FARKLI DÜŞÜNÜN…

0
32

FARKLI DÜŞÜNÜN…

24 Haziranda bir seçim yapıldı.

Kritik bir seçim!

Ülkenin yönetim şeklini ve hatta rejimi değiştiren bir seçim!

Ve bu çok önemli seçimi; görünen o ki, AKP ve payandası kazandı.

Oysa seçim öncesi sokakta, çarşıda ve pazarda çok farklı bir rüzgâr esiyordu. Mutlaka sizler de tanık olmuşsunuzdur. Ayakkabı boyacısından, kâğıt toplayıcısına, inşaat işçisinden çiftçisine, esnafına ve manavına kadar birçok kesimden, “bu sefer Akşener veya İnce” sesleri yükseliyordu. Fakat bu hava sandık sonuçları ile hiç uyuşmadı.

Seçim günü yaşananlar ise kafaları iyice karıştırdı ve birçok şüpheyi ortaya çıkardı.

Seçimle ilgili sorular çok! Şüpheler fazla! Ve kafalar da bir hayli karışık…

Mesela Meral Akşener, seçimden tam üç gün önce yani 21 Haziran saat 15.59’da Erdoğan’a bir tweet attı ve dedi ki; “Sayın @RT_Erdogan, damadınız Anadolu Ajansına ’24 Haziran seçim akşamı 21.30 itibariyle bizi %52 olarak ilan edeceksin’ dedi mi, demedi mi? Bu gözümüz gibi korumamız gereken seçmen iradesini yok saymak değilse nedir?”

İnanmayan Tweetter’e girip bakabilir. Söz konusu tweet “@meral_aksener” hesabında hala duruyor.

Meral Hanım böyle bir tweeti neden attı?

Bu tweete, Erdoğan veya iktidar cephesinden şimdiye kadar verilmiş bir cevap yok!

Yine, Muharrem İnce’nin yazıp, daha sonra sildiği iddia edilen bir tweeti var. Seçimden sonra İnce’den yapılan açıklamalara rağmen, henüz kafa bulanıklığı giderilebilmiş değil.

Bu tweet gerçekse, Sayın İnce o gece yaşananları neden açıklamıyor?

Seçim akşamı Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) çevresi çöp kamyonları ile adeta darbe gecesini andırırcasına neden kapatıldı? Demokratik bir ülkede her şeyin en azından parti başkanları ile parti temsilcilerine açık olması gerekmez mi? Öyle ise o bölgeye neden bir Allah’ın kulu dahi sokulmadı?

“Beni YSK’nın önünden jiletle bile kazıyamazlar” diyen Sayın Akşener o gece neredeydi? Neden hiç sesi soluğu çıkmadı? Neden bir tek açıklama dahi yapmadı?

CHP’nin 50.000 cübbeli avukatına ne oldu, hepsi buhar olup uçtu mu? İçinizden YSK çevresinde bir tek cübbeli avukat gören oldu mu?

Peki, seçim gecesi Muharrem İnce ve Kılıçdaroğlu neden suskun kaldılar?

Peki ya, yandaş bir kanalın, seçim sonuçlarını seçimden tam dört gün önce (güya yanlışlıkla) açıklamasına ve açıklanan sonuçlarla gerçek sonuçların bire bir örtüşmesine ne diyorsunuz?

YSK’nın yedi üyesinin baskılara dayanamayıp istifa ettiğine yönelik haberler doğru mudur? Doğru ise istifa sebepleri nedir? İstifadan vaz geçmişlerse vazgeçiş nedenleri nedir?

Seçim gecesi FOX TV, canlı yayında CHP’li Bülent Tezcan’ın sözlerini, adeta ağzına tıkarcasına neden yarıda kesti?

Doğu Perinçek; AKP ve payandasının kazanmış olduğu seçim sonuçlarına neden çok sevindi?

Allah aşkına o görüntüleri tekrar seyredin ve kendinize bir daha sorun. Büyük bir zafer kazanmış olmasına rağmen, zaferini açıklayan Erdoğan’ın yüz hatları neden çok gergindi?

Peki ya, bölünmüş bir MHP nasıl oldu da %11’in üzerinde oy alabildi? Üstelik MHP, bir tek miting dahi yapamadığı Doğu ve Güneydoğu’daki toplam 21 ilin tam 19’unda oylarını arttırdı. Düşünün bir kere, MHP Harran’da birinci ve Çukurca’da da üçüncü parti oldu, Şırnak Uludere’deki oy oranını üçe, Tunceli Nazımiye’deki oy oranını da tam altıya katladı.

