Edebiyat Esintileri

0
133

BÜYÜKBABAM VE KİTAPLARI
Tırsıklığı kendine kürk edinen kedi görünümünde, Büyükbabasının odasına girer. Göz kapaklarının yorgun bir gülümsemeyle açıldığını görünce, yanındaki berjer koltuğa giderek oturur. Oksijen maskesini çıkararak, derin bir nefes almaya çalışır Büyükbaba. Yok, fazla ileri gitmiyor nefesi. Bir iki defa daha dener.
Seyrettiği sahne, hani başarısız bir oyun sergileyen bunun sonucunda, alkışlayıp alkışlamama kararsızlığında kalan seyirciler gibi ne yapacağını bilemez. Ve sonra, istersen zorlama kendini diyerek elini okşar.
Bir anda gözleri, kanat çırpmayı yeni öğrenen kelebekler mutluluğunda ışıldar Büyükbabanın.
Uyumadan önce, biraz kitap okuyabilir misin diyerek, masanın üzerinde duran Huzursuzluğun Gölgesinde kitabını okumasını ister.
Sahibi kadar heybetli olan masadan, Büyükbabasının yazdığı, henüz yayımlanmamış son romanını kalmış olduğu yerden başlar okumaya.
Büyükbaba, yaşadığı mutluluğu sanki gözleriyle içine çekmektedir.
-Seni terk ediyorum der.
Baba sessiz.
Konuşsana der kızı. Sen ayaklar üzerinde duramazsın de. Bu adama hayır etmezsin, bana etmediğin gibi de. Onun hayatına girdiğin an felaketin olursun desene. Niye susuyorsun? Yerin dibine geçirsene beni derken aslında, gitme sözünü duymak ister babasından.
Sırtını döner baba, hiçbir şey demez.
Tamam, aldım cevabımı diyerek dışarıda bekleyen taksiye atlayarak, belirsizliğe savurur kendini.
Pencerenin girdabına dayanamayan vücut, yılların yorgunluğunu taşımakta zorlanmaktadır. Geceleri elleri önünde, bir eli hiç bırakmamaya ant içmiş gibi sıkıca kapatarak, ayakta saatlerce beklemektedir. Gelmeyeceğini bile bile.
Yoksa gelmiş miydi?
Aşağıda duran taksiye bakar, kapısı açılır. İçeriden bir genç kız iner, kendisine emanet edilene zarar vermeden geri getirenin taşıdığı huzurla, geldiği yoldan döner.
Anlamamıştır baba. Hemen aşağıya iner.
Yardımcısı kapıyı açmış, kendisini yeni gelenle bekler bulur.
-Buyrun küçük hanım.
Genç kız, tedirginliğinin vermiş olduğu ağırlıkla, annem yıllar önce size bir soru sormuş, alamadığı cevabı, öldükten sonra benim almamı ister.
“Annen!” Der. Kıza bakar. Gözler tanıdık.
Sendeler birden, yardımcısı kolunu tutar.
Duru okumayı keser. Çünkü, Büyükbabası okuduğu kitabı mı yoksa kendi düşlerini mi dinlemektedir? Bilemez.
Yılların verdiği tecrübeyle, konuşma yollarının tek olmadığını, dilin yanında, hissediş, dokunuş, dillerinin de olduğunu ve Büyükbabasının sevgisiyle yoğrularak bunları onun yanında doya doya öğrenen Duru, Büyük Babasının duruşundan çok üzgün olduğunu ve torununa seni hiç bırakmak istemiyorum ama elimde değil canımın içi diyen sözlerini torununa hissettirme gayretinde olduğunu her hücresiyle duymaktadır.
Okumasına devam etmesi için bakar Duru’ya. O da devam eder;
-Anlar baba kızının öldüğünü.
Ölümüne mi terk etmişti kızını.
Terk eden kimdi aslında.
Kızı mı? Ya da karısının ölümüne sebep gördüğü kızına gitme demeyen baba mı?
Üçüncü bir terk edişlik yok mu? Birisinin annesi, diğerinin sevgili eşi kadın, bilerek kendisini ölüme attığında ikisini mi de terk etmişti aslında?
Burada soruyla durdurdu Büyükbaba torununu: “Sence”
Anladığını soruyu “Anlamadım” diye cevap verdi torun.
