BORU…

0
84

BORU…

Milattan önceydi…

Henüz 17/25 Aralık olayları yaşanmamıştı…

Gerçek şu ki, birilerinin ifade ettiği gibi “Paralel” bir yapıdan ziyade, tam anlamıyla “karmal ve sarmal” bir yapının hüküm sürdüğü yıllardı.

Her kapı onlara açılıyor, devletin bütün imkanları önlerine saçılıyor ve ne istiyorlarsa hepsi de veriliyordu.

Makam, mevki, mal, mülk, güç, para… Aklınıza ne gelirse…

İşte bu yüzden de gemi azıya almışlar ve kollektif olarak gayet iyi planlanmış kumpaslarıyla, başta Türk Ordusu olmak üzere, bütün devlet kurumlarının ve (tekerlerine çomak sokabilecek) bütün vatanseverlerin üzerine, aynı bir karabasan gibi çullanmışlardı.

Aynı soyadları gibi, vatanseverleri itina ile “Seçen” ve zindanlara tıkan sözde savcılar…

Altına zırhlı mercedesler çekilen “Öz’el” yetkili hukuk adamları…

Karartılan hayatların celladı “Kansız” herifler…

Türk ordusuna “Kağıttan Kaplan” nitelemesi yapan ordu ve töre bilmezler…

“Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyerek, sevinçten dört köşe olan ahmak politikacılar…

Gün oların günüydü!

Atıyorlar, tutuyorlar, karalıyorlar, tutukluyorlar ve zindanlara tıkıyorlardı.

Millet ise; büyük bir gaflet uykusunda olduğundan, hoş hayaller içerisinde hala daha memlekette iyi şeyler olduğuna iman ederek, bu kumpasçılara ve onların hayat arkadaşlarına destek vermeye devam ediyordu.

Her nasıl oluyorsa her kazılan yerden mantar gibi silah ve mühimmat fışkırıyor, mahkemelere taşınan bavullar dolusu sözde deliller elle taşınamadığı için, ancak tekerlekli el arabalarıyla taşınabiliyordu.

Ülkede yüz yılın yıkım algısı, sanki bir vatanseverlikmiş gibi lanse edilerek başarıyla yönetiliyordu.

İşte birinci “Boru Vakası” böyle bir ortamda yaşandı.

Tarih 25 Nisan 2009 idi ve dönemin Genelkurmay Başkanı, milletimize bazı gerçekleri anlatabilmek adına bir basın bilgilendirme toplantısı düzenliyordu.

Daha önce ele geçirilen ve 4 gün önce yapılan Poyrazköy kazısında topraktan çıkarılan silah ve mühimmatların özelliklerinden bahsediyordu.

Ne diyordu?

*”Şimdiye kadar bulunan silahların hiçbirisi Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine dahil değildir.”

*”Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur.”

*”Türk Silahlı Kuvvetlerinin eksik veya kayıp silah veya mühimmatı da yoktur” diyordu.

Ve özellikle bu kazıda çıkan tek kullanımlık lav silahlarının kullanılmış ve içleri boş olduğunu, hiçbir işe yaramayacağını bu nedenle de bunların gömülmesinin anlamsızlığını anlatmaya çalışıyordu.

Yani Türk milletine demek istiyordu ki, ey millet bakın bu işte bir iş var, oynanan oyunu anlayın, uyanın ve ordu ve millet düşmanlarına kanmayın.

İsterseniz Sayın Başbuğ’un yaptığı açıklamanın tamamına internetten ulaşıp bakabilirsiniz.

Kamuoyunda oluşturulan algının aksine kendisi bu açıklamasında boş lav silahına “boru” falan da dememişti.

Ne demişti?

*“Bu boş lav, kullanılmış lav, içindeki roket ateşlenmiş ve geride kalan aleminyum parça”…

Fakat gelin görün ki, memleket artık olgular değil algıların memleketiydi!

Hatta algı operasyonu o kadar başarılı yürütülmüştü ki, Sayın Başbuğ bile o gün boru dediğini sanmıştı.

Zira FETÖ’cü savcı Cihan Kansız, mahkemede Başbuğ’un lav silahı için “boru” dediğini iddia etmiş, Başbuğ da “-Boru tabirini kullandığım doğrudur” yanıtını vermişti. Nitekim yıllar sonra Başbuğ “-Ben bile ‘boru’ tabirini kullandığımı sanıyordum” diyecekti.

İşte algı operasyonu böyle bir şeydir, bırakın milleti bizzat sizi bile inandırabilirler.

Uzun lafın kısası: Birinci boru vakası, Ergenekon diye bir örgütün varlığından ziyade, büyük bir kumpasın kurulmakta olduğunun anlatılmaya çalışıldığı o günün şartlarında BEYHUDE bir çabaydı!

Bugün ise ikinci boru vakasını hep birlikte yaşıyoruz.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen gün Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili yaptığı son açıklama nedeniyle hedef alarak. “Bu, boru göstermeye benzemez, Parlamentonun hukuku boru ile sindirilemez” diyor ve AKP’li vekilleri Başbuğ’a karşı dava açmaya çağırıyor.

Evet, birinci boru vakası; Ergenekon diye bir örgütün varlığından ziyade, büyük bir kumpasın kurulmakta olduğunun anlatılmaya çalışıldığı BEYHUDE bir çabaydı!

Öyle görünüyor ki, bu “ikinci boru vakası”nda ise birileri, sanki FETÖ’nün siyasi ayağını saklayabilmek için çabalıyorlar.

Ama bilin ki, bu çaba da BEYHUDEDİR.

Ne yapılırsa yapılsın, o ayak er ya da geç ortaya çıkarılacaktır.

Çünkü, hiçbir gerçek sonsuza dek gizli kalmaz.

CEVAP VER