Var mı buna mantıklı bir cevabı olan?

Birileri çıkıp da bu duruma “Garnizon Etkisi” diyerek açıklama getirmeye çalışabilir. Fakat sevgili dostlar, o bölgelerdeki garnizonlar yeni kurulmadı ki, on yıllardır oralarda aynı garnizonlar var. Önceki seçimlerde olmayan garnizon etkisi, sihirli bir şekilde ve üstelik hiçbir sebep yokken bugün mü ortaya çıktı?

Biliyorsunuz Cumhuriyetimizin en büyük kazanımlarından olan şeker fabrikalarımızın satışı yüreklerimizi dağladı ve özellikle bu illerden Hükümet aleyhine büyük tepkiler ortaya çıkardı.

Fakat gelin görün ki, son seçimde; satışı yapılan 14 şeker fabrikasının 13’ünün bulunduğu illerde garip bir şekilde Erdoğan’ın oy oranları arttı. Yine aynı illerde AKP ya birinci parti, ya da ikinci parti oldu.

Ozan Arif bir şiirinde diyor ki;

“Ozan Arif bu açılım şer ise…
Bu şerri de bu halk eğer yer ise…
Seçimlerde yine Tayyip der ise…
Devenin dikenden hoşlanmasından…”

Yani şimdi bunu “devenin dikenden hoşlanmasındandır” diyerek mi açıklayacağız? Yoksa bu anomaliye mantıklı ve makul bir açıklama mı getirmeye çalışacağız?

Biliyorsunuz bir önceki seçimde de “Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti!

Neredeyse herkes, bu seçime de hile karıştırıldığı konusunda hemfikir.

AKP’liler dahi çok temiz ve çok dürüst bir seçim yapıldı diyemiyorlar, deseler dahi çok kuvvetli itiraz edemiyorlar.

İyi ama seçimde hile yapıldıysa bu nasıl yapıldı?

Birçok iddia çok havada kalıyor, üstelik ıslak imzalı sandık tutanakları (muhalefetin açıklamasına göre) aynı sonuçları ifade ediyor.

Ne yazık ki, bu güne kadar mantıklı ve makul bir tez ortaya konabilmiş değil.

Bu işi öyle yapmadılarsa, böyle yapmadılarsa, nasıl yaptılar?

O zaman, alışılagelmiş düşünme boyutunu bir kenara bırakalım ve çok farklı düşünelim…

Bilirsiniz, başarı da şeytan da ayrıntılarda gizlidir.

Bazen de çok karmaşık zannettiğiniz problemlerin sebebi aslında çok basittir. Fakat siz o basit düşünme boyutuna geçemediğiniz için gerçeği bir türlü göremezsiniz.

Günümüzde; fizik, kimya, bilim ve teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmekte ve tahayyül edebileceğimizin çok ötesindeki noktalara ulaşmış durumdadır. Hele ki, nano teknoloji ile yapılabilenler tam da dudak uçuklatan cinstendir.

Duymuşsunuzdur, “Sihirli Mürekkep” de denilen ve yazıldıktan veya basıldıktan sonra rengi kaybolan mürekkepler vardır. Bu mürekkepler tarih boyunca ajanlar tarafından kullanılmış, ajan filmlerine konu olmuş ve yapımı çok basit mürekkeplerdir. İnternette tarifi var, isterseniz kendiniz bile yapabilirsiniz. İsterseniz girin bakın http://www.hurriyet.com.tr/gundem/gorunmez-murekkep-nasil-yapilir-40053270, http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/ne-sihirdir-ne-keramet-kimyada-butun-marifet
http://www.bilimmerkezi.com.tr/gorunmez-murekkep

Evet, bir kâğıdın üzerine yazıldıktan veya damga gibi basıldıktan bir süre sonra rengi kaybolan (yapımı çok basit, çok çeşitli ve çok başarılı) mürekkepler var.

Hatta bu mürekkepler artık doğrudan elektronik yazıcılarda ve matbaalarda da kullanılabiliyor, ayrıca piyasada açıkça satılabiliyorlar.

Evet, kaybolan mürekkep var.

Peki, çeşitli teknolojik ve kimyasal yöntemler kullanılarak rengini sonradan ortaya çıkarabilen, yani ilk başta hiçbir şey görünmezken, örneğin oksijenle temas ettikten (oy pusulalarının naylon kılıfları açıldıktan) sonra 4-5 saat içinde renk veren bir mürekkep olamaz mı?

Seçim tarihi belli değil mi?

Belli…

Sandıkların açılacağı saat belli değil mi?

O da belli…

O zaman tek mesele, kimya, fizik, nano teknoloji vb. bilgileri kullanarak bunu ayarlayabilmek.

Mümkün müdür?

Bence mümkün.

Ofset baskıda kullanılan mürekkeplerin; başta çok silik oldukları halde, gerçek renklerine aradan belli bir zaman geçtikten sonra ulaştıkları bilimsel bir gerçektir. İsterseniz kendiniz bakın (Kaynak: Bahar ASLAN, Zafer ÖZOMAY, Erdoğan KÖSE / POLİTEKNİK DERGİSİ, CİLT 13, SAYI 2, 2010, s. 153; İnternetten: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/385553 )

Mesela kurşun tabanlı yeni bir mürekkep bileşiği, kâğıda görünmez şekilde yazıldıktan sonra ışık ya da ısıya maruz kalmadığı sürece görünmüyor. Üzerine özel bir tuz çeşidi serpildiğinde ise hemen görünür hale gelebilmektedir. (http://www.webtekno.com/tuzla-gorunur-hale-gelen-oz-hakiki-gorunmez-murekkep-h35800.html )

Mürekkep teknolojisi konusunda bunlar herkesin bildikleri, peki ya bilmediklerimiz?

Yani demek istediğim şudur:

Eğer size verilen tercih mühürlerindeki mürekkep sihirli, yani yok olan mürekkep ise; siz bu mührü istediğiniz partiye basın, hiçbir önemi yok. Çünkü o damga sandıklar açılana kadar (mesela üç beş dakika içinde) kendiliğinden kaybolacaktır!

Diğer yandan, renk-zaman diyagramı iyi ayarlanmış başka tercih mühürleri ile, tercih pusulaları henüz il ve ilçelere gönderilmeden iktidar ve yandaşı partilere topluca basılan hayalet damgalar ise, zamana bağlı olarak adeta birer mantar doğar gibi pusulalarda belirginleşecek ve istenilen parti veya partiler seçimi kazanmış olacaklardır. Hem de tam istedikleri oranlarda…

Yani sizin damgalarınız kağıdın üzerinde kendiliğinden yok olurken, onların damgaları yoktan var olabilir!!!

Üstelik bu uygulamayı, yurt genelindeki bütün sandıklara yapmanız bile gerekmiyor. Sadece muhalefetin güçlü olduğu sandıklar yeterlidir.

Siz istediğiniz kadar sandığa sahip çıkın, istediğiniz kadar ıslak imzalı tutanak toplayın, çabalarınız beyhudedir. Çünkü atı ç’alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir!

Bu ihtimal, nasıl oldu da ince zekâya sahip KİMYA Öğretmeni bir adayın aklına gelmedi? Belki de geldi, geldi ama… Amasını henüz bilmiyoruz, yaşarsak tarih bize gösterecek.

Kendimi ve hiç kimseyi paranoyak yerine koymak istemem. Ben bu iş bu şekilde olmuştur demiyorum, peşin ve kesin bir hüküm de vermiyorum.

Ama ben, ciddi bir ihtimalden bahsediyorum ve değerlendirilsin istiyorum.

Verdiğimiz oylar hepimizin kişisel tercihleri olmasının yanı sıra, ulusal egemenliğimiz bakımından devletimizin ve milletimizin namusudur. Milletimiz ve devletimiz de namus babındaki bütün değerlerini korumak zorundadır. Eğer koruyamazsa; ne kendini, ne milliyetini, ne devletini ne de istiklal ve istikbalini koruyamaz!

Bu nedenle hiç vakit geçirilmeksizin, seçimde kullanılan oy pusulaları üzerinde geriye dönük olarak, kimyasal madde kalıntıları analizi yapılmalıdır. Üstelik bu inceleme; başına hayvanat bahçesi müdürü atanmış taraflı ve şaibeli bir hale gelmiş TÜBİTAK’a falan değil, dünya çapında kabul görmüş, bağımsız ve güvenilir kimya Laboratuvarlarına yaptırılmalıdır.

Oy pusulaları yakılmadan veya SEKA’ya gönderilmeden önce, yani hemen…

Muhalefet partileri bu konunun üzerine gitmeli, talep ve takip etmelidirler.

Evet, bu sadece bir ihtimal…

Değerlendirilsin ve şaibelerden kurtulunsun istiyoruz.

Eğer Hükümet de kendine güveniyorsa…

Hodri meydan!

CEVAP VER