“Ceza kesilen kim?”
“Bence üçü de kendini cezalandırdı bilmeden”
Hıııım der Büyükbaba dalgınca.
Gözler tavanda, bir şeyler düşünmekte. Ne kadar zaman geçtiği belli değil.
Not defterimle, kalemimi verir misin?
“Yazabilirim istersen.”
“Duru, Yaşıyorum ve hayata bir virgül olmak istiyorum.”
“Beklememi ister misin?” diyerek, Büyükbabasının evcilleştirmiş olduğu zamanda onun yürümesine omuz vermek istemektedir.
Torununun düşüncesindeki yası gördüğünden, elini uzatır, Duru birden atılır Büyükbabasına, bu sarılış belki de ikisi için son olabilir.
“Dinleneyim artık, yoruldum. Genç olmadığımı bugün kabul ediyorum diyerek, yorgunluğunu torunuyla şakaya vurdurarak kamufle etmek istemektedir.
Torunu kapıya yöneldiğinde, “bir kitabım da sensin” der Büyükbaba birden.
Dönüp, “Biliyorum” diyerek ona bakarken, aslında izlerin takip edilemediği bir yolun başında sakin, kendinden emin ve elindeki kalemiyle, kendi yolunu çizmeyi bekleyen bir yolcu görmüştür.
Odasına girdiğinde, ışıklarını açmaz. Hisseder, bugünden sonra Büyükbabasının olmayacağını. Yine hisseder, Büyükbabasının zamana hükmetmesi yanında, Azrail’e hükmederek, hadi artık gidelim deyip, onu rehber olarak önüne katıp dönüşü olmayan yola çıkışlarını görür gibidir.
Cenaze merasimleri, hep boğucu gelir Duru’ya.
Büyükbabasının torunu olabilecek miydi? Güçlü bir kalem olarak okutabilecek miydi kitaplarını. İçi ürperdi. Başaramazsam, ünlü yazarın torununun yazdıkları bunlar mı diye küçümserlerse, alaya alınırsam korkuları başladı. Biraz daha beklemeliyim, sonra yayımlarım düşüncesiyle sürekli erteledi, bir türlü cesaret edip yayımcısına gönderemedi kitaplarını.
Büyükbabasının kitabı, en çok okunanlar listesinde başı zorlar. Yayımcısı, yurtdışı tanıtımlarını başlatır. Büyük başarı, onun gözünü iyice korkutur. Son yapılan bir tanıtım sırasında bir muhabirin, Büyükbabanızın basılmamış, hali hazırda bir romanı var mı sorusuyla keskin bir dönemeçte olduğunun farkına varır.
Yok diyecekken, elindeki kitaptan yayılan ve kendisini boğma haddesine getiren ışık huzmesinin, kendi kitaplarının da hakkı olduğunu düşünerek, milyon ışık hızıyla cevap verir.
Evet var. İki tane.
Bir hayranlık dalgasının su halkaları halinde yayıldığını görür. İçi rahatlayarak, sorumluluğu üzerinden atmıştır. Kelimelerin dünyasında doğumun çok zor olduğunu bilir, bir ebenin özeni gibi acele etmeden doğacak olana hissettirmesi gereken, hazırım, bana güvenebilirsin sözlerini, doğacak olan o kelimelere duyurmasını Büyükbabasından öğrenmiştir, doğan kelimeyi, beyniyle tıpışlatarak emekletmesini, tecrübesiyle ayağa kaldırmasını, tekniğiyle koşturmasını. Bunun için hiçbir zaman bilemeyeceklerdi onun kitapları olduğunu.
Devam etti coşkuyla, “yakında yayımlatacağım.”
Basımcısına kısa aralıklarla verdi kendi yazmış olduğu kitaplarını. Büyük sükseler yarattı kitaplar. Hiç kimse şüphelenmedi.
Ta ki, vicdan sesi onu yargılayıncaya kadar.
Savunması, sadece “mutluyum” dur ve bunun sıcaklığı, Büyükbabasının bakışlarını üzerinde hissetmesiyle, Babel’in koynundaki güvercinle yaşadığı mutluluğun sıcaklığı kadar kısa sürmüştür.
