BOZUK PARA!

0
43

pardo1

BOZUK PARA!

Parayı ilk olarak Lidyalılar buldu.

İşin içine hiçbir hıyarlık katmadan, paralarını altın ve gümüş gibi değerli madenlerden bastılar.

Fakat gel zaman git zaman; bu değerli madenlerden yapılan paralar, kolay yoldan para kazanmak isteyen kripto hırsızların (hıyarların) hedefi haline geldi.

Düşündüler taşındılar ve bir kolayını buldular.

Altın ve gümüş gibi madenlerden yapılan bu paraları kenarlarından küçük küçük kesmeye veya törpüleyerek yontmaya başladılar!

Keserek veya törpüleyerek ç’aldıkları bu kısımları tekrar eritip sattılar ve haksız yoldan zengin oldular.

İşte bugün kolay yoldan ve çok para kazananlar için söylenen “Para Kesiyor” deyimi, taa o zamanki hıyarlığa dayanır.

Zamanla bu kesip, törpüleyip kar etme oyunu öyle bir hal aldı ki, (zaten o zamanın paraları tam olarak yuvarlak da değildi) kesme ve törpüleme işlemleri sonrasında paranın değeri azaldı ve görünümü de oldukça değişti.

Yani, para bozuldu!

Tabi ki zamanla, bu bozulma halk tarafından da fark edildi. Elinde bu bozuk paralardan olan kimseler paraları ile bir şey satın almaya çalıştıklarında paraları ellerinde kaldı. Hatta bir dönem esnaflar işyerlerinde minik teraziler bulundurmaya ve kendilerine verilen paraları tartmaya başladılar. Çünkü kesilmiş veya törpülenmiş paralar, gerçek paralara oranla daha hafif gelmekteydi.

Tartıda hafif gelen paralar artık “Bozuk Para” olarak adlandırılıyor ve hiçbir işe yaramıyordu…

Daha sonraki yıllarda (paranın tam yuvarlak basılması ve kenarlarına törpülenince hemen anlaşılsın diye tırtık konulması gibi) alınan özel önlemlerle para kesilip törpülenemedi ama hıyarlık bitti mi?

Tabi ki hayır.

Artan üretim ve gelişen ticaret sektörünün talebine oranla daha az miktarda artan altın ve gümüş üretimi para kıtlığına neden olmaya başladı. Bu durumu fark eden senyörler (Avrupa’da toprağı olan derebeyi) paraların ayarlarıyla oynamak suretiyle para miktarını artırmaya çalışıyorlardı. Bir örnekle açıklamak gerekirse, 10 gram altından yapılmış bir altın paranın eritilerek içine daha az değerli (bakır, demir gibi) madenlerin karıştırılmasıyla bir yerine iki altın para basılmaktaydı. Tabi ki bu durum da, aynen tırtıklamak gibi, paranın bozulması ve değersizleşmesi demekti.

Bu uygulama, Osmanlı Devlet paralarında da yapılmış ve devlet eliyle paramız bozulmuştu. İşte ülkemizde bugün için; “ufaklık para” anlamında kullanılan “bozuk para” deyiminin ortaya çıkışı da Osmanlı dönemine uzanmakta ve ayarı düşük (bozuk), değersiz para için kullanılmaktaydı.

Gelelim şimdi de “LİRA”nın hikâyesine;

İlk lira Sultan Abdülmecid döneminde 5 Ocak 1843’te Osmanlı Lirası adıyla basıldı.

Cumhuriyet dönemine kadar da birçok şekil ve çeşitte metal ve kâğıt lira kullanıldı.

Cumhuriyet’in ilanından sonra “30 Aralık 1925 tarih ve 701 Sayılı Mevcut Evrak-ı Nakdiye’nin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun” kabul edilerek ilk Türk Cumhuriyet banknotlarının bastırılmasına karar verildi.

