GEDİK…

0
34

GEDİK…

Neredeyse bütün kaleler, ilk önce surlarında açılan birkaç gedikten sonra düşmüşlerdir.

Onun için, her surda (ne pahasına olursa olsun) açılan ilk gedikler önemlidir. İşte o gedikler, surlara tırmananlar için zaferin işaret fişekleri gibidir.

Bütün bu benzetmeyi neden yapıyorum? Çünkü, tam 17 yıldır girdikleri her seçimi, bir seçim gibi değil, adeta bir savaş gibi görüyorlar!

Her seçimi de, çok mahirane bir şekilde ölüm kalım savaşı algısına dönüştürerek, milletin arasına nifak tohumları ekiyorlar!

O tohumlarla zehirlenen millet ise, ne yazık ki aynı bir karpuz gibi ikiye ayrılmış durumda!

Şimdi ise, yeni bir belediye seçimlerine gidiyoruz.

Fakat ortam yine çok gergin. Ortaya atılan beka tartışmaları, hain ve terörist suçlamalarıyla oluşturulan algı, yine “ölüm kalım savaşı” algısı….

Oysa, yapılacak seçimlerin sonunda sadece belediyeler ve muhtarlar el değiştirecek. Hükümet veya Partili Cumhurbaşkanı değil.

Peki o zaman neden korkuyorlar?

Korktukları, şimdilik iktidarı kaybetmek falan değil, fakat çok daha önemli bir şey.

Ne mi?

Surlarında ilk defa bir gedik açılması ihtimalinden endişeleniyorlar…

Çünkü, öyle şehirlerde öyle donanımlı muhalefet adayları var ki, tam 17 yıldır aşılamamış olan iktidar surlarında, birkaç gedik açılması işten bile değil..

İşte onun için, bu seçimlerin kaybedilmesinden öcü gibi korkuyorlar!

Bir de anket sonuçları var ki, uykuları kaçıyor!

Görülen odur ki, son derece başarılı seçim kampanlayarına imza atmaya devam eden İmamoğlu ve Mansur Yavaş surlardaki bu gedikleri açmaya en yakın namzetler.

Şurada seçime ne kaldı ki? Sadece bir hafta…

İşte bu nedenle, “Denize düşen yılana sarılır” misali; bulabildikleri her şeye, “yılan mı yalan mı”, hiç bakmadan sımsıkı sarılmaya başladılar.

Kendi aleyhlerine kullanılabilecek, yargıya intikal eden her olayda jet hızıyla yayın yasağı getirenler, kendi lehlerine olacağını değerlendirdikleri her olayı çarşaf çarşaf medyaya taşıyarak, adeta medyada demir attırma gayreti içine girdiler.

Her konuda, uyguladıkları çifte standartlı işlemler nirvana yaptı.

Tanzim satış mağazaları iktidar için bekleneni veremedi. Bu yüzden, tarım ürünlerinin ihracatının üstü ötülü biçimde engellenerek, fiyatların bu şekilde düşürülmeye çalışılmasına, ihraç edilecek domates, biber ve diğer sebzelere yönelik karantina işlemlerinin bilinçli olarak yavaşlatılmasına; Mansur Yavaş hakkında başlatılan alelacele soruşturmalara, Mansur Yavaş’a ve Meral Akşener’e en tepeden yapılan açık tehditlere ve dahi beka tartışmalarına bu gözle bakılmalıdır.

Gün geçtikçe daha da hırçınlaşıyorlar!

Fakat, işin aslı kendi surlarını kendileri zayıflattılar. Dinbazlığı, kindarlığı, yandaşlığı, kandaşlığı, yalanı ve talanı öyle bir hale getirdiler ki, kendilerine inanan kesimler bile pes dedirten zararlı icraatlarına şüpheyle bakmaya başladılar.

Diğerlerini boşverin:

“Andımız”ın kaldırılmasını nasıl savunacaksınız?

Üretimin dinamosu olan şeker fabrikalarının, depolarında stoklu şeker fiyatına ve dahi Ordunun verimlilik ödüllü askeri fabrikasının Katar’lılara satılmasını nasıl savunacaksınız.

Süleyman Şah Türbesinin arazisinin tek bir kurşun dahi atılmaksızın IŞİD’e terk edilmesini ve birer korkak gibi sandukasının geriye kaçırılmasını nasıl savunacaksınız?

Peki ya, Ege’de Yunan’a peşkeş çekilen tam 18 tane Türk adasını, Allah aşkına ne deyip de savunacaksınız?

Suçları, yalanları, talanları ve adaletsizlikleri o kadar çoğaldı ki, üst üste koysanız neredeyse arşa ulaşacak.

İşte bu nedenledir ki, en sıkı yandaşları bile, artık ne etseler AKP’nin yanlış icraatlarını savunamıyorlar.

Tabiri caizse, artık mızrak çuvala sığmıyor ve çalınan minareye de hiçbir kılıf bulunamıyor.

Şimdiye kadar karşılarında, gerçekten etkili bir muhalefet olsaydı; zaten zayıflamış, köhnemiş ve şakülü kaymış olan bu surlar çoktan yıkılacaktı…

Fakat şimdi, sanki işler değişti gibi.

Hiçbir surun yıkılamaz ve hiçbir kalenin de düşürülemez olmadığını, inanmak istemeseler bile biliyorlar.

Acı gerçekleri istemeseler de görüyorlar…

Onun için kıvranıyorlar,

Tutunacak bir dal arıyorlar.

Korkuyorlar!

Hatta ödleri kopuyor!

Seçimi bir ölüm kalım meselesi gibi, adeta bir savaş gibi görüyorlar!

Bel altı vurmaktan da ne yazık ki geri durmuyorlar.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, artık vakit geldi.

Hak kazanacak.

 

Çünkü; haklının zaferi Hak’kın rızasıdır.

O surlarda, o gedikler açılacak…

CEVAP VER