Beni Döv

0
318

Geniş ovayı çevreleyen tepenin eteklerinde kurulmuş bir kasaba.
Tepenin eteğine sıralanmış evler ve okul, sanki genç köylü kadının alnına taktığı siz deyin altın dizisi, ben diyeyim renkli çiçekler gibidir. Ovanın yanı başından Menderes nehri geçer, sanki Ege’nin yaz sıcağında yeşil eteklerini toplarda ayaklarını sokar Menderes’e ve sokarak serinler yazın sıcağında. Görenlerin genç bereketli köylü kadınına benzettiği ova, aslında bazen çözümsüz kızları, gelinleri de koyu sazlar arasında bağrına basmıştır, dipsiz yeşilimtrak karanlığında, gizlerini öğrenmek bile istemeden kabul etmiştir onları sessizce.
İşte böyle bir yerde bir okul ve genç bir öğretmen, yirmidört yaşında. O ovanın çocuğu okumak için gittiği yaban ellerde öğretmen olmuş ve doğduğu kasabaya öğretmen olarak atanmış. Köyün çocuklarını, ailelerini tanıyor, hatta toprağın dokusunu, güneşin yakıcılığını, kışın sert esen kuru rüzgarını da. Kasabanın mayasını biliyor, sadece onun için yeni olan sınıfındaki çocuklar ve onların körpe beyinleri geliştirmek, kendilerine ve ailelerine bile eleştirel bakabilmeyi öğretmek. İkinci yılı öğrencileriyle. İkinci sınıf öğretmeni. O gün girdi sınıfa ilk ders. ”Günaydın” dedikten sonra öğrenciler yerine oturdu. O zamanlar öğretmen sınıfa girince öğrenciler ayağa kalkardı, otur demeden de oturmazlardı. Bu öğretmene duyulan saygıydı. Şimdi durum nedir, bilmem. Gözlerinin birinde alt gözkapağında ben vardı, genç yüzü çevik bedeni ve o benle daha belirginleşen gülen gözleri vardı sanki. O gün daha bir farklı geldi öğrencilerine. Sakin halinden eser yoktu. Sınıfın ortasına, karatahtanın önünde durdu ve bir kaç kez yüksek sesle “beni dövün” dedi. Öğrenciler, öğretmenlerinin ne dediğini anlamadıkları için, şaşkın bakışlarında ki anlamsız ifadelerle birbirlerine bakıştılar. Öğretmen kararlıydı “Hadi yapabilirsiniz, otuz kişi beni dövebilir, hadi korkmayın, dövün beni” diye ısrarını sürdürdü. Sınıfın şımarık öğrencisi Sezen, yavaşça kalktı, sonra diğeri, sonra başkası derken yirmidokuz öğrenci arı kovanı gibi üşüştü öğretmene. Herkes vuruyordu, kimileride öğretmenlerinin kafasına vurmak için boyları yetişmediğinden sıraların üzerine çıkmıştı. Hacı Mustafaların küçük kızı yumruklarını karnına doğru savuruyordu, boyu öğretmenin kemerine anca geliyordu. Tek bir çocuk kımıldamadı oturduğu yerden, vurmadı, masmavi gözleriyle olanları izliyordu. Hacı Mustafaların küçük oğlu Hacı. Zaten o sınıfın en sessizi, sanki çocuk değil, adıyla öyle bir ağırlık koymuşlarki çocuğa sanki üstüne taş basılmış zeytin çuvalıydı. Hiç sesi duyulmaz, onun için onun kalkmamış olmasının bir haber değeri bile yoktu. On dakika sürdü bu hazır kurbanı dövme sahnesi. Öğretmen birden yüksek ses tonuyla “herkes yerine otursun” dedi. Hızını alamayan çocuklar duymak bile istemedi. Öğretmen ikinci defa daha sert ses tonuyla “herkes yerine otursun” diye bağırdı. Öğrenciler çil yavrusu gibi dağılıp yerlerine oturdular. Öğretmen sırayla her öğrenciye”Beni niye dövdün, beni dövmek için haklı bir sebebin varmı” diye sordu. Öğrencilerin yanıtı neredeyse aynıydı “siz söylediniz öğretmenim, onun için ” tavırlarıda birbirine benzer süklüm,püklüm.
Öğretmen, yirmidokuz öğrencisin den yanıtı aldıktan sonra ” Ben bile söylemiş olsam, kendi haklı gerekçeniz yoksa beni dövemezsiniz, siz koyunmusunuz, şuradan uçuruma atlayın desem atlayacak mısınız? Aklınız yok mu? Sürü müsünüz? Aklınızı niye kullanmıyorsunuz? Neden? Niçin? Sorularını sormak bu kadar mı zor? Sizi böylemi yetiştiriyorum ben? Böyle devam ederseniz güden çok olur sizi, hayır demek niye zor geliyor size. Aklınızla düşünün ve hayır demeyide öğrenin, insan düşünen hayvandır dememişmiydim size, ha birde gülen hayvandır da demiştim. Ama insanın onurlu olabilmesi için önce düşünmesi gerekir, kimseye uydu olmaması gerekir, bu ben olsam bile “dedi.
Sınıfta çıt yok, herkes önüne bakıyor ve öğretmenin sözleri o küçük beyinlerinde kırbaç gibi şaklıyordu, sadece Hacı Mustafaların küçük oğlu Hacı mavi gözleriyle direk öğretmene bakıyor arada gözlerini yan sıralardaki çocuk sürüsüne doğru gezdiriyor tekrar öğretmene bakıyordu haklı olarak hiç utanmadan.
Yıl 1970 Ege’nin bir kasaba ilkokulu ve genç öğretmeni, Muhsin Daldan.

Hatice Usun

CEVAP VER