GÜNCE

0
106

Güne, her günaydın dediğimde, bir şeylerin eksildiğini içimde ki beni kaybedince anladım. Gelenler günün başlaması, gidenler günün bitimi. Arananlar akşam üstü.

Gidenler ve gidecekler gelir perdeye. Gölgeleri dans ederken ben seyre dalarım. Mahzenin en dip karanlıklarından bir bir çıkarırım. Yıllanmış şarap gibidir, her yudumdan sonra damağında kalan tadı tekrar tekrar yaşamak istercesine… Her içimden sonra bir daha bir daha dersin… Ama tam şişenin son damlasında densiz bir garson gelir ‘Beyaz mı?, Kırmızı mı?’ diye sorar.

Oysa ne kırmızı ne beyazdır mesele. Mesele, mahzenin ısısını ve ışığını iyi ayarlayıp ayarlayamamak meselesidir. Garsonun dediği gibi renk meselesi değil… Mesele hele, ham madde hiç değil. Beyazın da, kırmızının da ham maddesi benim ve benimle yaşananlar. Birde her şeyi mahzene tıkmakla olmaz, sonra sirkeye döner. Onun için en en eskiler en dibe, eski eskiler bir öne, daha yeni eskiler bir öne diye sıralamak lazım… O zaman yıllanır mahzende bir bir anılar ve sen kadeh kadeh içersin. Yudum yudum tadarken o anların mutluluğunu, bir yandan da gidenlerin acısıyla sıralamaya devam edersin. İşte densiz garson sormuştur bir kere beyaz mı?, kırmızı mı?

Beyaz olsun, kırmızı olsun kabulüm…

Mahzenden haber ver sen ısısı ne alemde…

Türkân Kebeci

 

CEVAP VER