FİKRİM GELDİ

0
68
 

Bugün dedim ki okumayan Yurdum insanlarına bir güzellik yapayım, kitap raflarında sırasını bekleyen güzellikleri paylaşayım…

Bazılarınıza tembellik gibi gelse bile hatırlatma anlamında bakınca belki de faydalı olacaktır…

Mesela dedim;

 

Önce

Alex Kanevsky;

 

İnsanoğlu bir gün;

 

Virgülü kaybetti:

Söyledikleri birbirine karıştı.

 

Noktayı kaybetti:

Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.

 

Ünlem işaretini kaybetti bir günde:

Sevincini, öfkesini, bütün duygularını kaybetti.

 

Soru işaretini kaybetti bir başka gün:

Soru sormayı unuttu.

Her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu.

 

İki noktayı kaybetti bir başka gün:

Hiçbir açıklama yapamadı.

 

Hayatının sonuna geldiğinde

Elinde sadece tırnak işareti kalmıştı.

“İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca.”

 

Sonra NAZIM mesela;

 

Ekmek hepimize yetmiyor, kitap da yetmiyor,

Ama keder dilediğin kadar,

Yorgunluk da göz alabildiğine.

Ve şimdi biraz farklı âlemlere dalalım…

 

Oriah Mountain Dreamer ,

BİLMEK İSTİYORUM …    diyelim…

 

Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor.

Neyi özlediğini, Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın

Hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.

 

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor.

Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için,

Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

 

Ay’ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor.

Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum.

Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan

benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum…

Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını,

insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan,

bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip

coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına

izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum.

 

Bana anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.

Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.

Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum.

Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.

Benimle ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;

Bir gölün kenarında durup gümüş Ay’a “EVET!”

diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.

 

Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğun beni ilgilendirmiyor.

Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından,

yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum.

 

Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor.

Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum.

Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.

Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum. Kendinle yalnız kalıp kalamadığını,

ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum.

 

 

SOL NE DEMEK?

Böyle bir soru sorsa çocuğunuz ne yanıt verirdiniz?

 

IŞIL ÖZGENTÜRK’ün CUMHURİYET Gazetesi’nde yanıtlamaya çalıştığı soru cümlesi.

Yanıt şöyledir;

 

Küçük çocuk annesine sordu: ”Sol ne demek?”

Anne bir süre düşündükten sonra yanıtladı:

”Sol; sokakta seksek oynamak demek, korkudan öleyazsan da lunaparkta zincirli sandalyeye binmek demek,

Gece yatağından gökyüzünü izleyip gözüne kestirdiğin bir yıldızla sır paylaşmak demek, küçük fokları gaddarca öldüren fok katillerini hiç unutmamak ve kürk giymiş bir bayanın üstüne,

‘Yaşasın foklar’ diyerek kalıcı boya atmak demek, yunusların bazen bir insan olduğunu düşünmek ve onların o muhteşem özgürlüklerini kıskanmak demek,

Afrika’da bir ay sonra 700 bin yaşıtın çocuğun susuzluktan öleceğini öğrenip kumbaradaki parayı koşarak acil yardım kurumlarına götürmek ve bundan böyle diş fırçalarken musluğu kapalı tutmak demek,

Yemeğini bitirip geri kalanını üşenmeden bir torbaya koyup en yakın hayvan barınağına götürmek demek, köpeğini gezdirirken bir poşete onun bıraktıklarını almak ve çöp kutusuna atmak demek.

Kesilen her ağaç, yanan her orman için ne yapıp edip mutlaka ve mutlaka

Ağaç dikmek demek, kimselerin bu orada ne yapıyor demesine aldırmadan insanlarin kumsalda bıraktığı çöpleri toplamak demek,

Çok meraklı olmak demek, şu yasadığımız dünyada kaç dil konuşuluyor, farklı kaç renk insan var, neden Çinliler sütle yapılmış yiyecekleri yiyemezler, Güney ve Kuzey Kutbu’na kaç kişi gitmiştir, onların bu yolculuklarda başına neler gelmiştir, şu bizim oturduğumuz kentin kaç kapısı var, şu bizim oturduğumuz kentte kaç müze var,

Yazıyı ilk bulan kavim Sümerlerin kaç tanrısı varmış,

Hititlerin kaç tanrısı, Hint mitolojisiyle Yunan mitolojisindeki Tanrılar birbirine ne kadar benzer, güçlülerin tanrısı Apollon’un da, Hint tanrılarından en sevilen insan baslı fil tanrı Gades’in de yardımcıları neden faredir,

Bir karınca bir kilometreyi ne kadar zamanda kat eder,

Sesten hızlı giden uçakların hızı saatte kaç kilometredir,

Neden erik ağaçları erken çiçek açar, dünyada kaç çeşit kurbağa vardır,

İnsanin en yakın akrabası gerçekten su sineği midir, ?

 

Freud neden herkesin bildiği bir bilim adamıdır, karpuz neden soğuk suya bırakılır, dünyada parfüm yapılan kaç çeşit çiçek vardır, çöllerde kum fırtınaları neden hâlâ insanların korktuğu bir doğa olayıdır,

Kırlık alanlarda neden ay ve yıldızlar daha parlaktır, aşk nedir, bu neden başımıza gelir, kalbimiz sık sık neden kırılır, vicdan nedir, neden yalan söylerken yüzümüz kızarır…”

 

Küçük çocuk ”Anne dur biraz” dedi, ”kafam karıştı.”

”Elbette karışacak” dedi annesi, ”Dünyanın en zor sorusunu sordun, devamı var.

Sol demek; her yaptığın isin neye yarayacağını bilmek demek,

Okuduğun her kitabi, denizlerin tuzunu, göklerin mavisini iyi bilmek demek,

Bir ormanda pusula olmadan Kuzey Yıldızı’na bakıp yolunu bulmak demek, herkes birinin karşısında mum gibi dururken kendin gibi durmak demek,

Geceden ölesiye korkmak ama geceyi sevmek demek, gün batımlarını sevmek demek, ormandaki tüm sesleri sevmek demektir; kendin için dans etmek demek, ağız dolusu gülmek demek, her yenilgiden sonra söyle bir silkinip kendi küllerinden yeniden doğmak demek.”

 

Küçük çocuk birden bağırdı,

”Şimdi anladım” dedi,

”Sol demek hiç durmadan düş kurmak demek!”

IŞIL ÖZGENTÜRK

 

-Peki ya sizce?

 

Biraz oradan biraz buradan fakat gerçek hayattandı sözler ve yazılar…

Dünden bugünden yarından…

Esas olan içten,  gönülden…

 

Son satırlarda NAZIM Ustadan gelsin…

 

Ekmek hepimize yetmiyor,

Kitap da yetmiyor,

Ama keder dilediğin kadar,

Yorgunluk da göz alabildiğine…

 

Sağlıcakla Kalın

 

Bülent Altıntoprak

Dinazorus Bülentus

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER