AMAÇ NE?

0
56

13669159_982288168584595_7342894962279363376_n(Sorular ve Sorunlar)

Bizler büyük Türk milletinin asli bir parçasıyız.

O’nun şanlı ordusuyuz.

Bizler Malazgirt’in, Miryakefelon’un, Mohaç’ın ve Kosova’nın askerleriyiz ve bizler Sakarya’nın, Dumlupınar’ın, Beşparmakların, Cudi’nin, Gabar’ın, Sur’un ve Nusaybin’in kahramanlarıyız!

İçimize yerleştirilmiş kanı bozuk bir %1,5 çıktı ve vahim bir hata yaparak, elindeki silahı hem size hem de bize doğrulttu!

Biz kim miyiz?

Biz; ordusuna, vatanına, milletine, devletine, bayrağına, kanunlara ve demokrasiye bağlı %98,5’iz.

Bizler üniformalarının şerefine leke sürdürmemiş, bunun bedelini canla ve kanla ödeyerek gereğini yapmış ama bugün adeta kan ağlayan vatan evlatlarıyız.

Çünkü kışlalarımızın suyunu kestiniz…

Elektriğini kestiniz…

Yakıtını kestiniz…

Nizamiyelerimizin önlerine çöp araçlarını, hafriyat kamyonlarını, kepçeleri ve dozerleri koydunuz… Yetmedi beton bloklar oturttunuz…

Ve sizler; bu şekilde davranarak tamamını darbeci olmakla yaftaladığınız Türk ordusunu, yani dünyanın en güçlü ordularından birini durdurdunuz… Öyle mi?

Tankların kuvvet ve kudretinden bihaber olanlara tavsiyem, zahmet edip internetten tankların teknik özelliklerine ve kabiliyetlerine kısaca bir göz atmaları ve sadece birkaç tane 2’nci Dünya Savaşı’nı anlatan film izlemeleridir. Bir tankın içindeki savaşçıların teslim olmadan bir tankın teslim alınmayacağını en iyi gösteren filmlerden biri de “Fury” filmidir.

Sizce o tanklar o kışlalardan çıkacak olsalar, onlara bir nizamiye, bir kapı mı lazımdır? Askerliğini tankçı olarak yapanlar çok iyi bilirler ki, zırhlı araçlar için kışlanın bütün sınırları çıkıştır.

Bir darbe kalkışmasına karşı halkın tutumu elbette çok önemlidir. Ama artık ne olur anlayın ve şu kepazeliğe bir son verin.

Çünkü aslında o tankları ve o uçakları sizler durdurmadınız.

Kim mi durdurdu?

Kahraman Türk ordusunun bu haince kalkışmaya pirim vermeyerek, demokrasinin yanında yer alan ezici %98,5’i durdurdu.

Çünkü gerçek şudur ki; tankı tank durdurur, uçağı da uçak… Gerçekten de öyle olmuştur.

Kalkışmanın ana üssü olarak kullanılan Akıncı Üssü’nü, komuta karargâhını ve pistlerini vurarak etkisiz hale getiren ve yine darbe yanlısı helikopteri vurarak düşürenler yine bizim askerlerimizdir.

Tankları durduran gerçek ise; ne polisin toması, ne de sokağa dökülen halk yığınlarıdır. Polisin ve halkın önemli bir etkisi olmuştur kabul, ama esas etken arkası gelmeyen tank desteğidir.
Konuyu şöyle açalım ki daha iyi anlaşılsın. Yapılan resmi açıklamaya göre, kalkışmaya katılan tank sayısı Türkiye genelinde 74’dür. Bu da sadece 2 Tank Taburu yapar. Bu tanklar; o gün, parça parça ve değişik değişik yerlerde (üstelik mürettebatının bir kısmı ne olduğundan habersiz vaziyette) bu kalkışmaya katılmışlardır. Bu parça parça ve küçük/zayıf kuvvetlerin arkası gelmeyince de; bir kısmı gerçeği anlayıp, bir kısmı pişman olup, bir kısmı da başka çaresi kalmadığı için mecburiyetten teslim olmuşlardır.

Çünkü bir askeri harekât sadece tank istemez, bittikçe bütünlenecek mühimmat, öldükçe tamamlanacak insan, acıktıkça doyurmaya yarayacak erzak ve her şeyden önemlisi moral, motivasyon, umut ve özgüven ister. İşte %98,5 tarafından bu ihtiyaçların tamamı kesildiği için ve umutları söndürüldüğü için darbeci tankçılar teslim olmuşlardır.

Artık o ilk günlerin tozu dumanı ortadan kalkmıştır, gerçekler gün yüzüne çıkmış ve çıkmaya devam etmektedir.

Öyle ise, hala daha kışlaların önünde kurulan bu barikatlarla ne yapılmaya çalışılmaktadır?

Yoksa “asker millet” olma özelliğini Mete Han’dan beri sürdüre gelmiş bu aziz milletin ordusuyla arasına buz duvarları mı örülmek istenmektedir? Yoksa yeni yeni küskünlük ve hatta kin ve nefret tohumları mı ekilmek istenmektedir?

Bu şekilde davranılarak halkın yanında yer almış %98,5 küstürülerek, örselenerek ve aşağılanarak nereye varılacaktır?

Kalkışmaya katılan üslerin kapatılacağı, kışlaların lağvedileceği açıklanmış, askeri okulların ve akademilerin kapılarına kilit vurulmuştur!

Sorarım size:
Kalkışmada kullanılan üslerin ruhu mu vardır?
Uçurulan uçaklar birer canlı varlık mıdır?
Yürütülen tankların kendilerine münhasır kişilikleri mi vardır?
Harp Akademilerinin, askeri lise binalarının ve tesislerinin bina olarak ayrı iradeleri mi vardır?

Yoksa bunların her biri, bir bıçak örneğindeki gibi sadece birer araç değiller midir?

Örneğin bir bıçak; bir katilin elindeyken adam doğramakta, bir ev hanımının elindeyken ise salata doğramaktadır. Yani katilin elinde olması bıçağın suçu, ev hanımının elinde olması bıçağın iyiliği değildir. Çünkü onun bir ruhu yoktur. Suç bıçağı katilin eline verenlerdedir.

Eğer akıl tutulması yoksa; üslerin personelini, tankların kullananını, kışlaların komutanlarını, okulların da hocalarını değiştirirsiniz bu iş olur biter.

Türk milletinin kazanımları ve Türk ordusunun uzun yıllara sâri deneyimleri ile meydana getirilen bu üsler, kışlalar ve tesisler sanki işgal altındaymışız gibi kapatılıyorsa…

O zaman Aziz Türk milletin sadece şerefli bir bireyi olarak sormak hakkımızdır. Ne yapılmaya çalışılıyor?

Bu yapılanların orduyu darbecilerden ayıklama ile ne alakası vardır?

Bilirsiniz bir Türk atasözü der ki; “Tilkinin çektiği kürkü belasıdır”. Kuleli Lisesi başta olmak üzere birçok okulumuz, üssümüz ve kışlamız arazi olarak iştah kabartan yerlerdedir. Ummam ama, mesele sakın rant meselesi olmasın?

Bu arada, ebedi Başkomutanımız Atatürk’ün “Türk Jandarması bir kanun ordusudur” diye tabir ettiği Jandarma Teşkilatı’mız İçişleri Bakanlığı’na bağlandı.

Gerekçelerden birisi de, gelişmiş ülkelerde bu böyledir söylemi.

Biz Türkiye olarak, jandarma modelini Fransa’dan örnek olarak almış ve ilk jandarma subaylarımızı Fransa’ya eğitime göndermiş bir ülkeyiz.

Evet, Fransa jandarmasını 2009 yılında İçişleri Bakanlığına bağlamış bir ülkedir. Fakat şimdi Fransa’ya bu konuda bir dokunun bin ah işitirsiniz. Çünkü, Fransız jandarmasının o tarihten itibaren etkisizleştiğini ifade edenler yine Fransızlardır ve Fransa bu hatadan dönmek üzeredir.

Unutmayalım ki, Fransa’da polis ve jandarma olayları önlemekte etkisiz ve başarısız kaldıkları için bugün Fransa’da OHAL uygulaması vardır. Bu nedenle Eyfel Kulesi’nin ayaklarının dibi başta olmak üzere Fransa’nın her yerinde tam teçhizatlı ordu güçlerini güvenliği sağlarken görürsünüz.

Şimdi dönelim AB ülkelerine: Hollanda, Romanya, İtalya ve Polonya gibi ülkelerde jandarma İçişleri Bakanlıklarına mı bağlıdır?

Rusya, Kanada, Hindistan, Şili, Pakistan, Sırbistan ve İsrail gibi ülkelerde jandarmanın kimliği askeri kimlik değil midir?

Dönelim yeniden Türkiye’ye;

“T.C. İçişleri Bakanlığı Araştırma ve Etütler Merkezi” resmi internet sitesinde bizzat ifade edildiği gibi “Jandarma Birlikleri, 1914-1918 tarihleri arasındaki Birinci Dünya Savaşı ile 1919-1922 tarihleri arasındaki Kurtuluş Savaşımızda, hem iç güvenlik görevlerini sürdürmüşler, hem de birçok cephede Silahlı Kuvvetlerin ayrılmaz bir parçası olarak yurt savunmasına iştirak etmişlerdir. Jandarma Birliklerinin bu savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ve yararlılıklar her türlü övgünün üzerindedir.” (http://www.arem.gov.tr/19-yuzyildan-gunumuze-jandarma)

Günümüzde de, Jandarma’nın savaş durumunda Silahlı Kuvvetlerin diğer unsurlarıyla birlikte düşmana karşı kullanılması planı vardır. İşte onun için Jandarma’nın askeri bir hüviyeti var ve onun için bir yönü ile Genelkurmay’a bağlı idi. Takdir edilir ki; barışta birlikte ve koordinasyon içinde çalışmayan, aynı eğitimi almamış, aynı bakış açısını kazanamamış ve aynı dili konuşamayan kurumlar savaşta birlikte çalışamazlar!

Bu da Türk ordusunun dış tehlikelere karşı zayıflatılması veya zaafa düşürülmesi sonucunu ortaya çıkarmaz mı?

Öyle ise bir kanun ORDUSU olan Jandarmayı sivilleştirerek yapılmak istenen nedir?

Sakın, Türk jandarması sivilleştirilmek istenirken siyasileştirilecek olmasın?

Bu arada Türk ordusunun Mete Han’dan bu yana başarısının en büyük sırrı disiplin ve mutlak itaattir.

Sakın, bilerek veya bilmeyerek; Türk ordusu “mutlak itaat”ten “mutlak itiraz”a evriliyor olmasın?

Yüce Allah büyük Türk milletini ve kahraman Türk ordusunu korusun ve her daim muzaffer eylesin.

(Dananın altında buzağı aranmadan okunması dileğimle, sevgiyle, mutlulukla ve bilinçli kalın.)

CEVAP VER