Emperyalizme Direnmenin Anahtarı: Türk Milleti

0
20

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçenlerde “Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz. Yani 80 milyonuyla ‘tek milletiz’ diyoruz” demişti. Kürt yurttaşlarımızı evet’e kazanmak için söylenen bu söz aslında halkı ümmet kimliğinde birleştirmek amacına yöneliktir.  Atatürk Türk milletini şöyle tanımlar:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Bu tanım biyolojik değil siyasal bir tanımdır. Bu tanım şunları içerir:

  1. Türk milleti, Kurtuluş Savaşı’nda vatan savunmasına katılıp Cumhuriyet’i kuranlardır.
  2. “Türkiye halkı” demek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan herkes Türk milletini oluşturmaktadır. Bu yönüyle hangi etnik, dinsel bağı olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu esnadaki herkes Türk milletini oluşturur.
  3. Cumhuriyet’in kurulması devrim olduğu için bu devrimi gerçekleştirenler milleti oluşturmaktadır.

Özetle Cumhuriyet kurup devrim gerçekleştiren herkes dini inancına, etnik kökenine bakılmaksızın Türk milletini oluşturur. Bu yönüyle millet herkesi kapsar. Ayrıştırıcı olduğunu düşünenler kafalarındaki millet tanımı yoluyla milleti etnik ve dini açıdan parçalamak isteyenlerdir ki bu da devletin parçalanmasına neden olur.

Bugün “millet” kavramıyla emperyalizme direnebiliriz. Kimlikçilik siyaseti yaparak milleti bir arada tutamazsınız ancak bölersiniz. Etnik, farklı din hatta farklı mezhepleri öne çıkarmak halkımızı ayrıştırır ve emperyalizmin yönlendireceği insanlar haline gelir. Çünkü çıkarını milletin genel çıkarında görmeyen milletin geri kalanına karşı konumlanarak kendisini destekleyen emperyalizmin ağına girer.

Bugün Suriye’de olan budur. IŞİD’i, ÖSO’su, Nusra’sı çeşitli dinsel örgütler kendini Müslüman gören Suriye milletinin çıkarlarından ayrı konumlanarak AB, ABD silahıyla kendi insanlarına silah çekmiştir. Bu durum Suriye’yi emperyalist saldırıya ve işgale hazır hale getirmiştir. Yaşanan iç savaş ABD’nin geçtiğimiz günlerde Suriye’ye füzelerle rahatlıkla saldırabilmesinin zeminini döşemiştir.

15 Temmuz’da ülkemizde yaşanan da böyledir. Din üzerinden çıkar birliği içine giren mevcut hükümet 17-25 Aralık 2013’te kesin ayrışma yaşamamış ve birbirlerine krşı konumlanmış, en sonunda da biri diğerini silahla indirmeye çalışmıştır. Öyle ki bu birliktelik Cumhurbaşkanının ağzından “ne istediler de vermedik” şeklinde yansımıştır. Millet değil ümmet temelli hareket tarzı devleti cemaat ve tarikat unsurlarıyla doldurmuştur. Sünni mezhebi esaslı yönetim anlayışı diğer dinleri ve Alevi, Caferi yurttaşlarımızı itmiş ama işbirliği yaptıkları FETÖ’yü kazandırmamıştır. Çünkü tarikat ve cemaatler dini en doğru uygulayanın kendileri olduğu iddiasındadır ve gücü ele geçirdiğini düşündüğünde zorla iktidarı telim almaya yönelecektir. 15 Temmuz’da yaşanan budur.

Bu sıkıntıları gidermenin yolu olarak kimileri farklı etnik, dini kökendeki yurttaşlarımızın gönlünü kazanmak için “Anadolu Cumhuriyeti”, “Türkiyeli” gibi kavramları öneriyorlar.  Oysa Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın şu tespiti yerindedir:

“Kendine has dili olanlara millet denir. Sonu ”Li, Lu” ile bitenler soyu belirsizdir; Amerikalı, Kanadalı, Perulu, Pakistanlı, Avustralyalı, Arjantinli, Şilili, Yeni Zelandalı, İsviçreli diyebilirsiniz. Çünkü bunların kendine has dilleri yoktur. Alman’a Almanyalı, Fransız’a Fransalı, İtalyan’a İtalyalı, İngiliz’e İngiltereli, Rus’a Rusyalı, Japon’a Japonyalı diyemezsiniz.”

Dolayısıyla Türk’e de “Türkiyeli” diyemeyiz.

Millet, laik yurttaşlık temelinde biraraya gelmiş topluluktur. Bugün Suriye milletle direnmektedir. Hristiyan, Müslüman, Sünni, Alevi çeşitli yönetim kademelerinde olarak hukuk önünde eşit bireyler olduğundan Suriye’ye aidiyet duymakta ve kendilerinin Suriye milletinin bir parçası hissederek emperyalizme direnmektedir. Uluslar arası dengenin Suriye’nin direnişinde elbette rolü vardır ama uluslar arası dengeyi sağlayan temel etmen de Suriye milletinin kendini millet olarak hissetmesi ve vatanlarını savunma kararlılığıdır.

Burada 2 noktada uyarımızı yapalım. Suriye milletinin millet olarak birliğini desteklersek Türk milletini bölmek için kolay zemin bulamazlar. Bu sebepler birincisi Suriye milletinin birliğini temsil eden Beşşar Esad desteklenmelidir. “Savaş istemiyoruz, kimse ölmesin” gibi insancıl söylemler yetmez. ABD’ye tavır alınmalı ve Esad’ın yanında durulmalıdır.

Bugün biz de AB, ABD emperyalizmine millet olarak direnebiliriz. Bu millet laiklik etrafında biraraya gelmiş hukuk önünde eşit bireylerden oluşursa milletleşmesi pekişir ve ülkesine milletine aidiyet besler ve bu hisle emperyalizme direnir.[1] Mezhepçilik yapmak, din temelli yönetim anlayışı doğrultusunda “Osmanlı millet sistemi” tarzında “Yeni Osmanlıcılık” lafları etmek milleti böler, yurttaşlık kültürü bozulur. Böyle bir durumda emperyalizm kimlik siyaseti izleyen kesimler arasında kendine müttefikler bularak ülkemize daha rahat müdahale etmenin yolunu bulmuş olur.

Bu sebeplerle “Türk Milleti” kavramı emperyalizme direnmenin ve yurttaşlık kültürünü pekiştirmenin anahtarıdır.

Tarihçi-yazar

Mustafa SOLAK

 

 

 

[1] Atatürk döneminde Çukurova yöresinde ayrımcılığa ve gareze uğrayan Alevilerin Türk milletinin bir parçası olduğuna dair İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın ifadesi vardır.  Bakınız Mustafa Solak, Şükrü Kaya (Atatürk’ün Bakanı), 3. Baskı, Kaynak Yayınları,  İstanbul, 2016., s.345-348.

CEVAP VER