YÜZDE YÜZ YERLİ JİP FABRİKASI NEDEN KAPANDI?

0
1709

YÜZDE YÜZ YERLİ JİP FABRİKASI NEDEN KAPANDI?

KEMÂL KAPLAN

Bugün tartışılan yüzde yüz ‘yerli otomobil’ üretimi tartışmaları, daha çok AKP hükümetinin politikası olarak görebiliriz. Lakin yüzde yüz yerli otombil isteyen hükümet, yüzde yüzde yerli üretim JİP fabrikasını kapatmıştır.

Atatürk 1930’larda sanayinin millileşmesi gerektiğini, montajla bir sanayi oluşamayacağını defaatle belirtmesine rağmen, hiçbir zaman onun bu istediği gerçekleştirilmemiştir.

AKP göreve geldiğinden itibaren sanayinin millileşmesi hususunu dile getirmesine rağmen, sanayii millileştirmeye çalışırken, bir çok alanda (kamu dahil) yabancı sermayenin ağırlığını görüyoruz.

Askerlik yapan her Türk erkeği, adı önce Willy’s, sonra aynı karoserde; ismi TUZLA olarak değişen cipleri gayet iyi bilir.

Adnan Menderes’in sevgilisi Suzan Sözen’in ilk eşi olan Nejat Verdi ve kardeşi Ferruh 1954 yılında Amerikalılar’la ortaklık kurarak Jip fabrikasında üretime başladılar.

YERLİ TUZLA JİPİ

1954 yılında Tuzla’da kurulan ve yüzde 25’i Amerikan sermayesi olan Türk Willys Overland Tuzla Jeep Montaj Fabrikası üretime başladı. Başlangıçta jip üreten firma daha sonra kamyon üretmeye de başladı. Fabrika daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’ne devredildi.

Aynı fabrikada;

Fabrikada 1986 yılından itibaren ‘T Model’ adıyla jiplerin yerlileştirilmesi çalışmaları yapılıyordu.

1990’lı yılların ortalarına gelindiğinde artık yüzde yüz yerli GT ve GTD modelinde askeri jip üretilmeye başlandı. Türk Patent Enstitüsü tarafından ‘Tuzla 1013’ adıyla tescil edilen jipler ‘T’ logosunu kullanmaya başladı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan alınan ihracat belgesiyle de, araçların ihracat yolu açılmış oldu.

2006 yılına gelindiğinde hiçbir gerekçe gösterilmeden fabrika üretimi durdurur ve kapanır. Patenti alınmış, ihracat belgeleri tamamlanmış, bir marka oluşturulmuş, yüzde yüz yerli yapım başarılmış, FABRİKA NEDEN KAPATILMIŞ? Muamma…

 ‘DEVRİM’DE İKİ BİLİNMEYEN İNSAN FİGÜRÜ

Askeri darbeler bu ülkeyi her ne kadar geri götürmüş, antidemokratik yönetim modeli uygulanmış olsa da, 1960 darbesinden sonra yönetimi ele alan cunta hükümeti, ‘millileşme’ çalışmaları yapmıştır. İlk yerli otomobil ve ilk yerli lokomotif dönemin cuntasının isteği ve teşvikiyle olduğunu hepimiz biliyoruz.

İlk yerli otomobilin başına gelenleri; deposuna yakıt konmamasını veya depodaki yakıtın boşaltılarak sabote edildiğini uzun yıllar sonra öğrenmiştik. Aslında DEVRİM bir mucize çalışmanın eseri olmuş ve başarılmıştır. Aşağıda, DEVRİM hikayesinde iki bilinmeyen insan figürünü anlatacağım.

**********

İkisiyle de hayatlarının son yıllarında tanıştım. Filmlere konu olan DEVRİM otomobillerinin hikayesini onların ağzından dinledim. Biri ömrünü Türk Sanayisine adamış, ilk UÇAK MOTORUNU yapan, vatansever ŞÜKRÜ ER(1923-2012), diğeri 30’lu yıllarda devlet bursu ile ABD’ye gönderilen ve darbe dönemlerinin vazgeçilmez SANAYİ BAKANI, TÜSİAD kurucusu ve ilk başkanlarından ŞAHAP KOCATOPÇU(1916-2012).

1960 darbesi sonucu iş başına gelen askeri hükümetin başında bulunan Cemâl Gürsel, 1961 yılında yüzde yüz yerli otomobil yapılması için talimat verir. Binbir zorlukla 130 günde Türk mühendisleri 4 adet otomobil yapmayı başarır. Otomobillerden ikisi 29 Ekim törenlerine katılmak için Ankara’ya gönderilir. Cemal Gürsel DEVRİM adı verilen otomobillerden birine binerek, TBMM’ye gelirken, araç durur bir daha da çalışmaz. Devrim Projesi başarısızlıkla sonuçlanmış, seri üretime hiçbir zaman geçilmemiştir.

Yakın tarihe kadar bilinen gerçek buydu. Bilinmeyen veya az bilinen bir başka gerçeği de iki tarafın kahramanlarından dinleme fırsatı buldum.

Yıl: 2005. Türk sanayinin duayenlerini araştırırken, işin emektârlarından Şükrü Er adını duymuştum. Türkiye’de ilk benzinli motoru üreten çeşitli kamu kurumlarında üst düzey yöneticilik yapmış, motor yüksek mühendisi Şükrü Er, aynı zamanda Devrim Otomobilleri Projesi’nde yer alan vatansever bir şahsiyet. Kendisine ulaştım, ilerlemiş yaşına rağmen benimle görüşmeye razı oldu. Yer: Metal Sanayicileri Sendikası binası, Ankara.

