Cumbadan Güzel Bir Anı

0
33

Maviliklerin ortasında limana demir almış iki katlı teknenin üst katında eğlence vur patlasın çal oynasın devam ediyordu. Öğleden sonra yaşanan tatsızlıktan eser kalmamıştı neredeyse. Kadınlı erkekli, dostluğun içinde hoşgörünün bazen hakim olduğu bazen de dibe vurduğu bir ortamdı. Grubun en güzel yanı 68 yaşında genç kızlar varken 20 sinde yaşlıların birbirlerine farklı ahenkte ayak uydurmasıydı. Grupta bazı işgüzarlar yada her şeye muhalefet olan değil de maydanoz olanlar yok muydu?  Elbette vardı. Olsun her şeye rağmen eğlenmesini bilen bir grup intibası bırakıyordu çevrede. Teknenin bir ucundan bir ucuna uzun bir masa kurulmuştu etrafında ki birkaç masa doluydu. Kendi halinde  bu masalar da  balıklarına eşlik eden bira veya rakı ile sakin sohbet ortamını metropol şehirden  gelen bu grup  cümbüşe çevirmişlerdi. E dağdan gelen bağda kini her zaman kovmuştur. Yadırgar gözlerle bakmaları buna işaretti.  Zaman içinde eğlenceye eşlik ederek yadırgar bakışlardan uzaklaştılar. Bir şekilde mecbur kalmışlardı işin özü.

Harmandalına halay eşlik ettikten sonra göbek havasına son noktayı Ankara’nın bağlarıyla koymuştu. Aslında olaya damgasını vuran, teknenin tuvaletinde 45’lik, 50’lik ve 68’lik lerin enginde yavaş yavaş seranat olayıydı. Zaman onikiyi geçmiş bire doğru yol alırken grup başkanı telefonuna gelen çağrıya göz attı. Çağrı minübüsün yakışıklı kaptanındandı. Yakışıklılık konusunda kimse eline su dökemezdi. Ortadan biraz kısa, hafif göbekli esmerden daha esmer ön dişleri inci gibi dökülmüş ve kelimeleri yayarak konuşuyordu. Tüm bu yakışıklılığına rağmen çok insancıl ve mütavazi biriydi. Zaten insan için önemli olanda bu özellikler değil mi?

Eğlence devam ederken başkan telefonda ki ses tek verdiği cevap tamam abiydi. Telefonu kapatıp; ‘ Toplanma zamanı geldi arkadaşlar’ diye seslendi. Fakat kimsenin ayrılmaya niyeti yok gibiydi. Birkaç seslenişten sonra grup istemeyerek de olsa toplanmaya başladı. Hesabını ödeyen meydana inip diğer arkadaşlarını beklerken birazı da tekneyle selfi çekme telaşına düşmüştü. Oysa en güzel manzara karanlığın içindeki mavinin rengine düşen ayın ışığı ile aydınlanan dalgaların sesinin getirdiği denizin kokusu ve vücudu ürperten esen yelin ahengiydi. Bu güzel huzuru yan teknenin roman havası bozuyordu. Huzuru baltalayan tiz bir sese isyan eden kulaklarım o zaman anladı enginde yavaş yavaş parçasının ahengini.

Toplanan grup kendi aralarında ki sohbetin son demlerini istemeyerek de olsa kendilerini misafir eden dernek başkanıyla vedalaşarak bir bir araca bindiler. Her binen arkasına bakarak herkes gelmiyorsa beş dakika daha fazla durabilmenin yollarını arar gibiydi. Neyse grubun yakışıklı şoförünün korna sesiyle çaresiz araçta toplandılar. Bu güzel beldeye veda ederken bile kahkahalar, şakalar birbirine karışmıştı. Bu sırada aracın arka tarafında şapkalı, siyah çerçeveleriyle, beyaz teniyle zıtlık uyumunu sağlayan, telaşlı telaşlı çantasını, etrafını arayan yazar hanımın durumunu yanında ki arkadaşı bile eğlencenin coşkusundan farkına varamamıştı. İkinci defa ‘gözlüğüm’ dedikten sonra yakınında olanlar ‘ne oldu’ diye sordu. ‘Gözlüğümü unuttum galiba’ demesi üzerine tüm grup ‘aa geri mi döneceğiz, yapma o kadar yol geldik’ söylemlerle tepki verseler de aslında geri dönmek için can atıyorlardı.

Araç tekrar aynı yolu geri dönüp teknenin yakınında durdu. Grup aşağıya inmek için kıpırdanırken başkan durumu fark etmiş olacak ki ‘ kimse inmesin, ben bakıp geliyorum’ diyerek inmeye yeltenme faaliyetinin önünü kesti.  Mesajı alan yakışıklı kaptan başkanın arkasından hemen kapıyı kapattı. Bu sırada arka koltukta arama faaliyetleri tam gaz devam ediyordu.

Bir süre sonra başkanın arabaya binmesiyle yazar arkadaşın ayağa kalkması bir oldu. Aynı anda aracın önünden ‘gözlük yok’ ile arka koltuktan ‘gözümdeymiş’ sözü orta koltukların koridor boşluğunda, çarpışmasıyla araçta kahkahalar tavan yaptı.

Sonra hırka unutanlar, çanta unutanlar çıktıysa da yazar olmanın meziyeti kelimeleri kullanmak ve sözü ‘’cuk’’ diye oturtmak olduğundan yazarımızın ‘ Güldüğünüz başınıza gelmeden insan ölmezmiş’ sözü ile araç gecenin karanlığında sessizliğe gömüldü.

‘’Çok içtik, normaldir’’ diyerek olaya mazeret bulunmaya çalışılsa da ‘’Kola içerek’’ sarhoşluğu yaşamakta güzeldi.

Türkân Kebeci

CEVAP VER