İlk kâğıt paralar; Kanundan iki yıl sonra 1927’de İngiltere’de, Thomas de la Rue Şirketi’ne 88 bin Britanya altını karşılığında bastırıldı. 1966 yılına kadar da Türk matbaalarında para basılamadı. Ancak 1966’dan sonra kendi paramızı kendimiz basmaya başladık.

1927’de Harf Devrimi henüz gerçekleşmediği için paraların üzerinde Latin harfleri yoktu. 1927 yılında basılan 1, 5 ve 10 lirada Atatürk’ün portresi filigranda gözükmekteydi.

İlk Latin harfli paralar 1937’de basıldı.

1938 yılından 1951 yılına kadar paralarda İnönü’nün portreleri yer aldı ki, bu durum hala İnönü’yü ve CHP’yi kötülemek için kullanılır.

Oysa O dönemin paralarına İnönü’nün fotoğrafının basılmasının Atatürk düşmanlığıyla falan hiçbir alakası yoktu.

Çünkü Osmanlı döneminden beri bir gelenek vardı ve bu gelenek sadece Osmanlı devleti ile de sınırlı değildi.

Peki, neydi bu gelenek?

Geleneksel olarak her devlet parasının ön yüzüne o zaman ki devlet başının resmini koymaktaydı. Yani Padişah, Kral veya Devlet Başkanı kim ise onun fotoğrafı o dönemki devletin parasına basılıyordu.

İşte bu geleneğe uygun olarak, 30 Aralık 1925’te (Atatürk hayatta iken) TBMM tarafından bir kanun çıkarıldı. Kanun numarası 701 ve Kanun’un adı da “Mevcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun” idi.

İşte bu yüzden; Atatürk ölüp de İnönü Cumhurbaşkanı olunca, otomatik olarak İsmet İnönü’nün fotoğrafları paralarımızın ön yüzünde kullanılmaya başlandı.

Zaman içinde maalesef ki paramız sürekli olarak değer kaybetmeye ve bozulmaya devam etti.

Ülkemizde 1970’lerde başlayan yüksek enflasyon, 2000’li yıllara gelindiğinde; bazı ekonomik değerlerin milyarlarla, trilyonlarla ve hatta katrilyonlarla ifade edilmesine neden olmuştur.

Bu arada, dünyanın en büyük kupürlü banknotunun da sadece ülkemizde basıldığını ve kullanıldığını hatırlatmak isterim. Bu banknot 20.000.000 TL’lik banknot idi.

Diğer taraftan, bol sıfırlı rakamlar başta kasa işlemlerinde olmak üzere, muhasebe ve istatistik kayıtlarında, bilgi işlem programlarında ve ödeme sistemlerinde, fiyat etiketlemelerinden, benzin pompaları ve taksimetrelere kadar günlük hayatın birçok alanında da sorunlar yarattı.

Parayla ilgili cihaz ve sistemlerin rakam hane sayısı artık yetmez haldeydi!

Düşünün bir kere, bir tuvalete bile 1.000.000 TL’ye giriyordunuz. O kadar yani…

Bu nedenle, 31 Ocak 2005 tarihinde Türk lirasından altı sıfır atılarak paramız sadeleştirildi ve 1 milyon Türk Lirası (1.000.000 TL) 1 Yeni Türk Lirasına eşitlendi.

Aslında paradan sıfır atılması, paramızın değerlenmesi veya değer yitirmesinde doğrudan ilişkili bir durum değildir. Bu sadece bir sadeleştirmedir ve yalnızca psikolojik etkisi yönüyle paramızın itibarının artmasına olumlu katkısı olmuştur diyebiliriz.

Türk lirasının itibarının perçinlenmesi ve dünyada bilinirliğinin artırılması amacıyla 8 Eylül 2011 tarihinde TL Simgesi Yarışması düzenlenmiş, yarışma sonucunda yeni simge belirlenerek 1 Mart 2012 tarihinde kullanıma sokulmuştur.

Bugünkü Türk Lirası’nın sembolü “₺”; ISO “4217”, kodu da “TRY”dir.