Yorulmuş ve tükenmişlik, ruhun ikizleri olarak yer aldı bedeninde. Yapamayacağını anlar. Yayımcısını arar hemen ve basınla bir toplantı yapmak istediğini bildirir, telefonda ki ses yeni bir kitapla mı ilgili diye sorar.
“Evet, kitaplarla.”
“Kitaplar, dedi yayımcısı, bir değil birkaç öyle mi?”
“Evet, en kısa zamanda.”
“Hafta sonuna ayarlanır toplantı.”
O an gelir çatar.
“Sözüme nereden, başlayacağımı bilemiyorum demeyeceğim arkadaşlar. Çünkü ne demem gerektiğini Büyükbabam aramızdan ayrıldığında biliyordum. Cesaret edip diyemedim. Belki bunun sebebi, Büyükbabama yaraşır torun olamama korkusu, belki tecrübesizlik, belki aç gözlülük, belki Büyükbabamın ününden faydalanma isteği, işte bu belkiler bana doğruları söylememi engelledi.”
Yine yoğunlaşan ışıklar ortasında yapayalnızdır Duru. Bu sefer farklıdır, ışıkların artık ona ağır gelmediğini, omuzlarının hafiflediğini görür. Vicdanı mıdır, yoksa Büyükbabası mıdır bir türlü anlayamadığı, fakat sarıldığını hissettiği o görünmez sevgisiyle kaybetmiş olduğu huzuru geri kazanmasına yol açmıştır.
“Son yayımladığım iki kitap, Büyükbabamın değil benimdir. Bunu bilmenizi istedim.”
Yere çakılmış hissi veren çevresindekilerden, ne bir soru, ne bir cevap gelir. Yalnızca bir ara, yayımcısını yere düştüğünü gördü. Kendi de çivilenmişti sanki, ama çivisini sessizce sökmesi gerekliydi. Bu durumda ne kadar sessiz olunabiliyorsa o sessizlikte salondan çıktı gitti. O ışıkların, kulağı sağır eden sesleri, uğultular halinde peşinden geldiğini hissederek.
Gazeteler büyük puntolar halinde “Edebiyat duayenin, aç gözlü torunu” “Hırsız torun” gibi onur kırıcı başlıklar atarak, Büyükbabasının eserlerini sahiplenmeye kalkan torun gözüyle bakan manşetler attılar büyük puntolar halinde. Bunları geçti, özel hayatları delik deşik edildi. Annesinin, barda tanıştığı sorumsuz bir DJ’den hamile kalması, çocuğu, Büyükbabasının istemediği, istenmeyen bir torun olarak dünyaya geldiği, annesinin ölümüne sebep olduğu o uğursuz geceyi de onun bencilliğine dolayarak duyurdular. Bunlar için hiçbir zaman savunma yapmadı. Çünkü her konuştuğunda, reytingler için, başka yalanlar savuracaklarından, savaşmak istemiyordu. Çünkü, kendi yalanının verdiği suçluluk duygusuyla diğer yalanların doğru görünme cesareti bir olup, onu ayakları altına alarak üzerinde tepinmişlerdi.
Kalkmayı hiç düşünmedi.
Aslında, söylenenlerden bir tanesi doğruydu. Babası olan o DJ (Disc Jockey)’nin sorumsuzluğu. Annesi bunu hissettiğinden doğurmak istememişti çocuğunu ama Büyükbabası buna izin vermeyerek onun doğmasını sağladı. Büyükbabasının söylediği gibi, Duru onun eseri.
Yıllarca, DJ damadına para yedirmiş, o da yetmemiş, bir akşam evlerine gelerek kızını almak istemiş, bağrışlar, çığırışlar sonunda Büyükbaba yüklü parayı, ertesi günü çocuk parkında vermeyi kabul etmişti.
Torununun her zaman gittiği parkta verecekti, parayı. Ama kızı babasının gitmesine razı olmadı. Kızgınlıkla yanlış bir şey yapabilir diye. Büyükbaba kabul etmedi. Kız, saklı aradı çocuğunun babasını, “İki saat erken gel, kendim getireceğim paranı.” dedi. Çünkü imza attıracaktı kocasına çocuğun vekaleti için.
