1734 Çinliyi süngüleriyle delik deşik edebilen, adsız kahramanlardan…

Bizzat kendisi, tam 75 düşmanı Tamu ’ya postalayan İstihkâm Bölük Komutanı Şinasi Sükan gibi kahramanlardan…

Türk Sancağını canı pahasına vücuduna sararak düşmana teslim etmeyen Cihan Kumbasar’dan, Tek başına tam 50 düşman askeriyle boğuşan yaralı Arslan Şehit Yüzbaşı Kaya Aldoğan’dan, tam 14 kez yaralandığı halde cenkten geri dönmeyen Hacı Altıner’den…

Savaşın ortasında bile bir insanlık abidesi gibi ortaya çıkan Astsubay Süleyman Dilbirliği’nden, Üsteğmen Naci Gökçe’den, Aynı Hacı Altıner gibi iç güvenlik harekâtlarında kurşun yeme rekoru kıran Astsubay Koray Gürbüz’den, “Hayvan oğlu hayvan” diye hitap edilip otobüsten atılan Gazi Yılmaz Yiğit’ten. Kıbrıs Şehidimiz Astsubay Bayram Gümüş’ten, Yüzbaşı Cengiz Topel’den, Kara Fatma’dan, Kılavuz Hatice’den, Tayyar Rahmiye’den, Nene Hatunlarımızdan, Gördesli Makbulelerimizden, Asker Saimelerimizden, 15 Temmuz Kahramanı Şehit Astsubay Ömer Halis Demir’den ve isimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz nice nice vatan evlatlarından bahsediyoruz.

Gerçek vatanseverlerden bahsediyoruz. Gerçek hadimlerden bahsediyoruz, hainlerden değil. Yobazlardan ve Yoz’lardan değil, Öz’lerden; vatan ve millet uğruna hiçbir budaktan esirgenmeyen gözlerden, tarih boyunca kendini yakmak pahasına Türk’ün şerefini harlayan kızgın közlerden, bahsediyoruz.

Karanlık ve kalabalık kabadayılarından değil…

Muhalefet liderine bir yumruk attı diye, sözüm ona kahraman payesi verilen çakma kahramanlardan değil…

Kahramanlık ulvi bir makamdır.

Hususiyeti vardır.

Dahası, kutsiyeti vardır.

Yazık!!!

Her şeyi pislettiğiniz gibi bu mefhumu da kirlettiniz!

Gözünüzün baktığı her şeyi kararttığınız gibi, elinizin değdiği her şeyi kuruttuğunuz gibi, yoz dillerinize doladığınız her şeyi yozlaştırdığınız gibi…

Yazık!!!

Kahramanlığı da yozlaştırdınız!

CEVAP VER