“Devrim otuz yıl sonra bile çalışıyordu”

Şükrü Er yaşamının mihenk noktalarını, Türk sanayinin nereden nereye geldiğini anlatırken, söz Devrim’e geldi: “Projede yer alan mühendislerden biriyim. Devlet Demiryolları’nın Eskişehir fabrikasında bir alan bize tahsis edilmişti. Ankara ve Sivas fabrikaları da bize destek veriyordu. İnsan üstü bir performansla dört ayda dört otomobil ürettik. Bu dört otomobil için üç tipte, on adet de motor ürettik. Dünyada görülmemiş şey… Bir kısmı mühendislerden oluşan 30 kadar personel alınlarının akıyla projeyi bitirdi. İki tanesi 29 ekim için Ankara’ya gönderildi. İlk orada halkın karşısına çıkacaktı. Araçlardan birine yakıt konmamış. Gürsel bu araca bindi araç durunca tüm basın, buraya hücum etti. Arkadan gelen ikinci araç paşayı alıp meclise gitti. Lakin kimse bundan söz etmedi. Biz çalışmaları sürdürürken, gazetelerde günlerce aleyhte yazı çıkmıştı. “Türkler otomobil üretemez” diye kampanya başlattılar adeta. O dönem sanayi bakanı olan Şahap Kocatopçu projeyi şiddetli kınayanların başında geliyor. Onunla çok kavgalarımız olmuştur. Bürokrasi içinde aleyhte bir lobi oluşturulmuştur. Devrim’in üretilmeme sebebi başarısızlık değil, tamamıyla siyasidir ve ABD baskısı vardır arkasında. Amerika’dan çok sayıda yetkili gelip temaslarda bulunmuştur. Araca benzin konmaması veya depodan benzinin boşaltılması ise resmen sabotajdır. Zamanın hükümeti yabancı destekli bu lobiye direnememiştir. Bu araçlar biri halen Eskişehir’de. Olayların üzerinden 30 yıl geçtikten sonra, gidip gördüm ve içine girip çalıştırdım. Hiçbir sorun yoktu”

Şükrü Er’in anlattıkları içimi sızlatmış Türk milletine yapılan bu haksızlığı hazm edememiştim doğrusu.

Amerika önce engelledi sonra kendi üretti

Aylar sonra, kendisini önceden tanıdığım Şahap Kocatopçu’yu evinde ziyarete gittim. 89 yaşındaydı ve sağlığı oldukça iyiydi.

Kocatopçu da Türk sanayisine büyük emek vermiş, iki kez-darbe dönemlerinde-sanayi bakanı olarak görev yapmış, TÜSİAD kurucularından ve ilk başkanlarından, 26 yıl Şişe Cam genel müdürlüğü yapmış, bir zat-ı muhterem. 1930’lu yılların sonunda yüksek öğrenim için devlet bursuyla, önce Belçika’ya II. Dünya Savaşı başlayınca ABD’ye gönderilmiş.

Okul yılları, Türk sanayisi… Mevzu uzuyor, bir türlü Devrim konusu açılmıyordu. Bir ara söze girdim: “Efendim Devrim’den bahseder misiniz. Siz o dönem Sanayi…” “bakanıydınız” dememe fırsat vermeden, yaşından beklenmeyecek bir hiddetle, “Bana ondan bahsetme” diyerek cümleyi bitirmeme fırsat vermedi. Sonra sakinleşti, duruldu, ben şaşkınlığımı üzerimden atamadan anlatmaya başladı: “O zaman Şişe Cam genel müdürüyüm. Gürsel Paşa emretti, sanayi bakanı olarak göreve başladım. Birgün beni huzuruna çağırdı. Yerli otomobil üretmenin olasılıklarını sordu. Bunun mümkün olmadığını söyledim. Aradan bir süre geçti. Projeyi başlatacaklarını söylediler. Ben şiddetle karşı çıktım. Üretim mümkün olsa bile, rantabl olamazdı. 60’lı yıllarda ülkede kaç araç vardı ki, seri üretime geçilse, o kadar aracı alacak potansiyel müşteri yoktu.”

Cemâl Gürsel kararlıdır. Kocatopçu engel olamayınca istifa eder.

Aklıma ilk;1929 yılında kurulan ve ihracat şartı getirilen Ford’un Tophane’deki ilk montaj fabrikası geldi (satamazsan ihraç edebilirdin). Ardından Devrim’den sadece 5 yıl sonra Koç ve Ford ortaklığıyla kurulan fabrika geldi. Türk milletine YERLİ OTOMOBİL diye ANADOL’u yutturmuşlardı.  18 yıl boyunca üretilen Anadol satış sıkıntısı çekmemişti! (87 bin adet satıldı.)

O dönemde iç talep 3 – 5 bin adet olarak bilinirken, ilk çıkacak Anadol için 76 bin kişi başvurmuştu. Ancak Anadol yılda 8 bin adetlik üretilebildi. 1.5 yıl kadar sıra beklemek  gerekiyordu.

40’lı yıllarda başlayan ABD yardımı, özellikle motorlu taşıtlar alanında artmıştı. Hibe olarak askeri kamyon, cip,  yedek parça veriliyordu. Yerli araç üretilmesine ABD en büyük engeldi.

DEVRİM’i durduran Amerika 5 yıl sonra kendi firması FORD ile Türkiye’de otomobil üretimine yeşil ışık yakacaktı.

CEVAP VER