Gitti o saatte, pis sırıtışlarla karşıladı DJ. “Gel parayı alıp beraber gidelim. Sonra yine geliriz. O kerizin parasını bizden başka yiyebilecek kimse yok nasılsa” . Teklifini kabul etmedi anne ve kağıdı uzattı imza atması için. O da imzayı atıverdi. Gülümsüyordu hep. Huzursuzdu Devran, bu sırıtışından. Kendi kendine, bir kişiye inanmanın bedeli bu kadar ağır mı olur diye düşündü. Hayatından çıkaramayacağını o an anladığından, ileride kendi çıkacaktı bu hayattan.
Elindeki çantayla parktan çıktı DJ. İleride bekleyen üç kişiyi başıyla parka yönlendirdi. Devran parkta düşünceli otururken, birden ağzının kapatılarak zorla ilerideki oyun gemisine sürüklenişini, tecavüze uğrayışını son anına kadar unutmadı. Bu duyguyla Devran’ın kafasını yiyeceğini, vefakar koca pozunda hem çocuğuna hem de karısına bakacağını söyleyerek onları yanında istediğini ve bu sayede Büyükbabanın parasını her zaman rahatlıkla alabileceğini planlamıştı.
Öç almak için, yaşadığı karanlıklar içinde planı işler gösterdi Devran. DJ’nin onu ve çocuğunu almaya geldiğinde, silahı şakağına dayayıp kendisini vurması, ayarladığı kişiler sayesinde o sersemlemeyle silahı, kaba kuvvetle DJ’nin eline tutuşturarak iz bırakmasını sağlayarak hayatlarından ebedi olarak çıkarmış oldu, Babasından habersiz. Karısının evini basıp öldürdüğünü yazdı gazeteler. Doğru karısını öldürdü ama o gün değildi onun ölümü.
Bunları düşündü Duru. Susmak, suskunlukta yok olmak istedi.
Ama gazeteler durmadı. Bu sefer, Büyükbabasının kitaplarına sahip çıkmak için yazarın torunu tarafından öldürmüş olabilecekleri savını ortaya attılar. Sebepler sundular. Savcılık bunu bir suç duyurusu olarak aldı. Davalar, tanıklar derken, son gece, Büyükbabanın sağlığının iyi göründüğünü, ana krizi bir hafta önce atlattığı, ritim düzensizliğinin öldürecek kadar olmadığını belirttiler.
Duru hiçbir savunma yapmadı, yüzü yoktur çünkü. Mahkeme ömür boyu hapis cezasına çarptırır. Rahatlamış şekilde, ceza evine girer. Aradan, dört yıl geçmiştir. Büyükbabasının yardımcısı, koca malikanede artık kalmaması gerektiğine inandığından, kapatmadan önce oradaki bulduğu birkaç kitap ve eşyayı bir kutuya koyarak, yılbaşı arefesinde Duru’ya getirir.
Duru mutlu olmuştur. İlk gün açmaya cesaret edemez, Büyükbabasını çok özlediğinden dayanamaz diğer gün. Yılbaşı gecesini onunla geçirmek ister. Kutuyu açar. Gözlerine inanamaz. Son gece ona okuduğu kitap oradadır. Sevinir, hem hüzünlenir.
Eline alır. Sayfaları karıştırırken, içinde Duru’ma, diye yazan zarfı bulur.
“Durum,” diye başlayarak anlattığı sevgisi ve devamı olarak yaptığı açıklamanın verdiği hürriyetle sarsılarak ağladığı mektupta; “Kitaplarım seni sevindirdiği kadar bir o kadar üzebilir. Yokluğumda alıntı,-çalıntı yaptın diyenlerin yanında, yıllar sonra çıkıp basılmaya hazır romanı bulundu diyerek kendi kitabını basmak isteyenlerle de karşılaşabilirsin. Edebiyat camiasının, bu iftiracı yüzüyle şimdiye kadar seni karşılaştırmamaya özen gösterdim. Onun için, yazdığım kitapların listesini aşağıda belirtiyorum” yazmaktadır.
Büyükbaban /İmza/Tarih
Yazdığım Kitaplarım.
1-Kayıp Yıllar
2-Davetsizler
3-……
….
33- Huzursuzluğun Gölgesinde

Duru’nun kendi yazdığı ama Büyükbabamın diye tanıttığı kitapları, listenin içinde yoktu. Mutluluğun ve hüznün birlikte yoğrulduğu gözyaşı içinde, “Büyükbabam ve kitapları” diyebilir sadece.