Paramızdan gereksiz sıfırları attık…
Dünyadaki en gelişmiş para basma yöntemlerini kullanarak bastık…
TL, şu anda dünyada taklit edilmesi en zor paralardan biri oldu…
Bir de sembol bulup ekledik… “₺”
Şekil yönünden hiçbir eksiğimiz kalmadı…

Peki, bir ülkenin parasının değerli olması ve değerini koruması için sadece bunlar yeterli mi?

Fabrikalar kurmak, üretimi arttırmak, ticareti geliştirmek, orduyu güçlendirmek, sosyal yaşamı kolaylaştırmak, eğitimde çağ atlamak, teknolojide çağı yakalamak, enflasyonu durdurmak, gelir ve gelir dağılımı adaletsizliğini ortadan kaldırmak, vergi adaletsizliğini gidermek, adaleti bağımsız kılmak, kanunları üstün tutmak, liyakati ön plana çıkarmak, çalışmayı özendirmek, üretime ucuz enerji ve hammadde sağlamak, …………, ……………, ………… gibi değer ve mefhumlar yok muydu? Elbette vardı.

Peki, yapabildik mi? Yani bizi yönetenler yapabildiler mi?

Şimdi sadece son 11 yıllık dönemi ele alalım ve şöyle bir bakalım.

Neden son 11 yıl diyorum?

Çünkü 11 yıl önce (31 Ocak 2005’te) paramızın sıfırları atıldı ve paramıza büyük bir itibar kazandırıldı… (En azından bizi yönetenler böyle demiyorlar mı?/demiyorlar mıydı?)

Öyleyse bakalım, gerçekler neymiş?

31 Ocak 2005’te;

1 ABD Doları 1.32 TL idi, şimdi 3,38TL! Yani % 150’nin üzerinde değer kaybettik, fakirleştik!

1 Euro 1.72 TL idi, şimdi 3,58TL! Yani yine % 110’un üzerinde değer kaybettik, itibarsızlaştık!

1 İngiliz Sterlini 2.50 TL idi, şimdi 4,19TL! Yine %70’e yakın geriye gittik, yoksullaştık!

1 Bulgar Levası 0,83076 idi, şimdi 1,82TL. Yani, Bulgar parası bile bizi sollamış ve paramızın karşısında son 11 yılda yaklaşık % 120 değer kazanmış!

Daha ne diyelim?

Bugün Dolar 3,38 ama Türk Lirası 2,80… Yani yerlere uzanmış ve havlu atmış vaziyette! Mecazen 2,80!!!!

Şimdi bir de altın, ekmek ve et fiyatlarına bakalım. Bakalım ki, önümüzü daha iyi görebilelim:

Çeyrek altın 29TL idi… Şimdi 215 lira! Yaklaşık 7,5 kat, yani % 640 oranında fakirleştiniz!

Örneğin asgari ücret olarak kaba hesap 1000 TL alıyorsunuz diyelim. Bu parayla 2005 yılında yaklaşık 34 tane çeyrek altın alabiliyorken, bugün aynı parayla sadece 5 tane alabiliyorsunuz. Yani her ay tam 29 çeyrek altın zararınız var! Şimdi sıkı durun, bu 29 adet çeyrek altının size maliyeti nedir biliyor musunuz? 215TL x 29 Çeyrek Altın = 6.235TL….

Ekmek 32,5 kuruş idi… Şimdi şimdi 1 lira! Yani yaklaşık üç kat, %300 fakirleştiniz!

Dana kuşbaşı etin kilosu 17 lira iken bugün 42 lira! Yani yaklaşık üç kat, % 300 fakirleştiniz.

Uyanın ey millet!

Her yıl birileri paranızı kesti, törpüledi; altınınızı, ekmeğinizi, etinizi ve birçok şeyinizi sizden ç’aldı!

Geçiminiz bozuldu!

Düzeniniz bozuldu!

Dirliğiniz bozuldu!

Birliğiniz bozuldu!

PARANIZ BOZULDU!

Şimdi söyleyin bakalım, son 11 yıllık bu tablo:

Başarı mı, hezimet mi?

CEVAP VER