DAR ALANDA YAZIŞMALAR

0
55

Herkes kendi alemin de bekliyordu. Küçük odanın ikili üç koltuk, tekli dört koltuk doluydu. Kadınların bir arada bulunduğu, beyaz sehpalı, beyaz deri koltukları ve beyaz parkeleri ile aynı renk duvarların arasında dilini anlamadığım bu kadınların ikisi kara çarşaf içinde kara peçeyle kapalı, neredeyse gözleri bile görünmüyordu. Diğer iki kadının başı kapalı ama sıkılarak,  boğulacak gibi boğum başörtülü iki farklı örtülü kadınların arasında kalmıştım. Mesele elbette kapalılık değil.

Anlamadığım dillerinin kelimeleri havada uçuşuyordu. Nasıl anlaşılır. Ya da ne anlatıyorlar diye düşündüm. Ama başı boğumlu kadın’ın  alnında ki kırışıklıkların derinleşmesinden acı çektiği belli oluyordu.  Bir yandan hararetli hararetli anlattıklarını anlamadığım kelimeleri yakalamaya çalışsam da yakaladıklarımı anlamak bile mümkün değildi. Birde saçları sarıya çalan, hafif makyajlı kadınla göz göze geldim. İri kahverengi gözleri, hafif kırmız ruju ile etrafı çaktırmadan takip ediyordu. Sol ayağını sıkı sıkı sağ ayağının üzerine atmış beklerken bir anda bakışlarımız çakıştı. Hafiften gülümsedim.

En azından bir merhaba demeyi düşünürken, istem dışı aniden,  hafif ses tonumla ‘merhaba’ dedim. Bana gülümseyerek anlamadığım bir kelime ile cevap verdi. Onun da kelimesi havada uçuştu. Anlamadım…

Bu küçük alanda,  bekleyen kadınlar kendi aralarında konuşurken bir ben Türkçe konuşuyordum. Benimde kelimelerim havada uçuyor muydu?

Bilmiyorum…

Ama tek yabancı bendim, bu ülkede. Nereden geldim bu yabancı ülkeye.

İnsan insanı anlamıyordu ama bu küçük yerde on kadın bile birbirini anlamıyordu.

Ah işte!

Kadınlar kendi âleminde bekleyiş içindeler. Tek benzer yanımız cinsiyetimizin dışında elimizde ki telefonlarda ki internet ile dünya bağlantımız idi. Bunun da ya facebook ya da twiteer olduğu kesin.

İşte dedim ya, ben bu ülkeye nereden geldim.

İstanbul’da mülteciliğe düştüm.

Türkân Kebeci

CEVAP VER