DİN NEYİ EMREDER?

0
28

DİN NEYİ EMREDER?

Gündem karışık!

Dolar, Avro, ABD, terör, Papaz…

Dert bir değil elvan elvan.

Lakin bu büyük dertlerin yanında, nispeten küçük başka başka dertlerimiz de var.

Ve aynı büyük dertlerimizdeki gibi, bu küçük dertlerimizin defi için de Yüce Allah, önce bizim kendimizi düzeltmemizi ve en önce kendimize bir çeki düzen vermemizi bekliyor.

Kutsal kitabımız Kur’ân pek çok âyetinde Müslümanları iyiliğe ve hayır işlemeye teşvik eder. Yapılacak iyiliklere önce ana-babadan, yakın akrabadan başlamayı, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara yardımcı olmayı öğütler.

“Hayır işleyiniz ki kurtuluşa eresiniz.”(Hac 77) buyurur.

Evet, bu manada yüce dinimiz, müslümanlar için cami ve mescit yaptırmayı da üstün tutar.

Fakat aynı din; yol, köprü ve çeşme yaptırmayı da, en az cami yaptırmak kadar üstün tutar ve en az onun kadar tavsiye ve teşvik eder.

Zira “Müslüman; Müslümanın İhtiyacını görendir.”

“Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet günü onun bir sıkıntısını giderir.”

Öyle ki; İbn-i Abbas’tan rivayet edildiği üzere Sevgili Peygamberimiz buyuruyorlar ki:“Müslüman bir kimsenin yardımına koşup, onun ihiyacını karşılamak, on sene itikafta kalmaktan daha hayırlıdır.”

İyilik ve ihsanda öncelik ise; en yakında ve en elzem olandadır.

Peki, ülkemizin birçok yerinde en elzem olan konu yeni camiler yaptırmak mıdır? En önemli derdimiz bu mudur?

Müslümanların,Allah’ın “namaz kılın” buyruğu önemsendiği kadar, “adaleti ayakta tutun”, “öfkenizi yutun”, kul hakkı yemeyin, yakınlarınıza yardım edin, yalan söylemeyin, okuyun, tembellik etmeyip çalışın, kendinizi ve çevrenizi temiz tutun, “zandan ve zinadan kaçının” ya da “iyiliği emredip kötülükten sakındırın” gibi yüzlerce buyruğu da göz ardı mı edilmelidir?

İslamın şartı yalnızca beş tane midir?

Kur’an’ın “Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir”(Bakara 85) uyarısı dikkate değer bir uyarı değil midir.

(Birçok dengi ve benzeri olduğuna eminim)
Şimdi lütfen bir belde düşünün…

Nüfusu 1000 kişi var ya da yok…

Ve bu beldenin iki tane de güzel camisi var.

Var ama gelin görün ki, bayram ve cuma namazlarını hesaba katmazsak, vakit namazlarında her iki camide de cemaat yalnızca ikişer saf…

Yani camiler boş, cuma namazlarında bile tam dolduramıyorsunuz!

Fakat gelin görün ki; her cuma olmasa da, iki cumaya bir bu camiler için (veya diğer dini faaliyetler için) mutlaka halktan yardım toplanmaktadır.

Bununla da kalınmamakta ve bu beldenin hayırsever müslümanları, aynı beldeye üçüncü bir camiyi yaptırmaya devam etmektedirler.

Tabi bu cami için de mütemadiyen yardım toplanmaktadır. Sadece cami cemaatinden de değil, bazen de traktörlerle çıkılıp, kornalar çalınarak bütün belde dolaşılmakta, para veya mal şeklinde yardımlar toplanmaya devam edilmektedir.

Burada bu yazdıklarımızdan dolayı, bizi cami karşıtı veya din düşmanı olarak gösterebilecek bazı dangalakları bir yana bırakalım ve HAK için soralım. Toplanan bu yardımlar için birer makbuz verilmekte midir?

Ne yazık ki hayır!

Peki, kaydı küyüdatı tutulmakta mı, muhasebesi çıkarılmakta mıdır? Bilemiyoruz, inşallah yapılıyordur.

Fakat aynı beldenin, aslında acil çözüm bekleyen birçok ciddi problemi de var.

Mesela, bu beldenin içme ve kullanma suyu yıllardır yetersizdir. Su hatları sürekli olarak sorun çıkarmaktadır. Biraz rakımı yüksekte olan evlere ise neredeyse hiç su verilememektedir.

Tuvalet, banyo, çamaşır, mutfak, bulaşık… Hepsi büyük sorun!

Suyu olup da bol bol kullananların bir kısmı da, ne yazık ki su paralarını ödemekten imtina eden kimselerdir.

Köy tüzel kişiliği ise, su hatlarındaki patlakları tamir ettirmekte, su pompalarının elektrik ücretlerini ödemekte ve su pompalayan motorların onarımını yaptırmakta parasızlık, imkansızlık vb. sebepler nedeniyle sık sık aciz duruma düşmektedir.

Yine aynı beldenin aylardır çözüm bekleyen kanalizasyon problemleri de mevcuttur. Bir türlü onarımı yapılamayan kanalizasyon hattının yakınındaki evlerde yaşayanlar; ağır bir pis koku ile beraber, tevekkül içinde ve hiç seslerini çıkarmadan yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedirler.

Yani tabiri caizse halk, adeta boka batmış bir vaziyettedir.

Fakat her nedense devletten tık yok, halk ise sessizdir.

Aynı beldeye, devletimiz büyük masraflar yaparak güzel bir baraj inşa etmiş ve su toplanmaya başlanmasıyla etrafı da güzelleşmiştir. Lakin gelin görün ki, bu barajın çevresi pislikten geçilmez bir hal almıştır. Ha beldenin sokakları da çok temiz sayılmaz ya, yine de ahali halinden memnun gözükmektedir.

İşte o yüzden de camiler için toplanan yardıma benzer bir yardım kampanyası veya mıntıka temizliği kampanyası, bu sıkıntıları giderebilmek adına, ne yazık ki düzenlenebilmiş değildir.

Ve yine ne yazık ki, cami yapımı, onarımı veya diğer dini faaliyetler için çok hassas davranan din adamları ve cami cemaati işte bu su, kanalizasyon ve çevre temizliği gibi konularda (en azından görünene göre) hiçbir hassasiyet içinde değillerdir.

Yine aynı din bıyurmuyor mu? “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” ve neye layıksanız o şekilde yaşarsınız.

Peki gerçekten halk olarak biz bunlara layık mıyız?

Tek sorumluluğumuz namaz kılmak ve namaz kılınacak mekanları ihya etmek midir?

Bir yanda dışarı akan bir kanalizasyon, kerbelaya dönmüş susuz evler ve bir yanda da tam olarak doldurulamayan iki cami varken, toplanan yardımlarla yapılan üçüncü cami…

Hadi devlet görevini yapmadı.

Deyin bana şimdi, din bize neyi emreder?

Bitirirken, Şair Nef-i’nin Şeyhülislam Yahya Efendi’ye cevap olarak yazdığı anlamlı dizeleri vermezsem olmaz.

“Bize kâfir demiş Müftî Efendi,
Tutayım ben ana diyem Müselmân, Vardıkda yarın Rûz-i Cezâ’ya,
İkimiz de çıkarız anda yalan!”

Anlayan anladı.

Sevgiyle, saygıyla, akılla ve HAK üzere kalın.

CEVAP VER