Vişne Reçeli

0
29

(Bahçe, sokak oyunları, ikindi kahvaltısı, vişneli ekmek, banyodan sonra Uludağ gazoz, vb. 1970’li yıllarda her şey çok güzeldi… ellerine sağlık arkadaşım, daha uzun yıllar bu güzel lezzetleri tatmaya ömrümüz yetsin…)

MASALIMSI YAZILAR (80)

VİŞNE REÇELİ…

Yine geldi vişne mevsimi. İstisnasız her yıl, ama her yıl; vişne reçeli kaynatırım. Ocağın başında dakikalarca dikilirim, bıkmadan, yorulmadan. Köpükler kabarmaya başlayınca, itina ile kaşığa alır, bir tabakta toplarım. Gözlerim, o muhteşem bordo renge dalar, zaman tüneline girerim…

Yıllar önceydi, 8, bilemedin 9 yaşlarındayım. Yine Temmuz-Ağustos ortaları. Sıcak mı sıcak, neredeyse buharlaşacağız. Bir akşam üstü, mahalledeki bütün çocuklar –kızlı-erkekli-, Güngör’lerin bahçesinde toplandık. Kocaman bahçe, her çeşit ağaç var, her taraf gölge. Eh, ağaç olur da, esinti olmaz mı, püfür püfür. Oyunlar gırla. Kukalı saklambaç…sıkıldık mı? Dokuz taş- ortada ebeli-, seksek, uzun eşek ( kızlı erkekli), ip atlama. Ağız dolusu gülüşler. Gülmekten karnımıza ağrılar girerdi. Ne vardı acep, bu kadar içten gülecek? Ahhh çocukluk işte…
Bir ara, yorgunluktan, bütün çocuklar ağaçların altına dağıldık. Benim oturduğum ağacın altına, -evin, bahçenin sahibi- Güngör ve kardeşi Mine de geldi. Mine, eteğini torba yapmış taşları doldurmuş, 30 taş oynamak istedi. İşte tam bu sırada; ömrüm boyunca unutamayacağım, çocuk yüreğimde onulmaz yara açan manzara ile karşılaştım: Güngör ile Mine’nin annesi Hatice Teyze, iki elinde iki dilim ekmekle yanımıza geldi. Birini Güngör’e, diğerini Mine’ye verdi.

Bir ekmek dilimi düşünün: Fırından yeni çıkmış, kabarmış, yuvarlacık. Şimdiki avucum büyüklüğünde, kalın bir kenar kesilmiş. Üzerinde bir parmak kalınlığında tereyağ, buram buram kokuyor. Onun da üstünde, vişne reçeli, bol taneli, muhteşem kırmızısı ve kokusu ile. (Vakit de, akşam üstü, oyundan sonra bide acıkmışım ki). Çaresizim, onlar yerken, bakamıyorum, bi lokma isteyemiyorum da. Çünkü; AYIP derdi annem. ‘Biri bişey yerken, bakmak, istemek ayıptır. Verse bile almayacaksınız’. Ama, çocukluk işte, göz ucuyla da olsa, iştahla yiyen arkadaşlarıma bakıyorum. Onlar ısırdıkça, tereyağ-recel patlıyor, yanaklarına, burunlarına bulaşıyor. Manzaraya dayanamadım, bi yanda da anne korkusu; çaresiz yerimden kalktım. Şıpıdık terliklerimi sürüye sürüye eve geldim. Çocuktum ama isyan etmeyi çok erken öğrenmiştim. Eve geldim, divana uzandım, içim geçmiş. Annemin sesi ile uyandım. Elinde bir tabak ve kocaman, sıcacık bir dilim ekmek. Üstünde bir parmak tereyağ ve bol taneli vişne reçeli. Kapı komşumuz Nebahat Teyze, bir kase tereyağ, bir kase vişne reçeli getirmiş…çocuklar yesin diye.
Bir yanda Hatice Teyze…bir yanda Nebahat Teyze…

KOMŞUDA PİŞTİĞİ İÇİN Mİ, BİZE DE DÜŞMÜŞTÜ….YOKSAM; TANRI; BU KÜÇÜK KIZIN İSYANINI MI DUYMUŞTU?
MasalPerisi

Şeyda Onat

CEVAP VER